Connect with us

Bomba

Süper Kahramanları Tanıyalım #4: Orijinal Guardians of the Galaxy Ekibi

Yayınlandı

on

Guardians of the Galaxy Vol. 2’yi henüz izlemeyenler için SPOILER içeren bilgiler yer almaktadır

Galaksinin Koruyucuları, evreni ikinci kez kurtarmak üzere tekrar karşımızda şu sıralar. Yıllardır çizgi romanlardan alıştığımız ekip, sinemaya aynı şekilde aktarılınca geçmişte neler olduğunu çok fazla sorgulamıyorsunuz. Ancak ikinci film bizlere önemli bir detayı hatırlattı;

“Evren, orijinal Guardians ekibi tarafından daha önceleri birden çok kez kurtarılmıştı.”

Bunu bizlere hatırlatan ise Yondu’nun Stakar ile karşılaşması sonrası Ravagers’ın tekrardan bir araya gelmesi ve çizgi romanlardan biz olmasak bile Amerika ve menşei çevrenin bildiği 1969 yılı çıkışlı orijinal Guardians ekibini kanlı canlı izleme şansına eriştik. Özellikle Stakar rolüyle karşımızda Sylvester Stallone olunca tadından yenmedi. Peki kim bu orijinal ekip? Kaç kişilerdir veya üyeleri kimlerdir? Sizler için bunları teker teker bir anlatalım istedik.

1969 Orijinal Guardians of the Galaxy

İlk çıkış tarihleri: Marvel Super-Heroes #18

Çizgi roman üyeleri: Major Victory, Starhawk Stakar, Nikki, Charlie 27, Geena Drake, Martinex, Starhawk Aleta, Yondu.

Filmde izlediğimiz üyeler: Stakar, Aleta, Charlie 27, Mainframe, Krugarr, Martinex.

Dipnot: Orijinal ekibin Earth-691’de yer aldığını hatırlatmak isterim. Bizim ana evrenimiz olan 616’ya daha sonra bağlanıyorlar. Earth-691 ise 31. yy’da yer alan alternatif bir Marvel evrenidir.

Vance Astro / Major Victory

Galaksinin Koruyucuları’nın lideri olacağı zamana gelmeden önce genç bir astronot olarak hayatını sürdüren Vance, bir başka Dünya yıldız sistemine gidecek olan ilk insansı uçuşu gerçekleştirecek olan kişiydi. O sırada 1995 yılında dünyada başlayan savaş ile Kanada’ya nükleer bomba atılır ve bu sırada tüm insanlığı tek bir çatı altında birleştiren Confederation of Nations kurulur. Burada alınan kararla Dünya mutantlarının Jüpiter’in Ay’ı olan Europa’ya sürgün edilmesi kararı çıkar. Vance Astro da bir psikokinetik bir mutant olduğunu bu sırada öğrenir. Kendisi sonrasında Dünyamız, Marslılar tarafından işgale uğrar ve uzun süre işgal altında kalır. Badoon adlı villain, dünya güneş sistemini teker teker fethetmeye başlar ve Badoon savaşı denilen ve bir sürü gezegenin yok olmasıyla sonuçlanan savaşa yol açar. Bu savaş sırasında Vance Astro, Koruyucular arasında yerini almıştır. Kendi evreninde Kaptan Amerika’nın kalkanını taşıma şerefini yaşamıştır.

Charlie-27

charlie_27_color_by_wanderlei78-d5tx72k

Jüpiter’in Galileo şehrinde doğan Koruyucu, Jüpiter’in yer çekiminde yaşayabilmesi için genetik olarak tasarlanan bir asker ve pilottur. Badoon’un gezegenleri işgali sırasında uzayda pilotluk görevinde olduğu için gezegeni yok olduğunda ırkının yaşayan tek kişisi olarak kaldı. En önemli güçleri arasında Jüpiter’in basıncına dayanıklı halde olmasından ötürü süper kahraman dayanıklılığı ve dövüş teknikleri gibi gözükür ancak hepsinden önemlisi tam bir savaş taktisyeni ve stratejistidir.

