Connect with us

Bomba

SUPERNATURAL 12. SEZON 1. BÖLÜM İNCELEMESİ – ARTIK YETMEDİ Mİ AMA?

Yayınlandı

on

Çerezlik dizi klasmanının en uzun soluklu yapımlarından biri olmaya göz diken Supernatural 12. sezonuna başladı. 12 senedir dünyayı defalarca yok olmaktan kurtaran, el sürmedikleri doğaüstü varlık kalmayan, yeri gelince cin çıkarıp yeri gelince Zeus döven Winchester kardeşler ekranlara döndü. Bendeniz de diziyi yedi senedir güncel takip eden ve bırakmak isteyip bırakamayan, adeta diziye vefa borcu duyan biri olarak el mahkum izledim ve başlıkta gördüğünüz soruyu sordum “Artık Yetmedi mi ama?”

Dizinin ilk bölümüne dair spoilersız söyleyebileceklerim bununla sınırlı. Geri kalanı ve daha fazlası için alt satırlara geçmeden evvel birazdan okuyacağınız cümlelerin spoiler içerdiğini bir kez daha hatırlamayı borç biliyorum.

1

Dizinin ilk sezonundan beri her fırsatta karşımıza çıkan, ölümüyle kardeşlerin en büyük travmalarının, Dean’in bitmek bilmez karı kız düşkünlüğünün Sam’in iflah olmaz ezikliğinin sebebi olan anne Winchester bu sefer baya kanlı canlı  bir halde Dean’in karşısına çıktı. Babası, kocası falan hep avcı olan bu kadın da karşısında 37 yaşında bir adam “ben senin oğlunum. Bir şeyler oldu da sen öldün 33 yıl sonra tekrar dirildin.” deyip kadının geçmişine dair iki üç şey anlatınca karşısındakinin oğlu olduğuna derhal inanıverdi. İblis midir, şekil değiştiren midir (ki şekil değiştirenler kılığına girdiği insanın hatıralarını bilgilerini çalabiliyor) hırlı mıdır hırsız mıdır demedi inanıverdi. Dizi böylece “ana yüreği” adında doğaüstü bir gücü de bize tanıtmış oldu.

Dizinin uzunca bir kısmında daha evvel farklı yapımlarda defalarca gördüğümüz, artık görmek istemediğimiz, klişe ötesi “geçmişten günümüze zaman yolculuğu yapan şahıs nasıl da şaşırır” konseptini bir de Mary Winchester üzerinde gördük. An geliyor kardeşlerin teknolojik düzlemde yaptığı şeyleri benim bile kafam almıyor tamam eyvallah da Mary Winchester’ı parkta bahçede milletin telefonunu tabletini dikizlerken görmek bize ne kazandırdı? Diziye ne kattı? Olmasaydı olmaz mıydık?

Aynı soruları Mary Winchester’ın elini kana bulaması için de söyleyebiliriz. Hayatı boyunca bir tane olsun aksiyon filmi izlemiş herkes Mary ablamızın ayılıp bıçakla olsun tabancayla olsun bizim oğlanların neticesini kurtaracağını anlamıştır sanırım. Sahne heyecan yaratmadı, şaşırtmadı, karakterle ilgili pek bir şey sunmadı velhasıl baya bir amaçsızdı.

4

Geçen sezonun son bölümünde nereden geldiğini neden geldiğini anlamadığımız İngiliz (pardon British) ablamız da Sam’i bir güzel vurdu paket yaptı, nevresim takımı gibi koydu arabanın bagajına. Bütün bu bayat heyecan yaratma çabaları yetmezmiş gibi bir de 80’li yılların ucuz aksiyon filmlerinden kalma vurulan adamı veterinere götürüp zorla ameliyat etme motifini kullandılar. Tabii British Abla’ya da “Ha insan ha hayvan hepsi et parçası değil mi kardeşim.” dedirterek izleyicide “Ulan hiç mi saygısı yok bu kadının insanlığa, nasıl bir şerefsiz bu.” tepkisi yaratma çabalarına inceden başladılar.

