Connect with us

Bomba

SÜPER KAHRAMANLARI TANIYALIM #2: HELA KİMDİR?

Yayınlandı

on

Thor: Ragnarok fragmanı geldiği gibi milyonlarca yeni fikir oluşmasını sağladı. Herkesin ortak görüşü ise filmin Guardians of the Galaxy’e oldukça fazla benzemesiydi. Kullanılan renkler, çekim yöntemleri, kullanılan müzik bile. Bu yüzden fragman sonrası baya bir caps yapılacaktır. Ancak bizim konumuz ne film ne Thor. Bu ikisinin ortak noktası olan Ölüm Tanrıçası Hela!

Moda girmek isteyenler için fragmanda çalan eserle başlayalım!

giphy

Orijin Hikayesi

İskandinav tanrılarından ölülere liderlik eden ‘Hel’ tanrıçasından esinlenen bir karakter. Eskilere dayanan bir çizgi roman geçmişi var. 1964 yılında Stan Lee ve Jack Kirby’nin yarattığı Hela karşımıza Journey Into Mystery #102 sayısında çıkıyor. Hela, Buz Devleri’ nin memleketi olan Jotunheim’a kayıtlı. Angrboða ve Loki’nin kızıdır. Hemen heyecanlanmayın ama, bu bildiğimiz Loki değil. Onun reenkarnasyonu. Hela’nın gücü Odin tarafından iki dünyada kabul edildikten sonra Ölüm Meleği olarak bilinmeye başladı. Ancak işler istenildiği gibi gitmedi. Hela’ya, gereken güçler verildiği halde, Valhalla üzerinde hakimiyeti tanınmadı. Valhalla, bilindiği gibi Asgard sadıkların ve sadıklara ibadet edenlerin huzur bulduğu yerdir. Yani cennettir. Hela’nın Odin’in ve Thor’un ruhlarını kazanma arzusu, onu birçok kez Asgard ile savaşmaya itmiştir. Hatta ölüleri etkisi altına alıp, ordu kurarak Asgard’ı fethetmek için büyük bir savaş vermişliği bile vardır. Ancak fragmanda da gördüğümüz Skurge, kendini feda ederek Asgard bu işgalden kurtulmuştur. Asgard’ın Tanrıları The Norns, Hela’nın Ragnarok, yani kıyameti başlatacak kişi olacağını öngörmüşlerdir.

Hela ve Loki, zamanında Balder the Brave’i öldürerek kıyamet olayını başlattı ve Asgard’ın kapılarına bir canavar ordusu gönderdi ancak planları başarısız oldu. Ragnarok, sonunda Asgardlılar için geldi ve Hela da geri kalan Asgardiyanlarla birlikte öldü.

İyi bilgi: Thor uyandırılıp ve evrende yeniden doğduğu zaman, Loki tarafından kandırılıp Hela’yı yanlışlıkla canlandırdı.

Hela, mistik villainleri bir araya getiren Mephisto, Blackheart, Dormammu ve Satannish’in dahil olduğu şampiyonlar liginin vazgeçilmez bir üyesi olarak bize göz kırpıyor.

Çizgi romandaki minik paradox; Hela savaşta kaybettiği elini Leah adında bir elçiye dönüştürdü. Kız yeniden doğan, masum genç Loki ile arkadaş oldu. İkili, romantik tavırlar sergiledi ve aşık oldular.  Ama daha sonra Loki genç de olsa, günahsız da olsa içinden gelen Loki genleri ile bir işe kalkıştı. Leah’ın yeni bir versiyonunu evrene yansıttı. Bu işte duble paradox. Hatta efsane bir paradox. Loki ve Hela, bu yeni Leah’yı Loki’nin eski, kötü niyetli benliğinden korumak için zamanın başlangıcına geri göndermeyi planlıyorlar.

Bu kadar bulanıklıktan sonra gizeme yolculuk adlı çizgi romanın devam hikayelerinde yer alan ana tema şudur efendim, Leah’ın yüzyıllar boyu büyüyerek Hela olması anlamına gelir. Bu, Hela’nın orijinal kökenini yansıtan bir çeşit zaman paradoksu yaratır.

