Connect with us

Bomba

THE FLASH 2.SEZON 8.BÖLÜM İNCELEMESİ – KÜÇÜK İÇ SAVAŞ

Yayınlandı

on

Bir Civil War ile daha karşı karşıya kaldığımız Invasion, yani İŞGAL bölümüyle crossover serisi devam ediyor. Supergirl dün ortak bölümlere hiç bir katkı sağlamamıştı. Bugün hiç olmazsa tüm ekip içerisinde ki en güçlü kişinin Supergirl olduğunu kabul etmeleriyle çok tatlı anlara şahit olduk. Daha çok kahramanlarımızın toplanması ve Barry’nin Flashpoint etkisiyle değiştirdiği hayatlarla yüzleştiği bir bölüm oldu. Spoiler uyarımızı yapalı ve incelemeye geçelim.

hall-of-justice-the-four-way-arrow-verse-crossover-posters-via-the-cw

Hepimiz biliyoruz ki bu bir Flash bölümüydü. Ancak ana konuya hiç değinilmedi. Tabi bu tarz diziler için gözardı edebiliriz bu tarz durumları. Savitar nerede, Alchemy nerede? Sonuç olarak böyle bir crossover etkinliğinde Savitar’ı falan araya sıkıştırmak oldukça zor. O yüzden bu konu hakkında olumsuz bir şey söylemeyeceğim.

cwcrossoverthedominators

Ortak bölümlerimizin ana konusu uzaylı istilası. Çizgi romanda da Dominators olarak geçiyor. Dizi de çok fazla çizgi romana benzemese bile CGI’dan dolayı, ağız yapıları ve kafa yapılarındaki sembolü koyarak bir benzerlik yaşattılar. Bu arkadaşlar hakkında bildiklerimiz de kısıtlı. Daha önce dünyaya gelmişler, şimdi de geliyorlar. Zihin kontrolü yapabiliyorlar. Aynı zamanda insanları kaçırıyorlar.

Dominatorsların 50’li yıllarda dünyaya geldiklerini izletti dizi bize. Bu muhtemelen direk olarak Legends of Tomorrow’da işlenecek. Çünkü tarihin tozlu sayfalarında gezip maceraya çıkan ekip onlar. Herkese kendi dizisinde ağırlık veriyorlar.

Herkesin kendi dizisi demişken Arrow’un da yarın 100.bölümü olacağı için genel bir all-star team up yapacaklar. Bunu da Dominatorslere bağlamayı planlıyorlar. Boşuna kaçırmadılar o kadar insanı değil mi? Zihinlerine girilir Oliver tayfasının. Bir taraftan TV Justice League’imiz Oliverları kurtarmaya çalışırken bir yandan da Oliver’ın zihninde olan biteni izleyeceğiz.

Buradan Flash’ın Star City’e Arrow’un yanına gitmesine bağlayacağım. Yahu şimdi Oliver ve Diggle Barry olmasa ölmüş müydü? Niye böyle bir olaya girişirler hiç anlamıyorum. İlla bizi bir yerden çıldırtacaklar. Ancak Oliver’a hakkını vermemiz gerekli. Çünkü Oliver’ı karanlık tarafıyla seven oldukça büyük bir kesim var. Kendi şovunda bu karanlık yerine daha soft bir Oliver izletebiliyorlar ancak crossover bölümlerinde iş tamamen değişiyor. Bu bölüm izlediğimiz Oliver, tam anlamıyla liderliğini gösterdi. Bu tonu kaybetmeyip kendi serilerine aktarmaları lazım. Felicity bildiğimiz Felicity. Thea pek konuşmadı bile. Fakat Diggle üzerinde biraz durmak gerek. En basit kahramanımız gibi gözüken Spartan, bölümde öne çıkan karakterlerden biriydi. Bu olan doğaüstü şeylere verdiği tepkiler cidden eğlenceliydi.

mv5bmjc1ytvjzwetyjcwyy00ntzklwi2mmutzwi0ymy4mdg1ndgzl2ltywdlxkeyxkfqcgdeqxvynjc5mjg0nju-_v1_