British Abla bir taraftan Sam’e akıl almaz işkenceler uygulayıp “Bak kardeşim siz bu işi beceremiyorsunuz, sistemi bize devredin iki üç yıl içinde ülkece kalkındıralım sizi. Bak Britanya’da hiç böyle şeylerden dolayı ölüm olmuyor çünkü Avrupa başka azizim.” tiratları atarken bir yandan çocuğuyla konuşturuldu, her zaman olduğu gibi anca sezon ortasına doğru rayına oturacak büyük bir hikayenin temelleri erkenden atıldı. Muhtemeldir ki her bölümde bir sahneyle dahi olsa o çocuk hatırlatılacak, unutmamıza izin verilmeyecek.3

Castiel’in psikopata bağlayıp önüne geleni dövmeye, millete kafa falan atmaya başlaması dış bir etkenle mi alakalı, yoksa nur yüzlü meleğimiz artık sinirlerine hakim olamıyor mu şimdilik yorum yapamıyorum fakat bu durum ilerde kardeşlerin başına dert açacak gibi. Bir de Türk dizisivari bir yaklaşımla diziye giren her kadını birine yamamak konusunda müthiş bir tutarlılık sergileyen sevgili senaristlerin Mary’i Castiel’e yamaması ihtimali var ki ilk bölümdeki Mary-Castiel diyaloglarının buna inceden inceye hazırlık olması ihtimalini diziyi 12 senedir izleyen herkes tahmin edebilir.

Sam’in, beynine beynine sıkılan ve muhtemelen insana maziyi hatırlatıp kötü hissettiren ilacın etkisinden nasıl kurtulduğu bölümün gizemlerinden biri. Muhtemelen bir Hollywood klişesi olduğu üzere beyni ele geçirilmek üzereyken kendini kasıp “Nooooööğğ” diye bağırarak yönetimi tekrar eline aldı.

Gönüllerin efendisi Crowley ne yazık ki bu bölümde pek az göründü. Allah ondan razı olsun Lucifer’ın halen oralarda dolandığını bedenden bedene zıpladığını öğrenmiş bulunduk. Cehennemin başsız hali ve Lucifer-Crowley çekişmesi bir nebze olsun zevk verecek gibi duruyor.

2

Gelecek bölümlere dair tahminlerde bulunmak, teori üretmek gerekirse kendi adıma şunları söyleyebilirim: Harflerin Adamları British Versiyon sezon boyunca izleyicinin merakını diri tutmak için yeterli malzeme verecek bir konu değil. Muhtemelen birkaç bölüm sonra sezon boyunca uğraşacağımız esas konuyla karşılaşırız, bu Lucifer olabilir. Sezonun esas Boss’u her ne haltsa çok büyük ihtimalle British Abla’nın kızına musallat olacak, kaçıracak, saklayacak ablamız da kızı bulmak için Winchester’ların eline bakmak durumunda kalacak Amerikan tarzı’nın ne kadar mükemmel olduğu burnu kalkık İngilizlere bir defa daha ispatlanacak falan. Tabii o sıra bu abla bizim kardeşlerden biriyle yatacak el mahkum, çünkü diziye girdi bir kere sevişmesi en kötü cilveleşmesi lazım biriyle. Tövbe Estağfurullah Tanrı’nın bacısıyla öpüşüp koklaşan Dean Winchester’ın kendisine neler yapabileceğini düşünmek bile istemiyorum.

Artık birtakım kılları kadayıfa dönmüş hala o yaratık senin bu şeytan benim dolaşan ve yaklaşık 5-6 senedir “artık sıkmaya başladı ama izliyoruz alışkanlıktan.” nidalarıyla izlenen çok kıymetli dizimizin sezonlar boyu çıtayı düşümediği, kaliteden ödün vermediği tek nokta var: müzikleri. Açılışı April Wine’dan Bad Boys kapanışı Black Sabbath’dan Solitude ile yapan dizi, bize yine çok tatlış dönem müzikleri dinletecek gibi.