Stakar ve Aleta Ogord

Diğer karakterlerden farklı olarak Stakar, ilk kez 69 yılından 6 yıl sonra yani 1975 yılında The Defenders #27’de ortaya çıkmıştır. Sylvester Stallone’nin güzel bir karakter ortaya koyduğunu net gördüğümüz Stakar aslında 21. yy’dan bir karakter ve babası Quasar, annesi Kismet yani Ayesha’dır. Quasar, o sırada yaşanılan Dünya savaşında öldürülüyor ve Stakar doğduğu andan sonra Era tarafından kaçırılarak Arctrus IV’ye bırakılıyor. Burada ise Reaverd Ogord tarafından bulunup ona Stakar adı veriliyor. Peki 31. yy’a kadar nasıl yaşadı yahu derseniz, yetişkin zihni zamanda sürekli olarak geriye yollanmış ve bu döngü sürekli tekrarlanarak ölümsüzlüğün bugını bulmuşlar. Kısacası aynı yaşamı tekrar ve tekrar olarak yaşar. Kendisi genelde anti-hero olarak takılır ve sevilir. En güçlü tarafı ise hızıdır. Aleta Ogord ise Stakar’ın eşiydi. Babası tarafından oldukça sert bir şekilde yetiştirilen Aleta, Stakar ile evlenerek birlikte Yasak Şehir’e kaçıyorlar. Ancak babası, kızının peşini asla bırakmıyor ve bir süre sonra doğan torunlarını kaçırıyor. Aleta ile Stakar’ın tüm çabalarına rağmen çocuklar ölüyor ve bu olay sonrası ikilinin evliliği bitiyor. Aleta ise Vance Astro ile bir ilişkiye başlıyor hatta evlenme teklifini bile kabul ediyor. Stakar nereden bilsin bir Skyler White ile evlendiğini.

Mainframe

Vision_(Earth-691)

Alternatif evrenin Vision’ı olarak düşünebilirsiniz. Her şey’i kontrol edebildiği bütün bir gezegenin baş işletim sistemidir ve orijinal bedenini Neptün gezegeninde tutuyor.

Krugarr

krugarr

Kendisi Lem ırkına mensup, Dr. Strange’in öğrencisi ve kendisi tıpkı hocası gibi Sorcerer Supreme’dir. Hani ejdere benzeyen kırmızı, cool olan karakter? Heh o Krugarr işte. Krugarr’da öğretmen olunca bir Inhuman olan Talon’u öğrencisi olarak yanına alır ancak Talon eğitimleri ciddiye almadığı için öğrenciliğinden çıkarmıştır.

Martinex

1821586-martinex___guardians_of_the_galaxy_annual_2

Filmi izleyenlere sorarsanız akılda kalan -bence- karakterlerin başında geliyordu Martinex. Stakar’ın 1. Kaptanı olarak daima yanında izledik onu. Çizgi romanlarda ise 31. yy Dünyası, gezegenlere kolonileşmiş halde bulunduğundan kendisi Plüton’un çocuğudur. Plüton’u gezegen saymıyoruz belki ama ne yiğitler doğurmuş görün… Gerçi Marvel Viki’ye göre daha sonra genlerinin bizim Dünya’nın Afrika kıtasından olduğunu belirtmiş ancak biz Plütonun çocuğu Martinex olarak bilelim, sevelim. Kendisi bilim adamıdır ve vücudu Silisyum kristali ile kaplıdır Plüton’un soğuğuna dayanıklı şekildedir.

Bizim ekibi zaten artık tanıyorsunuz.

drax1

Orijial ekibin en önemlilerini sizler için tanıtmış oldum böylece. Sizin eski ekip arasındaki favoriniz kim oldu? Görüşlerinizi bizlere aktarmanız bizi çok mutlu ediyor. İnanın bana!

Görüşmek üzere!

giphy

Okumaya Devam Et
yorum yapmak için tıkla!

Cevap Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bomba

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Yayınlandı

on

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider, oyuncak için ise o zamanlar evrenin sonsuzluğu gibi gelecek büyüklükte olan Toys ‘R’ Us’a doğru yola çıkardık. Space Jam oyuncakları, boyama kitaplarını, figürleri hala hatırlıyorum. Öyle güzeldi. Ancak Amerikan basınına göre oyuncak sektörünün eski büyük lideri, yeni nesil Amazon vb. sitelerle baş edemeyerek 1 hafta sonra iflasını açıklayacak.

Reuters ve Wall Street Journal iflas haberini ilk alanlar oldu. Raporlarına göre, oyuncak perakendecisi birkaç hafta içinde iflas başvurusunda bulunmak zorunda kalacağını açıklamışlar. Markanın ABD’deki 1,600 artı mağazasında yaklaşık 5 milyar dolar borcu olduğu söyleniyor.