Şimdi de Flash ekibimize geçelim. Caitlin de etkisiz elemandı bu bölüm. Fakat Cisco’nun Barry’e tavırları devam ediyor. İlk bölümlerde kabul edilebilirdi. Ardından devam etse de haklı Cisco derdik de, belli ara verdikten sonra geçen bölüm başlayan bu tavırlar crossoverın havasını bozuyor. Bir bölüm daha gözardı edilebilirdi diye düşünüyorum. HR biraz daha aktif olmaya başladı. Gerek projeleri gerek Wally ile olan iş birliği Flash’ın ilerleyen bölümlerine bir yol yaptı. Ancak Iris sen ne iş yaparsın ki? Niye ekiple berabersin ? Hadi Caitlin doktor, senin hiçbir özelliğin yok. Iris’i canlandıran Candice Patton’dan kaynaklanan bir sıkıntı var. Yani dizi de Grant Gustin’in tüm sempatikliğine karşı bile bir uyumlu değil. Dengeyi sağlayamadığı gibi Iris’i canlandıracağına sanki sadece kendisini göstermek isteyen bir kadın izletiyor bize. Diziyle veya rolüyle kesinlikle alakası yok. Keşke şu Flashpoint ile birlikte oyuncu da değişseydi. Konuya dönersek, Iris’in tek önemli olduğu alan da ortadan kayboldu. Flashpoint öncesi 2024 yılında Flash’ın kaybolduğu yazıyı yazan kişi Iris West-Allen idi ancak şuan başka bir yazarın ismi duruyor. Yani bu Barry ile Iris’in evlenmediği anlamına da geliyor. Tabi evlenmiş ve Iris evinin hanımı, çocuklarının annesi de olmuş olabilir ancak Barry’nin içine kurt düşürmesine yetti.

Legends of Tomorrow ekibimizde ise yıldız kesinlikle Mick’ti. Önceden hödük, odun bir karakter olan Mick artık bizlere neşe saçıyor. Girdiği diyaloglar, bulunduğu durumlar diziye renk kattı. Özellikle Supergirl ile olan diyalogları ucuz ama başarılıydı. Mick demişken Ray Palmer ve Barry’nin Snart’ı unutmaması iyi bir dokunuş oldu. İleride LoT ya da Flash’ta karşılaşırız diye düşünüyorum.

Dizinin geneline bakacak olursak tek bölümlük bir crossover açısından çok iyi değildi. Çünkü koca bölüm sadece sonda kahramanlar arası bir dövüş oldu o kadar. Ancak genel olarak 4 gecelik bir crossover’ın giriş bölümü diye bakarsak oldukça başarılı bir bölümdü. Kahramanlar buluştu, kaynaştı, aralarındaki sorunları konuştular. Bu sorunların en büyük nedeni de Barry ve zaman çizgisi sorunu. Bunu daha da dramatikleştirmek için Prof.Stein’in evine gitmesi, kızı olduğunu öğrenmesi, Diggle’ın kızımı hayatımdan mı sildin demesi iyiydi. Ama daha iyi olanı ekibin gerçek lideri Oliver’ın Barry’e arka çıkması oldu. Barry’nin mesajı artık Legends of Tomorrow’da da, Flash’ta da işlenebilir hale geldi. Bakalım ileride işler nasıl çözülecek.

image-the-cw

Ancak benim bölümde en sevdiğim 2 şey vardı. Küçük bir Civil War görmemiz ve Hall of Justice??

hall

Sanki CW dizilerini birileri arkadan biraz itse çok güzel bir noktaya ulaşacak gibi. Umarım ellerine yüzlerine bulaştırmadan bitirirler crossoverı diyorum. Yarın görüşmek üzere!

Bomba

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Yayınlandı

on

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider, oyuncak için ise o zamanlar evrenin sonsuzluğu gibi gelecek büyüklükte olan Toys ‘R’ Us’a doğru yola çıkardık. Space Jam oyuncakları, boyama kitaplarını, figürleri hala hatırlıyorum. Öyle güzeldi. Ancak Amerikan basınına göre oyuncak sektörünün eski büyük lideri, yeni nesil Amazon vb. sitelerle baş edemeyerek 1 hafta sonra iflasını açıklayacak.

Reuters ve Wall Street Journal iflas haberini ilk alanlar oldu. Raporlarına göre, oyuncak perakendecisi birkaç hafta içinde iflas başvurusunda bulunmak zorunda kalacağını açıklamışlar. Markanın ABD’deki 1,600 artı mağazasında yaklaşık 5 milyar dolar borcu olduğu söyleniyor.