Sezona gayet heyecansız, mizahsız, keyifsiz bir bölümle başlayan ve artık damaklarda ekşimiş yoğurdu ısrarla yemeye çalışıyormuş gibi bir tat bırakan Supernatural’ın yeni sezon ilk bölümü böyleydi. Diğer bölümleri izlemeye sinirlerim elverdiği müddetçe incelemelerle burada olacağım.

Yorumlarınızı ekleyin bizi sevindirin.

 

Okumaya Devam Et
2 Comments

2 Yorumlar

  1. Diablo

    17 Ekim 2016 at 22:40

    Rahat 5 senedir izliyorum fakat dizide yaptıkları en büyük hata tanrıyı ve kız kardeşini getirmeleri oldu spn başladığından beri hep bir gizem olan, varlığı tartışılan , okadar yaratık var tanrı neden yok ? sezonlar boyunca bunu sordurtan dizi sonunda tak diye tanrıyı koydu izleyicinin önüne aşırı saçma oldu bence batırdılar üstüne tüy diktiler dizinin.Tadında bırakıp tanrısız efsane bir final yapmaları lazımdı.

    Büyük ihtimalle yapım şirketi nasıl olsa tutuyor ne yapsak yine izleniyoruz gittiği yere kadar modundalar.
    Başrol oyuncularımızda yaşımız geldi artık böyle devam edelim diyorlar 😀

  2. Tengir

    23 Ekim 2016 at 12:20

    sen izleme la sen izleme… Supernatural bu tarzda bu konuda tek dizi baskada yok geri kalanlar cok teen drama… Severek yillardir izliyorum Her sezon en kotu ihtimalle sadece bir bolumu olur geri kalan bolumler hepsi iyidir.Iki tane birbirine bagli kardes bir araba durmadan seyahat edip ordan oraya gidiyorlar Bu hangi insanin hayali degil ?Sadee Carry mywardn son yeter baska sozum yok

Cevap Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bomba

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Yayınlandı

on

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider, oyuncak için ise o zamanlar evrenin sonsuzluğu gibi gelecek büyüklükte olan Toys ‘R’ Us’a doğru yola çıkardık. Space Jam oyuncakları, boyama kitaplarını, figürleri hala hatırlıyorum. Öyle güzeldi. Ancak Amerikan basınına göre oyuncak sektörünün eski büyük lideri, yeni nesil Amazon vb. sitelerle baş edemeyerek 1 hafta sonra iflasını açıklayacak.

Reuters ve Wall Street Journal iflas haberini ilk alanlar oldu. Raporlarına göre, oyuncak perakendecisi birkaç hafta içinde iflas başvurusunda bulunmak zorunda kalacağını açıklamışlar. Markanın ABD’deki 1,600 artı mağazasında yaklaşık 5 milyar dolar borcu olduğu söyleniyor.

Toys ‘R’ Us’ın da tarihin tozlu raflarında kaybolduğu bir hayata hazır mıyız geekler? Ben değilim. 

Okumaya Devam Et

Bomba

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Yayınlandı

on

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol sayıda ilk kez Ben Urich’in anlatımıyla yapmadık açılışı. Onun yerine giriş sayfalarımızı Frank Castle, Punisher, suç ile ilgili görüşleri ile kapladı. Karakterin güzel bir özetiydi bu konuşması aslına bakarsanız. Kısaca kahramanların sağlamaya çalıştığı adaletin hiçbir zaman işe yaramamasından dem vurdu.