Toys ‘R’ Us’ın da tarihin tozlu raflarında kaybolduğu bir hayata hazır mıyız geekler? Ben değilim. 

Okumaya Devam Et

Bomba

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Yayınlandı

on

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol sayıda ilk kez Ben Urich’in anlatımıyla yapmadık açılışı. Onun yerine giriş sayfalarımızı Frank Castle, Punisher, suç ile ilgili görüşleri ile kapladı. Karakterin güzel bir özetiydi bu konuşması aslına bakarsanız. Kısaca kahramanların sağlamaya çalıştığı adaletin hiçbir zaman işe yaramamasından dem vurdu.

5. Sayıya bir giriş yaparsak,  ilk hikaye arkı 4. sayı ile bitmiş sanmıştım. Hem bitmiş gibi göründüğünden, hem de artık bitsin istememden olsun gerek. Görünen o ki Diamondback’in bir de kaçış planı varmış. Sayı beli kırılmış Iron Fist’in Night Nurse’ün mekanında uyanması akabinde artık bir teşekkür amaçlı binayı satın almasıyla açıldı. Buralardaki konuşmalar sayının geneli gibi çok güzel yazılmıştı, özellikle Danny’nin ”Vücudum bir tapınak” tarzı sözleri karakterin olması gerektiği halini iyi yansıttı. İsterdik ki dizide de bu yönü biraz daha ön plana çıksın. Punisher ile aynı polis aracında taşınan Diamondback çenesi ile Punisher’ı yormaya, hatta irrite etmeye çalışıyor. Ona ölen karısından dahi bahsediyor ve başarıyor da. Bu sırada ekibi ise 4 kişi bir çatıda görüyoruz tek kelime ile harika panellerdi. Marquez’in çizimleri yine harika, yine harika.  Ekibin burada gelecek hamlelerini planlamalarını ve birlikte hareket etmelerini okumak şahaneydi. Özellikle Danny’nin Matt’e;

“Çok fazla boks referansı kullanıyorsun, ünlü bir boksör falan mısın?”

sorusu güldürdü cidden. Sayının son anlarına doğru bir ikili diyalog da yine Danny-Matt ikilisinden geliyor. Danny’nin Matt’e neden maske taktığını sorduğunda geçen konuşmalar da çok iyi yazılmıştı. Evet yıllardır süper kahraman filmlerinde, dizilerinde izlediğimiz, gördüğümüz nedenlerden çok da farklı bir şey sunmadı bu diyalog belki ama Anad dönemi başladığından beri kimliğini koruyan Daredevil ve onun Danny ile ilişkisi için önemli bir gelişim noktası oluşturur cinstendi.

Sayının finali ise şok eden cinstendi Black Cat evine gidiyor ve onu bekleyen Diamondback ile karşılaşıyor. Kısa bir ikili konuşmanın ardından Diamondback Cat’e kurşunları yağdırıyor. Kedi bu sefer dört ayak üzerine düşer mi bilinmez. Matt’in silah seslerini duyması ile sayı perdesini kapıyor. Dediğim gibi, sayıda aksiyon belki azdı, ama okuması zevk veren unsurlarda ilk sırada bile gelmez aksiyon benim için. Özellikle bir ekip serisinde ekibin dinamikleridir önemli olan. Hala okumuyorsanız, okumadıysanız, Bendis’in kaleminden çıkan harika diyalogları, etkileşimleri ve Marquez’in ortaya döktüğü sanatı kaçırıyorsunuz. Şimdilik benim Defenders #5 için söyleyeceklerim bu kadar.

Gelecek sayı ve sayılarda görüşmek üzere!

Okumaya Devam Et

Bomba

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Yayınlandı

on

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en iyi dizi adaylarından birini yazabilecek olsam hangisini yazardım diye sordum. Verdiğim cevap için ise düşünmem gerekmedi! Peter Morgan tarafından yaratılan The Crown kuşkusuz bu yıl televizyonlarda – aslında bir Netflix yapımı – çıkan en iyi eserlerden biri. Netflix’in en pahalı işlerinden biri olan bu yapımın tahmini bütçesi tam 156 milyon dolar. Dizinin konusu ise Oscar’lı film The King’s Speech’te de izlediğimiz kekeme kral IV.George’un ölümünden sonra Elizabeth’in tahta çıkışı ve ardından gelişen tarihi olayları kapsıyor. Dizi konusu bakımından tarihi ve tarihi yapımları sevenler için bir elmas niteliğinde. Bir belgesel tadında tabi ki değil fakat bunu beklememiz de yersiz olurdu. Özellikle bazı bölümlerin sonlarında o bölümde ele alınan herhangi bir konunun gerçekte ne zaman vuku bulduğu, sonuçları ve sonrasında neler olduğu gibi bilgiler de yer alıyor.