Toys ‘R’ Us’ın da tarihin tozlu raflarında kaybolduğu bir hayata hazır mıyız geekler? Ben değilim. 

Okumaya Devam Et

Bomba

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Yayınlandı

on

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol sayıda ilk kez Ben Urich’in anlatımıyla yapmadık açılışı. Onun yerine giriş sayfalarımızı Frank Castle, Punisher, suç ile ilgili görüşleri ile kapladı. Karakterin güzel bir özetiydi bu konuşması aslına bakarsanız. Kısaca kahramanların sağlamaya çalıştığı adaletin hiçbir zaman işe yaramamasından dem vurdu.

5. Sayıya bir giriş yaparsak,  ilk hikaye arkı 4. sayı ile bitmiş sanmıştım. Hem bitmiş gibi göründüğünden, hem de artık bitsin istememden olsun gerek. Görünen o ki Diamondback’in bir de kaçış planı varmış. Sayı beli kırılmış Iron Fist’in Night Nurse’ün mekanında uyanması akabinde artık bir teşekkür amaçlı binayı satın almasıyla açıldı. Buralardaki konuşmalar sayının geneli gibi çok güzel yazılmıştı, özellikle Danny’nin ”Vücudum bir tapınak” tarzı sözleri karakterin olması gerektiği halini iyi yansıttı. İsterdik ki dizide de bu yönü biraz daha ön plana çıksın. Punisher ile aynı polis aracında taşınan Diamondback çenesi ile Punisher’ı yormaya, hatta irrite etmeye çalışıyor. Ona ölen karısından dahi bahsediyor ve başarıyor da. Bu sırada ekibi ise 4 kişi bir çatıda görüyoruz tek kelime ile harika panellerdi. Marquez’in çizimleri yine harika, yine harika.  Ekibin burada gelecek hamlelerini planlamalarını ve birlikte hareket etmelerini okumak şahaneydi. Özellikle Danny’nin Matt’e;

“Çok fazla boks referansı kullanıyorsun, ünlü bir boksör falan mısın?”

sorusu güldürdü cidden. Sayının son anlarına doğru bir ikili diyalog da yine Danny-Matt ikilisinden geliyor. Danny’nin Matt’e neden maske taktığını sorduğunda geçen konuşmalar da çok iyi yazılmıştı. Evet yıllardır süper kahraman filmlerinde, dizilerinde izlediğimiz, gördüğümüz nedenlerden çok da farklı bir şey sunmadı bu diyalog belki ama Anad dönemi başladığından beri kimliğini koruyan Daredevil ve onun Danny ile ilişkisi için önemli bir gelişim noktası oluşturur cinstendi.

Sayının finali ise şok eden cinstendi Black Cat evine gidiyor ve onu bekleyen Diamondback ile karşılaşıyor. Kısa bir ikili konuşmanın ardından Diamondback Cat’e kurşunları yağdırıyor. Kedi bu sefer dört ayak üzerine düşer mi bilinmez. Matt’in silah seslerini duyması ile sayı perdesini kapıyor. Dediğim gibi, sayıda aksiyon belki azdı, ama okuması zevk veren unsurlarda ilk sırada bile gelmez aksiyon benim için. Özellikle bir ekip serisinde ekibin dinamikleridir önemli olan. Hala okumuyorsanız, okumadıysanız, Bendis’in kaleminden çıkan harika diyalogları, etkileşimleri ve Marquez’in ortaya döktüğü sanatı kaçırıyorsunuz. Şimdilik benim Defenders #5 için söyleyeceklerim bu kadar.

Gelecek sayı ve sayılarda görüşmek üzere!

Okumaya Devam Et

Bomba

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Yayınlandı

on

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en iyi dizi adaylarından birini yazabilecek olsam hangisini yazardım diye sordum. Verdiğim cevap için ise düşünmem gerekmedi! Peter Morgan tarafından yaratılan The Crown kuşkusuz bu yıl televizyonlarda – aslında bir Netflix yapımı – çıkan en iyi eserlerden biri. Netflix’in en pahalı işlerinden biri olan bu yapımın tahmini bütçesi tam 156 milyon dolar. Dizinin konusu ise Oscar’lı film The King’s Speech’te de izlediğimiz kekeme kral IV.George’un ölümünden sonra Elizabeth’in tahta çıkışı ve ardından gelişen tarihi olayları kapsıyor. Dizi konusu bakımından tarihi ve tarihi yapımları sevenler için bir elmas niteliğinde. Bir belgesel tadında tabi ki değil fakat bunu beklememiz de yersiz olurdu. Özellikle bazı bölümlerin sonlarında o bölümde ele alınan herhangi bir konunun gerçekte ne zaman vuku bulduğu, sonuçları ve sonrasında neler olduğu gibi bilgiler de yer alıyor.