5. Sayıya bir giriş yaparsak,  ilk hikaye arkı 4. sayı ile bitmiş sanmıştım. Hem bitmiş gibi göründüğünden, hem de artık bitsin istememden olsun gerek. Görünen o ki Diamondback’in bir de kaçış planı varmış. Sayı beli kırılmış Iron Fist’in Night Nurse’ün mekanında uyanması akabinde artık bir teşekkür amaçlı binayı satın almasıyla açıldı. Buralardaki konuşmalar sayının geneli gibi çok güzel yazılmıştı, özellikle Danny’nin ”Vücudum bir tapınak” tarzı sözleri karakterin olması gerektiği halini iyi yansıttı. İsterdik ki dizide de bu yönü biraz daha ön plana çıksın. Punisher ile aynı polis aracında taşınan Diamondback çenesi ile Punisher’ı yormaya, hatta irrite etmeye çalışıyor. Ona ölen karısından dahi bahsediyor ve başarıyor da. Bu sırada ekibi ise 4 kişi bir çatıda görüyoruz tek kelime ile harika panellerdi. Marquez’in çizimleri yine harika, yine harika.  Ekibin burada gelecek hamlelerini planlamalarını ve birlikte hareket etmelerini okumak şahaneydi. Özellikle Danny’nin Matt’e;

“Çok fazla boks referansı kullanıyorsun, ünlü bir boksör falan mısın?”

sorusu güldürdü cidden. Sayının son anlarına doğru bir ikili diyalog da yine Danny-Matt ikilisinden geliyor. Danny’nin Matt’e neden maske taktığını sorduğunda geçen konuşmalar da çok iyi yazılmıştı. Evet yıllardır süper kahraman filmlerinde, dizilerinde izlediğimiz, gördüğümüz nedenlerden çok da farklı bir şey sunmadı bu diyalog belki ama Anad dönemi başladığından beri kimliğini koruyan Daredevil ve onun Danny ile ilişkisi için önemli bir gelişim noktası oluşturur cinstendi.

Sayının finali ise şok eden cinstendi Black Cat evine gidiyor ve onu bekleyen Diamondback ile karşılaşıyor. Kısa bir ikili konuşmanın ardından Diamondback Cat’e kurşunları yağdırıyor. Kedi bu sefer dört ayak üzerine düşer mi bilinmez. Matt’in silah seslerini duyması ile sayı perdesini kapıyor. Dediğim gibi, sayıda aksiyon belki azdı, ama okuması zevk veren unsurlarda ilk sırada bile gelmez aksiyon benim için. Özellikle bir ekip serisinde ekibin dinamikleridir önemli olan. Hala okumuyorsanız, okumadıysanız, Bendis’in kaleminden çıkan harika diyalogları, etkileşimleri ve Marquez’in ortaya döktüğü sanatı kaçırıyorsunuz. Şimdilik benim Defenders #5 için söyleyeceklerim bu kadar.

Gelecek sayı ve sayılarda görüşmek üzere!

Okumaya Devam Et

Bomba

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Yayınlandı

on

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en iyi dizi adaylarından birini yazabilecek olsam hangisini yazardım diye sordum. Verdiğim cevap için ise düşünmem gerekmedi! Peter Morgan tarafından yaratılan The Crown kuşkusuz bu yıl televizyonlarda – aslında bir Netflix yapımı – çıkan en iyi eserlerden biri. Netflix’in en pahalı işlerinden biri olan bu yapımın tahmini bütçesi tam 156 milyon dolar. Dizinin konusu ise Oscar’lı film The King’s Speech’te de izlediğimiz kekeme kral IV.George’un ölümünden sonra Elizabeth’in tahta çıkışı ve ardından gelişen tarihi olayları kapsıyor. Dizi konusu bakımından tarihi ve tarihi yapımları sevenler için bir elmas niteliğinde. Bir belgesel tadında tabi ki değil fakat bunu beklememiz de yersiz olurdu. Özellikle bazı bölümlerin sonlarında o bölümde ele alınan herhangi bir konunun gerçekte ne zaman vuku bulduğu, sonuçları ve sonrasında neler olduğu gibi bilgiler de yer alıyor.