Güçleri:

4acc291b7921

İnsanüstü kuvvet ✓ : Yabancı kaynaklara göre 100 ton (ortalama Asgardlı kadın yaklaşık 25 ton kaldırabilir) ve üzerine kadar kaldırabildiği, Thor’u tutup ayak parmakları üzerinde durabildiğinden bahsedilmiş ve sınırsız bir fiziksel dayanma kuvvetine sahiptir. Hela, tüm Asgardlılar gibi çok yavaş yaşlanan, tüm hastalıklara karşı bağışık ve konvansiyonel yaralanmaya karşı dirençlidir (Asgardlı eti ve kemiği, benzer insan dokusundan 3 kat daha yoğundur). Asgardian metabolizması, tüm fiziksel aktivitelerde insan dayanıklılığından çok daha fazlasını verir.

Ölümün Kontrolü ✓ : Çoğu kişiye göre Hela’nın MCU’nun DEATH karakteri olacağını ve buradan Thanos’a bağlanacağı yönünde dedikodular var. Death rolünü Eva Green’den başkasını düşünemiyorum ancak Cate Blanchett’in rolüne ne de güzel uyduğunu fragmandan bile anlıyoruz ama bunlar yetmez. Hela, Asgard’ın ölüm tanrıçası olduğundan ellerinde yaşam ve ölümü taşır. Bizim bildiğimiz ölüm ile Asgardlının bildiği ölüm birazcık farklı. Bizler için öldükten sonra fiziksel alem ile bütün iletişimimiz kesilir ancak tanrıların ölümünde ölüm tanrıçası, ruhların yolunu belirleyene kadar o ruh, beden içerisinde kalır. Tüm bu ruhların ise geleceklerinin çizilmesini bekledikleri yer Hel ve Niflheim’dır. Savaşta kahramanca ölen kişiler Einherjar olarak tanınır ve ruhları bedenlerinde kalır. Hela ise bu kişilere Valhalla’ya yolculuklarında bu kahramanlara eşlik eder. Dokunuşu ile bir ölümlüyü ve tanrıları öldürebilir. Öldürmeyip, herhangi bir tene dokunursa o kısmı yaşlandırabilir. Baya sağlam tanrıça anlayacağınız.

Yaşam bahşetmek ✓ : Ölen tanrıların ruhları, bedenlerini terk etmezse ve Hela isterse o tanrılara tekrar hayat sağlayabilir ancak bunu çok tercih etmediği belirtilmiş.

Saldırı yetenekleri ✓ : Elinde oluşturduğu mistik bir güç ile adına Hand of Glory adını verdiği ve tüm Asgardlıları eritebilecek kadar güçlü bir saldırısı vardır. Nightsword adında bir kılıcı kullanır ve kılıç ustalığı vardır.

Bunların yanı sıra Asgardian tanrılarına özgü niteliklere sahiptir. İnsanüstü hız, dayanıklılık, çeviklik ve dayanıklılığa sahiptir. Pelerinini giyerken, ırkının büyük çoğunluğundan daha güçlüdür.

Zayıflığı:

Hela’nın pelerini onun gerçek görünümünü gizler. Pelerini olduğu zaman son derece sağlıklı gözüken Hela, pelerin çıktığında sağ tarafı canlıyken sol tarafının tamamı ölü ve çürümüştür. Valhalla da ölüler üzerinde hiçbir gücü yoktur ve onları yönlendirmesi mümkün değildir.

Thor: Ragnarok 3 Kasım 2017’de sinemalarda!

 

Okumaya Devam Et
2 Comments

2 Yorumlar

  1. Burak

    11 Nisan 2017 at 20:22

    Koskoca Zeppelin parcasini guardians of the galaxy temasi olarak mi goruyorsun, allah affetsin

    • Anıl Kaleli

      11 Nisan 2017 at 20:46

      Led Zeppelin 60’ların sonu ve 70’li yıllara ait bir gruptur. Galaksinin Korucuyularının izlediği yol da aynıydı. Peter’ın kasedinde o yıllara ait bir sürü parça vardı. Bu yüzden benzerler.

Cevap Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bomba

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Yayınlandı

on

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider, oyuncak için ise o zamanlar evrenin sonsuzluğu gibi gelecek büyüklükte olan Toys ‘R’ Us’a doğru yola çıkardık. Space Jam oyuncakları, boyama kitaplarını, figürleri hala hatırlıyorum. Öyle güzeldi. Ancak Amerikan basınına göre oyuncak sektörünün eski büyük lideri, yeni nesil Amazon vb. sitelerle baş edemeyerek 1 hafta sonra iflasını açıklayacak.