Dizinin başrollerini Kraliçe 2. Elizabeth rolünde Claire Foy, eşi, Edinburgh Dükü Philip rolünde Doctor Who severlerin yakından tanıdığı Matt Smith, kraliçenin kardeşi Margaret rolünde güzelliğiyle izleyeni ekranlara kilitlemeyi başaran Vanessa Kirby ve son olarak Winston Churchill rolünde ise 2 Oscar adaylığı bulunan John Lithgow var. Üstteki görselden de görebileceğiniz gibi casting çok ama çok başarılı. Karakterlerin tarihteki gerçek halleri ile inanılmaz bir benzerlik sağlanmış. Dizinin o devasa bütçesinin nerelerde kullanıldığını hakkında koymuş olduğum görsellere baktığınızda fikir edinebilirsiniz diye düşünüyorum. İzlediğinizde ise kendi gözlerinizle görürsünüz. Çünkü prodüksiyon tek kelimeyle harika. Örnek vermek gerekirse kostüm departmanı ortaya çok ince bir işçilik koymuş.

Kostümler dışında kullanılan set, dekorlar muazzam, 20.yüzyıl İngiltere’sini hissedebiliyorsunuz. İç mekan tasarımları kraliyet ailesine yakışır cinsten görkemli, dış mekan çekimlerini izlerken ise kendimi sık sık ”Oha, bu kadar insanı nasıl toplamış da bu sahneleri çekmişler” derken buldum. Özellikle Elizabeth’in siyasi nedenlerden dolayı birçok ülkeyi gezmesi gerektiğinde, buralarda çekilmiş sahneler sizin, olayın içine girmenizi kolaylaştırıyor.

Dizinin müziklerinin başında Rupert Gregson-Williams var. O da çok başarılı bir iş çıkarmış. Özellikle ”Duck Shoot” parçasını dinlemekten sıkılmadım henüz. Tema müziğini ise Rupert değil, Hans Zimmer yapmış! Kendisini övmek için ayrı yazı yazarım ben, o kadar ünlü ve sektörde her iyi işin altında adını görebileceğiniz biri. Meraklısına araştırmayı öneririm, bakarsınız sizin de sevdiğiniz bir filmin, melodisinin yaratıcısıdır.

Dizinin değinmediğim noktalarından biri ise, dizinin ne kadar akıcı olduğu, 50 dakika – 1 saatlik bir dizi için inanılmaz derecede akıcı. Kendinizi üç dört bölümü ard arda izlerken buluyorsunuz. Bu süreye sahip diziler için bende bunu başarabilen son dizi sanırım Breaking Bad idi.

Biraz daha detaylı bir şekilde konuya değinmek gerekirse, merak etmeyin dizi, siyasete en ince ayrıntısına kadar girmektense, bir kitap olarak düşünürsek, onun sadece kapağını, iç çizimlerini ve belli kesitlerini alıntılıyor. Odak noktamız daha çok 2.Elizabeth. Onun yükselişini, bir Kraliçe ve aynı zamanda bir eş, bir anne olarak yaşadığı zorlukları görüyoruz. Siyaseti bilmiyor, okula gitmemiş, herhangi bir alanda eğitim almamış, çocukluk yıllarında sadece ülkenin yasaları, İngiliz Klisesi hakkında öğretiler görmüş ve dolayısıyla olduğu noktada zorluk çekiyor.