Dizinin başrollerini Kraliçe 2. Elizabeth rolünde Claire Foy, eşi, Edinburgh Dükü Philip rolünde Doctor Who severlerin yakından tanıdığı Matt Smith, kraliçenin kardeşi Margaret rolünde güzelliğiyle izleyeni ekranlara kilitlemeyi başaran Vanessa Kirby ve son olarak Winston Churchill rolünde ise 2 Oscar adaylığı bulunan John Lithgow var. Üstteki görselden de görebileceğiniz gibi casting çok ama çok başarılı. Karakterlerin tarihteki gerçek halleri ile inanılmaz bir benzerlik sağlanmış. Dizinin o devasa bütçesinin nerelerde kullanıldığını hakkında koymuş olduğum görsellere baktığınızda fikir edinebilirsiniz diye düşünüyorum. İzlediğinizde ise kendi gözlerinizle görürsünüz. Çünkü prodüksiyon tek kelimeyle harika. Örnek vermek gerekirse kostüm departmanı ortaya çok ince bir işçilik koymuş.

Kostümler dışında kullanılan set, dekorlar muazzam, 20.yüzyıl İngiltere’sini hissedebiliyorsunuz. İç mekan tasarımları kraliyet ailesine yakışır cinsten görkemli, dış mekan çekimlerini izlerken ise kendimi sık sık ”Oha, bu kadar insanı nasıl toplamış da bu sahneleri çekmişler” derken buldum. Özellikle Elizabeth’in siyasi nedenlerden dolayı birçok ülkeyi gezmesi gerektiğinde, buralarda çekilmiş sahneler sizin, olayın içine girmenizi kolaylaştırıyor.

Dizinin müziklerinin başında Rupert Gregson-Williams var. O da çok başarılı bir iş çıkarmış. Özellikle ”Duck Shoot” parçasını dinlemekten sıkılmadım henüz. Tema müziğini ise Rupert değil, Hans Zimmer yapmış! Kendisini övmek için ayrı yazı yazarım ben, o kadar ünlü ve sektörde her iyi işin altında adını görebileceğiniz biri. Meraklısına araştırmayı öneririm, bakarsınız sizin de sevdiğiniz bir filmin, melodisinin yaratıcısıdır.

Dizinin değinmediğim noktalarından biri ise, dizinin ne kadar akıcı olduğu, 50 dakika – 1 saatlik bir dizi için inanılmaz derecede akıcı. Kendinizi üç dört bölümü ard arda izlerken buluyorsunuz. Bu süreye sahip diziler için bende bunu başarabilen son dizi sanırım Breaking Bad idi.

Biraz daha detaylı bir şekilde konuya değinmek gerekirse, merak etmeyin dizi, siyasete en ince ayrıntısına kadar girmektense, bir kitap olarak düşünürsek, onun sadece kapağını, iç çizimlerini ve belli kesitlerini alıntılıyor. Odak noktamız daha çok 2.Elizabeth. Onun yükselişini, bir Kraliçe ve aynı zamanda bir eş, bir anne olarak yaşadığı zorlukları görüyoruz. Siyaseti bilmiyor, okula gitmemiş, herhangi bir alanda eğitim almamış, çocukluk yıllarında sadece ülkenin yasaları, İngiliz Klisesi hakkında öğretiler görmüş ve dolayısıyla olduğu noktada zorluk çekiyor.