Reuters ve Wall Street Journal iflas haberini ilk alanlar oldu. Raporlarına göre, oyuncak perakendecisi birkaç hafta içinde iflas başvurusunda bulunmak zorunda kalacağını açıklamışlar. Markanın ABD’deki 1,600 artı mağazasında yaklaşık 5 milyar dolar borcu olduğu söyleniyor.

Toys ‘R’ Us’ın da tarihin tozlu raflarında kaybolduğu bir hayata hazır mıyız geekler? Ben değilim. 

Okumaya Devam Et

Bomba

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Yayınlandı

on

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol sayıda ilk kez Ben Urich’in anlatımıyla yapmadık açılışı. Onun yerine giriş sayfalarımızı Frank Castle, Punisher, suç ile ilgili görüşleri ile kapladı. Karakterin güzel bir özetiydi bu konuşması aslına bakarsanız. Kısaca kahramanların sağlamaya çalıştığı adaletin hiçbir zaman işe yaramamasından dem vurdu.

5. Sayıya bir giriş yaparsak,  ilk hikaye arkı 4. sayı ile bitmiş sanmıştım. Hem bitmiş gibi göründüğünden, hem de artık bitsin istememden olsun gerek. Görünen o ki Diamondback’in bir de kaçış planı varmış. Sayı beli kırılmış Iron Fist’in Night Nurse’ün mekanında uyanması akabinde artık bir teşekkür amaçlı binayı satın almasıyla açıldı. Buralardaki konuşmalar sayının geneli gibi çok güzel yazılmıştı, özellikle Danny’nin ”Vücudum bir tapınak” tarzı sözleri karakterin olması gerektiği halini iyi yansıttı. İsterdik ki dizide de bu yönü biraz daha ön plana çıksın. Punisher ile aynı polis aracında taşınan Diamondback çenesi ile Punisher’ı yormaya, hatta irrite etmeye çalışıyor. Ona ölen karısından dahi bahsediyor ve başarıyor da. Bu sırada ekibi ise 4 kişi bir çatıda görüyoruz tek kelime ile harika panellerdi. Marquez’in çizimleri yine harika, yine harika.  Ekibin burada gelecek hamlelerini planlamalarını ve birlikte hareket etmelerini okumak şahaneydi. Özellikle Danny’nin Matt’e;

“Çok fazla boks referansı kullanıyorsun, ünlü bir boksör falan mısın?”

sorusu güldürdü cidden. Sayının son anlarına doğru bir ikili diyalog da yine Danny-Matt ikilisinden geliyor. Danny’nin Matt’e neden maske taktığını sorduğunda geçen konuşmalar da çok iyi yazılmıştı. Evet yıllardır süper kahraman filmlerinde, dizilerinde izlediğimiz, gördüğümüz nedenlerden çok da farklı bir şey sunmadı bu diyalog belki ama Anad dönemi başladığından beri kimliğini koruyan Daredevil ve onun Danny ile ilişkisi için önemli bir gelişim noktası oluşturur cinstendi.

Sayının finali ise şok eden cinstendi Black Cat evine gidiyor ve onu bekleyen Diamondback ile karşılaşıyor. Kısa bir ikili konuşmanın ardından Diamondback Cat’e kurşunları yağdırıyor. Kedi bu sefer dört ayak üzerine düşer mi bilinmez. Matt’in silah seslerini duyması ile sayı perdesini kapıyor. Dediğim gibi, sayıda aksiyon belki azdı, ama okuması zevk veren unsurlarda ilk sırada bile gelmez aksiyon benim için. Özellikle bir ekip serisinde ekibin dinamikleridir önemli olan. Hala okumuyorsanız, okumadıysanız, Bendis’in kaleminden çıkan harika diyalogları, etkileşimleri ve Marquez’in ortaya döktüğü sanatı kaçırıyorsunuz. Şimdilik benim Defenders #5 için söyleyeceklerim bu kadar.

Gelecek sayı ve sayılarda görüşmek üzere!