Claire Foy sergilediği performansla hem Taç’ın (Crown) hem de rolün altından kalkmış. Hazır bir oyuncunun performansına değinmişken, oyunculuklardan bahsedeyim. Dizi diğer çoğu alanda olduğu gibi oyunculuklar konusunda da sizi etkiliyor. Hatta yeri geliyor tüyleriniz diken diken bir şekilde ekrana bakarken buluyorsunuz kendinizi. Başta dizinin castını saymıştım. Tekrar saymama ya da tek tek değinmeme gerek yok zira hepsi iyi derecesinde performanslar sergiliyorlar ancak 2 kişi oldukça ön plana çıkıyor. Biri zaten ana karakterimize hayat veren Claire Foy. İlk sezonu bitirdiğinizde, bir kez daha ilk bölümü izleyip, daha sonra son bölüme bir göz atmanızı istiyorum. Karakterin yaşadığı değişimi nokta atışı diyebileceğimiz şekilde, eksiksiz gösteriyor. Diğer kişi ise Winston Churchill rolündeki John Lithgow. Dönem veya karakterler hakkında herhangi bir belgeseli ya da Youtube’dan birkaç videoyu izlerseniz görürsünüz. John Lithgow’un kullandığı beden dili, yürüyüşü, mimikleri, sanki gerçekten O’ymuş gibi hissettiriyor. Zaten her iki oyuncu da rolleri ile oyunculuk dallarındaki adaylıklara sahip. Claire Foy, ”En iyi kadın oyuncu” dalında, John Lithgow ise ”En iyi yardımcı erkek oyuncu” dalında aday. Yazı boyunca amma övdün, hiç mi kötü, olumsuz etken, faktör yok diye düşünmüş olabilirsiniz. Ama inanın yoklar. Dizinin Emmy ödüllerinde tam 11 adaylığı var.

Bu adaylıkların en önemlilerinden bazıları:

  • En İyi Drama Dizisi
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yönetmenlik
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Casting
  • En İyi Müzik Kompozisyonu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Senaryo

Dizi Golden Globe (Altın Küre) ödül töreninde ise En Drama Dizisi ve Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini evine götürdü. Sırada Emmy ödülleri var. Ben yapımın törenden en az birkaç ödül ile ayrılmasını istiyorum ve ümit ediyorum.

Diziyi hala izlememişseniz inanın bu yılın en iyi dizilerinden birini kaçırıyorsunuz. The Crown, çok kaliteli bir yapım ve her ayrıntısını incelemeniz, hayranlıkla döneme tanıklık etmeniz için sizleri bekliyor.

 

Okumaya Devam Et

Facebook

Bombalamasyon

Genel3 gün ago

Bir Stephen King Uyarlaması: “IT” Film İncelemesi

Kaliteli filmlerin ülkemize geç gelişinden ya da hiç gelmeyişinden muzdaribiz. Geç gelmeyenler ise popüler filmler oluyor. Yani sinemada Imax kalitesiyle,...

Bomba6 gün ago

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider,...

Bomba6 gün ago

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol...

Bomba1 hafta ago

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en...

Bomba2 hafta ago

Jeneriği ile Akıllara Kazınmış 15+2 Efsane Televizyon Dizisi!

Bir dizinin en önemli öğesi jeneriğidir. Bu cümlemi direkt kıran bir dizi var Ray Donovan. Jenerik kullanmıyor. Sert bir mizacı...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones: Kitaplarda Hala Hayatta Olan Karakterler!

George R.R. Martin acımadan karakter öldüren bir yazar olabilir fakat öyle karakterler var ki dizi yapımcıları öldürse de sevimli yazarımız...

Bomba3 hafta ago

Inhumans Imax İncelemesi, İlk İzlenim

İlk önce film olması planlanan, daha sonra diziye evrilen Inhumans’ın ilk 2 bölümü Imax sinemalarda gösterime girdi. Amerika’da ABC kanalının...

Bomba3 hafta ago

Beyaz Perde’de Boy Göstermiş Can Alıcı 11 Kadın!

Daha önce en efsane kötü karakterler videosu ile karşınıza çıkmıştık. Şimdi ise iyisiyle, kötüsüyle, çılgınıyla, tatlısıyla, kurbanlık koyun gibi insan...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones’u Neden Bu Kadar Çok Seviyoruz? Nedir bu Game of Thrones Manyaklığı?

Manyak, kelimesi burada kötü anlama gelmemektedir. Ülkemizde tatlı kişilere manyak tepkisini veririz. Ve bu ülke, kalıbımı basarım ki Game of...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones 7.Sezon Finali “The Dragon and the Wolf” İncelemesi ve Akılda Kalanlar

“Karlar yağdığında ve ak rüzgarlar estiğinde yalnız kurt ölür ama sürü yaşamayı sürdürür.” SPOILER Dizinin asıl müziği en hafif halinde...

Bomba