Dizinin başrollerini Kraliçe 2. Elizabeth rolünde Claire Foy, eşi, Edinburgh Dükü Philip rolünde Doctor Who severlerin yakından tanıdığı Matt Smith, kraliçenin kardeşi Margaret rolünde güzelliğiyle izleyeni ekranlara kilitlemeyi başaran Vanessa Kirby ve son olarak Winston Churchill rolünde ise 2 Oscar adaylığı bulunan John Lithgow var. Üstteki görselden de görebileceğiniz gibi casting çok ama çok başarılı. Karakterlerin tarihteki gerçek halleri ile inanılmaz bir benzerlik sağlanmış. Dizinin o devasa bütçesinin nerelerde kullanıldığını hakkında koymuş olduğum görsellere baktığınızda fikir edinebilirsiniz diye düşünüyorum. İzlediğinizde ise kendi gözlerinizle görürsünüz. Çünkü prodüksiyon tek kelimeyle harika. Örnek vermek gerekirse kostüm departmanı ortaya çok ince bir işçilik koymuş.

Kostümler dışında kullanılan set, dekorlar muazzam, 20.yüzyıl İngiltere’sini hissedebiliyorsunuz. İç mekan tasarımları kraliyet ailesine yakışır cinsten görkemli, dış mekan çekimlerini izlerken ise kendimi sık sık ”Oha, bu kadar insanı nasıl toplamış da bu sahneleri çekmişler” derken buldum. Özellikle Elizabeth’in siyasi nedenlerden dolayı birçok ülkeyi gezmesi gerektiğinde, buralarda çekilmiş sahneler sizin, olayın içine girmenizi kolaylaştırıyor.

Dizinin müziklerinin başında Rupert Gregson-Williams var. O da çok başarılı bir iş çıkarmış. Özellikle ”Duck Shoot” parçasını dinlemekten sıkılmadım henüz. Tema müziğini ise Rupert değil, Hans Zimmer yapmış! Kendisini övmek için ayrı yazı yazarım ben, o kadar ünlü ve sektörde her iyi işin altında adını görebileceğiniz biri. Meraklısına araştırmayı öneririm, bakarsınız sizin de sevdiğiniz bir filmin, melodisinin yaratıcısıdır.

Dizinin değinmediğim noktalarından biri ise, dizinin ne kadar akıcı olduğu, 50 dakika – 1 saatlik bir dizi için inanılmaz derecede akıcı. Kendinizi üç dört bölümü ard arda izlerken buluyorsunuz. Bu süreye sahip diziler için bende bunu başarabilen son dizi sanırım Breaking Bad idi.

Biraz daha detaylı bir şekilde konuya değinmek gerekirse, merak etmeyin dizi, siyasete en ince ayrıntısına kadar girmektense, bir kitap olarak düşünürsek, onun sadece kapağını, iç çizimlerini ve belli kesitlerini alıntılıyor. Odak noktamız daha çok 2.Elizabeth. Onun yükselişini, bir Kraliçe ve aynı zamanda bir eş, bir anne olarak yaşadığı zorlukları görüyoruz. Siyaseti bilmiyor, okula gitmemiş, herhangi bir alanda eğitim almamış, çocukluk yıllarında sadece ülkenin yasaları, İngiliz Klisesi hakkında öğretiler görmüş ve dolayısıyla olduğu noktada zorluk çekiyor.