Claire Foy sergilediği performansla hem Taç’ın (Crown) hem de rolün altından kalkmış. Hazır bir oyuncunun performansına değinmişken, oyunculuklardan bahsedeyim. Dizi diğer çoğu alanda olduğu gibi oyunculuklar konusunda da sizi etkiliyor. Hatta yeri geliyor tüyleriniz diken diken bir şekilde ekrana bakarken buluyorsunuz kendinizi. Başta dizinin castını saymıştım. Tekrar saymama ya da tek tek değinmeme gerek yok zira hepsi iyi derecesinde performanslar sergiliyorlar ancak 2 kişi oldukça ön plana çıkıyor. Biri zaten ana karakterimize hayat veren Claire Foy. İlk sezonu bitirdiğinizde, bir kez daha ilk bölümü izleyip, daha sonra son bölüme bir göz atmanızı istiyorum. Karakterin yaşadığı değişimi nokta atışı diyebileceğimiz şekilde, eksiksiz gösteriyor. Diğer kişi ise Winston Churchill rolündeki John Lithgow. Dönem veya karakterler hakkında herhangi bir belgeseli ya da Youtube’dan birkaç videoyu izlerseniz görürsünüz. John Lithgow’un kullandığı beden dili, yürüyüşü, mimikleri, sanki gerçekten O’ymuş gibi hissettiriyor. Zaten her iki oyuncu da rolleri ile oyunculuk dallarındaki adaylıklara sahip. Claire Foy, ”En iyi kadın oyuncu” dalında, John Lithgow ise ”En iyi yardımcı erkek oyuncu” dalında aday. Yazı boyunca amma övdün, hiç mi kötü, olumsuz etken, faktör yok diye düşünmüş olabilirsiniz. Ama inanın yoklar. Dizinin Emmy ödüllerinde tam 11 adaylığı var.

Bu adaylıkların en önemlilerinden bazıları:

  • En İyi Drama Dizisi
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yönetmenlik
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Casting
  • En İyi Müzik Kompozisyonu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Senaryo

Dizi Golden Globe (Altın Küre) ödül töreninde ise En Drama Dizisi ve Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini evine götürdü. Sırada Emmy ödülleri var. Ben yapımın törenden en az birkaç ödül ile ayrılmasını istiyorum ve ümit ediyorum.

Diziyi hala izlememişseniz inanın bu yılın en iyi dizilerinden birini kaçırıyorsunuz. The Crown, çok kaliteli bir yapım ve her ayrıntısını incelemeniz, hayranlıkla döneme tanıklık etmeniz için sizleri bekliyor.

 

Okumaya Devam Et

Facebook

Bombalamasyon

Genel4 gün ago

Bir Stephen King Uyarlaması: “IT” Film İncelemesi

Kaliteli filmlerin ülkemize geç gelişinden ya da hiç gelmeyişinden muzdaribiz. Geç gelmeyenler ise popüler filmler oluyor. Yani sinemada Imax kalitesiyle,...

Bomba7 gün ago

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider,...

Bomba7 gün ago

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol...

Bomba1 hafta ago

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en...

Bomba2 hafta ago

Jeneriği ile Akıllara Kazınmış 15+2 Efsane Televizyon Dizisi!

Bir dizinin en önemli öğesi jeneriğidir. Bu cümlemi direkt kıran bir dizi var Ray Donovan. Jenerik kullanmıyor. Sert bir mizacı...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones: Kitaplarda Hala Hayatta Olan Karakterler!

George R.R. Martin acımadan karakter öldüren bir yazar olabilir fakat öyle karakterler var ki dizi yapımcıları öldürse de sevimli yazarımız...

Bomba3 hafta ago

Inhumans Imax İncelemesi, İlk İzlenim

İlk önce film olması planlanan, daha sonra diziye evrilen Inhumans’ın ilk 2 bölümü Imax sinemalarda gösterime girdi. Amerika’da ABC kanalının...

Bomba3 hafta ago

Beyaz Perde’de Boy Göstermiş Can Alıcı 11 Kadın!

Daha önce en efsane kötü karakterler videosu ile karşınıza çıkmıştık. Şimdi ise iyisiyle, kötüsüyle, çılgınıyla, tatlısıyla, kurbanlık koyun gibi insan...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones’u Neden Bu Kadar Çok Seviyoruz? Nedir bu Game of Thrones Manyaklığı?

Manyak, kelimesi burada kötü anlama gelmemektedir. Ülkemizde tatlı kişilere manyak tepkisini veririz. Ve bu ülke, kalıbımı basarım ki Game of...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones 7.Sezon Finali “The Dragon and the Wolf” İncelemesi ve Akılda Kalanlar

“Karlar yağdığında ve ak rüzgarlar estiğinde yalnız kurt ölür ama sürü yaşamayı sürdürür.” SPOILER Dizinin asıl müziği en hafif halinde...

Bomba