Okumaya Devam Et

Bomba

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Yayınlandı

on

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en iyi dizi adaylarından birini yazabilecek olsam hangisini yazardım diye sordum. Verdiğim cevap için ise düşünmem gerekmedi! Peter Morgan tarafından yaratılan The Crown kuşkusuz bu yıl televizyonlarda – aslında bir Netflix yapımı – çıkan en iyi eserlerden biri. Netflix’in en pahalı işlerinden biri olan bu yapımın tahmini bütçesi tam 156 milyon dolar. Dizinin konusu ise Oscar’lı film The King’s Speech’te de izlediğimiz kekeme kral IV.George’un ölümünden sonra Elizabeth’in tahta çıkışı ve ardından gelişen tarihi olayları kapsıyor. Dizi konusu bakımından tarihi ve tarihi yapımları sevenler için bir elmas niteliğinde. Bir belgesel tadında tabi ki değil fakat bunu beklememiz de yersiz olurdu. Özellikle bazı bölümlerin sonlarında o bölümde ele alınan herhangi bir konunun gerçekte ne zaman vuku bulduğu, sonuçları ve sonrasında neler olduğu gibi bilgiler de yer alıyor.

Dizinin başrollerini Kraliçe 2. Elizabeth rolünde Claire Foy, eşi, Edinburgh Dükü Philip rolünde Doctor Who severlerin yakından tanıdığı Matt Smith, kraliçenin kardeşi Margaret rolünde güzelliğiyle izleyeni ekranlara kilitlemeyi başaran Vanessa Kirby ve son olarak Winston Churchill rolünde ise 2 Oscar adaylığı bulunan John Lithgow var. Üstteki görselden de görebileceğiniz gibi casting çok ama çok başarılı. Karakterlerin tarihteki gerçek halleri ile inanılmaz bir benzerlik sağlanmış. Dizinin o devasa bütçesinin nerelerde kullanıldığını hakkında koymuş olduğum görsellere baktığınızda fikir edinebilirsiniz diye düşünüyorum. İzlediğinizde ise kendi gözlerinizle görürsünüz. Çünkü prodüksiyon tek kelimeyle harika. Örnek vermek gerekirse kostüm departmanı ortaya çok ince bir işçilik koymuş.

Kostümler dışında kullanılan set, dekorlar muazzam, 20.yüzyıl İngiltere’sini hissedebiliyorsunuz. İç mekan tasarımları kraliyet ailesine yakışır cinsten görkemli, dış mekan çekimlerini izlerken ise kendimi sık sık ”Oha, bu kadar insanı nasıl toplamış da bu sahneleri çekmişler” derken buldum. Özellikle Elizabeth’in siyasi nedenlerden dolayı birçok ülkeyi gezmesi gerektiğinde, buralarda çekilmiş sahneler sizin, olayın içine girmenizi kolaylaştırıyor.

Dizinin müziklerinin başında Rupert Gregson-Williams var. O da çok başarılı bir iş çıkarmış. Özellikle ”Duck Shoot” parçasını dinlemekten sıkılmadım henüz. Tema müziğini ise Rupert değil, Hans Zimmer yapmış! Kendisini övmek için ayrı yazı yazarım ben, o kadar ünlü ve sektörde her iyi işin altında adını görebileceğiniz biri. Meraklısına araştırmayı öneririm, bakarsınız sizin de sevdiğiniz bir filmin, melodisinin yaratıcısıdır.

Dizinin değinmediğim noktalarından biri ise, dizinin ne kadar akıcı olduğu, 50 dakika – 1 saatlik bir dizi için inanılmaz derecede akıcı. Kendinizi üç dört bölümü ard arda izlerken buluyorsunuz. Bu süreye sahip diziler için bende bunu başarabilen son dizi sanırım Breaking Bad idi.

Biraz daha detaylı bir şekilde konuya değinmek gerekirse, merak etmeyin dizi, siyasete en ince ayrıntısına kadar girmektense, bir kitap olarak düşünürsek, onun sadece kapağını, iç çizimlerini ve belli kesitlerini alıntılıyor. Odak noktamız daha çok 2.Elizabeth. Onun yükselişini, bir Kraliçe ve aynı zamanda bir eş, bir anne olarak yaşadığı zorlukları görüyoruz. Siyaseti bilmiyor, okula gitmemiş, herhangi bir alanda eğitim almamış, çocukluk yıllarında sadece ülkenin yasaları, İngiliz Klisesi hakkında öğretiler görmüş ve dolayısıyla olduğu noktada zorluk çekiyor.