Claire Foy sergilediği performansla hem Taç’ın (Crown) hem de rolün altından kalkmış. Hazır bir oyuncunun performansına değinmişken, oyunculuklardan bahsedeyim. Dizi diğer çoğu alanda olduğu gibi oyunculuklar konusunda da sizi etkiliyor. Hatta yeri geliyor tüyleriniz diken diken bir şekilde ekrana bakarken buluyorsunuz kendinizi. Başta dizinin castını saymıştım. Tekrar saymama ya da tek tek değinmeme gerek yok zira hepsi iyi derecesinde performanslar sergiliyorlar ancak 2 kişi oldukça ön plana çıkıyor. Biri zaten ana karakterimize hayat veren Claire Foy. İlk sezonu bitirdiğinizde, bir kez daha ilk bölümü izleyip, daha sonra son bölüme bir göz atmanızı istiyorum. Karakterin yaşadığı değişimi nokta atışı diyebileceğimiz şekilde, eksiksiz gösteriyor. Diğer kişi ise Winston Churchill rolündeki John Lithgow. Dönem veya karakterler hakkında herhangi bir belgeseli ya da Youtube’dan birkaç videoyu izlerseniz görürsünüz. John Lithgow’un kullandığı beden dili, yürüyüşü, mimikleri, sanki gerçekten O’ymuş gibi hissettiriyor. Zaten her iki oyuncu da rolleri ile oyunculuk dallarındaki adaylıklara sahip. Claire Foy, ”En iyi kadın oyuncu” dalında, John Lithgow ise ”En iyi yardımcı erkek oyuncu” dalında aday. Yazı boyunca amma övdün, hiç mi kötü, olumsuz etken, faktör yok diye düşünmüş olabilirsiniz. Ama inanın yoklar. Dizinin Emmy ödüllerinde tam 11 adaylığı var.

Bu adaylıkların en önemlilerinden bazıları:

  • En İyi Drama Dizisi
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yönetmenlik
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Casting
  • En İyi Müzik Kompozisyonu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Senaryo

Dizi Golden Globe (Altın Küre) ödül töreninde ise En Drama Dizisi ve Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini evine götürdü. Sırada Emmy ödülleri var. Ben yapımın törenden en az birkaç ödül ile ayrılmasını istiyorum ve ümit ediyorum.

Diziyi hala izlememişseniz inanın bu yılın en iyi dizilerinden birini kaçırıyorsunuz. The Crown, çok kaliteli bir yapım ve her ayrıntısını incelemeniz, hayranlıkla döneme tanıklık etmeniz için sizleri bekliyor.

 

Okumaya Devam Et

Facebook

Bombalamasyon

Genel3 gün ago

Bir Stephen King Uyarlaması: “IT” Film İncelemesi

Kaliteli filmlerin ülkemize geç gelişinden ya da hiç gelmeyişinden muzdaribiz. Geç gelmeyenler ise popüler filmler oluyor. Yani sinemada Imax kalitesiyle,...

Bomba6 gün ago

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider,...

Bomba6 gün ago

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol...

Bomba1 hafta ago

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en...

Bomba2 hafta ago

Jeneriği ile Akıllara Kazınmış 15+2 Efsane Televizyon Dizisi!

Bir dizinin en önemli öğesi jeneriğidir. Bu cümlemi direkt kıran bir dizi var Ray Donovan. Jenerik kullanmıyor. Sert bir mizacı...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones: Kitaplarda Hala Hayatta Olan Karakterler!

George R.R. Martin acımadan karakter öldüren bir yazar olabilir fakat öyle karakterler var ki dizi yapımcıları öldürse de sevimli yazarımız...

Bomba3 hafta ago

Inhumans Imax İncelemesi, İlk İzlenim

İlk önce film olması planlanan, daha sonra diziye evrilen Inhumans’ın ilk 2 bölümü Imax sinemalarda gösterime girdi. Amerika’da ABC kanalının...

Bomba3 hafta ago

Beyaz Perde’de Boy Göstermiş Can Alıcı 11 Kadın!

Daha önce en efsane kötü karakterler videosu ile karşınıza çıkmıştık. Şimdi ise iyisiyle, kötüsüyle, çılgınıyla, tatlısıyla, kurbanlık koyun gibi insan...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones’u Neden Bu Kadar Çok Seviyoruz? Nedir bu Game of Thrones Manyaklığı?

Manyak, kelimesi burada kötü anlama gelmemektedir. Ülkemizde tatlı kişilere manyak tepkisini veririz. Ve bu ülke, kalıbımı basarım ki Game of...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones 7.Sezon Finali “The Dragon and the Wolf” İncelemesi ve Akılda Kalanlar

“Karlar yağdığında ve ak rüzgarlar estiğinde yalnız kurt ölür ama sürü yaşamayı sürdürür.” SPOILER Dizinin asıl müziği en hafif halinde...

Bomba