Claire Foy sergilediği performansla hem Taç’ın (Crown) hem de rolün altından kalkmış. Hazır bir oyuncunun performansına değinmişken, oyunculuklardan bahsedeyim. Dizi diğer çoğu alanda olduğu gibi oyunculuklar konusunda da sizi etkiliyor. Hatta yeri geliyor tüyleriniz diken diken bir şekilde ekrana bakarken buluyorsunuz kendinizi. Başta dizinin castını saymıştım. Tekrar saymama ya da tek tek değinmeme gerek yok zira hepsi iyi derecesinde performanslar sergiliyorlar ancak 2 kişi oldukça ön plana çıkıyor. Biri zaten ana karakterimize hayat veren Claire Foy. İlk sezonu bitirdiğinizde, bir kez daha ilk bölümü izleyip, daha sonra son bölüme bir göz atmanızı istiyorum. Karakterin yaşadığı değişimi nokta atışı diyebileceğimiz şekilde, eksiksiz gösteriyor. Diğer kişi ise Winston Churchill rolündeki John Lithgow. Dönem veya karakterler hakkında herhangi bir belgeseli ya da Youtube’dan birkaç videoyu izlerseniz görürsünüz. John Lithgow’un kullandığı beden dili, yürüyüşü, mimikleri, sanki gerçekten O’ymuş gibi hissettiriyor. Zaten her iki oyuncu da rolleri ile oyunculuk dallarındaki adaylıklara sahip. Claire Foy, ”En iyi kadın oyuncu” dalında, John Lithgow ise ”En iyi yardımcı erkek oyuncu” dalında aday. Yazı boyunca amma övdün, hiç mi kötü, olumsuz etken, faktör yok diye düşünmüş olabilirsiniz. Ama inanın yoklar. Dizinin Emmy ödüllerinde tam 11 adaylığı var.

Bu adaylıkların en önemlilerinden bazıları:

  • En İyi Drama Dizisi
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yönetmenlik
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Casting
  • En İyi Müzik Kompozisyonu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Senaryo

Dizi Golden Globe (Altın Küre) ödül töreninde ise En Drama Dizisi ve Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini evine götürdü. Sırada Emmy ödülleri var. Ben yapımın törenden en az birkaç ödül ile ayrılmasını istiyorum ve ümit ediyorum.

Diziyi hala izlememişseniz inanın bu yılın en iyi dizilerinden birini kaçırıyorsunuz. The Crown, çok kaliteli bir yapım ve her ayrıntısını incelemeniz, hayranlıkla döneme tanıklık etmeniz için sizleri bekliyor.

 

Okumaya Devam Et

Facebook

Bombalamasyon

Genel4 gün ago

Bir Stephen King Uyarlaması: “IT” Film İncelemesi

Kaliteli filmlerin ülkemize geç gelişinden ya da hiç gelmeyişinden muzdaribiz. Geç gelmeyenler ise popüler filmler oluyor. Yani sinemada Imax kalitesiyle,...

Bomba7 gün ago

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider,...

Bomba7 gün ago

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol...

Bomba1 hafta ago

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en...

Bomba2 hafta ago

Jeneriği ile Akıllara Kazınmış 15+2 Efsane Televizyon Dizisi!

Bir dizinin en önemli öğesi jeneriğidir. Bu cümlemi direkt kıran bir dizi var Ray Donovan. Jenerik kullanmıyor. Sert bir mizacı...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones: Kitaplarda Hala Hayatta Olan Karakterler!

George R.R. Martin acımadan karakter öldüren bir yazar olabilir fakat öyle karakterler var ki dizi yapımcıları öldürse de sevimli yazarımız...

Bomba3 hafta ago

Inhumans Imax İncelemesi, İlk İzlenim

İlk önce film olması planlanan, daha sonra diziye evrilen Inhumans’ın ilk 2 bölümü Imax sinemalarda gösterime girdi. Amerika’da ABC kanalının...

Bomba3 hafta ago

Beyaz Perde’de Boy Göstermiş Can Alıcı 11 Kadın!

Daha önce en efsane kötü karakterler videosu ile karşınıza çıkmıştık. Şimdi ise iyisiyle, kötüsüyle, çılgınıyla, tatlısıyla, kurbanlık koyun gibi insan...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones’u Neden Bu Kadar Çok Seviyoruz? Nedir bu Game of Thrones Manyaklığı?

Manyak, kelimesi burada kötü anlama gelmemektedir. Ülkemizde tatlı kişilere manyak tepkisini veririz. Ve bu ülke, kalıbımı basarım ki Game of...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones 7.Sezon Finali “The Dragon and the Wolf” İncelemesi ve Akılda Kalanlar

“Karlar yağdığında ve ak rüzgarlar estiğinde yalnız kurt ölür ama sürü yaşamayı sürdürür.” SPOILER Dizinin asıl müziği en hafif halinde...

Bomba