Connect with us

Bomba

The Flash 3. Sezon 1. Bölüm İncelemesi – Gazpoint Paradox

Yayınlandı

on

Bizleri ilk sezonun özellikle 2.yarısında tatmin eden, hatta beklenti yükseltmemizi sağlayan CW’nun Arrowverse’deki 2.dizisi The Flash, 2.sezonunda düşüş yaşamıştı. Bizi gereksiz buhranlar içine sokan, olayları açıklarken saçmalıklarına güler hale geldiğimiz bir yere getirmişti. Bir şekilde sezon finali yaptıktan sonra, finalin son sahnesinde yine yaptı yapacağını ve flashpoint başlangıcının malum olayı ‘Save Martha’ şaka şaka, Nora’yı kurtarma sahnesini gösterdi. Bu bize biraz da olsa umut ışığı olmuştu.

Uzun bir süre bekledik. Bugün sonunda 3.sezonuyla kavuştuk The Flash’a. Bakalım bize verdiği ışık sönmüş mü? Yoksa daha da mı yanmış.

Yazının bundan sonrası büyük ölçüde The Flash sezon 3 bölüm 1 spoilerları içerir.

The Flash -- Image Number: FLA_S3_KEYART.3000.jpg -- Pictured: Grant Gustin as The Flash -- Photo: Frank Ockenfels III/The CW -- © 2016 The CW Network, LLC. All rights reserved.

Bölüme bodoslama olarak 3 speedsterla başlamamız CW evreninden beklemediğim bir hareketti doğrusu. Normalde CW dizileri bir olayı sündürür sündürür en sonunda bir şeyler verirse verir. Ama birilerinin oradan oraya koşuşturması biz çizgi roman hayranları için güzel bir speedster banyosu oldu. Biraz da olsa bölüme hype ile başlayabildik.

The Flash -- "Flashpoint " -- Image: FLA301a_0110b.jpg -- Pictured (L-R): Grant Gustin as The Flash and Keiynan Lonsdale as Kid Flash -- Photo: Katie Yu/The CW -- © 2016 The CW Network, LLC. All rights reserved.

Öncelikle sıkıntılarımı dile getirmek istiyorum. Yeni sezon başlayana kadar Flashpoint de Flashpoint diye reklamını yaptığınız şey 1 bölümlük müydü? Biraz bir şeyler umut ediyoruz 1 bölümde yıkıyorsunuz. Ben burada bir mantıksızlık görüyorum. Ya kardeşim sen madem insanlar bekler, merak eder, bak bu çok tutar diye Flashpoint reklamı yapıyorsun, neden gerçeğe çevirip insanların sezonun diğer bölümlerini de mutlulukla izlemesini sağlamıyorsun? Gerçekten hayretler içerisindeyim. Diziye saydırmaya başlarsam sabaha kadar uzar. O yüzden tekrar bölüme dönüyorum.

Normalde altın çağ Flash’ı olan Jay Garrick düşmanı The Rival bölüm kötümüz gibi gözüküyordu.  CW evreninde gördüğüm en kötü 2. kostüm ile (1.si Diggle kaskı) karşımıza çıktı. Hızının yanında yıldırım atma teknikleri, kasırga yaratması klasik bir speedster’ın dışına çıkarmak için yapılmış, iyi kötü renk katmış karaktere. Ancak o kafasındaki kulaklar, boynuzlar nedir? Zoom’un endamıyla bu bir mi ?

the-rival-cw-the-flash

Zoom demişken, 2 sezon arasında ana kötü farkı bu kadar bariz olmamalı diye düşünüyordum ki adamlar CW’nin sezon kötüsüymüş gibi reklamını yaptığı karakteri, klasik Flash bölümlerindeki apaçi metahuman’a çevirdiler. Koskoca Flashpoint olmuş, Cisco zengin iş adamı, ortalarda Kid Flash var, Joe West alkolik vs. ama yine bir şekilde klasik bölüme döndük. Cisco ve Caitlin’in düşmanın açığını yakaladığı ve Flash’ın olay yerine gittiği sahneyi herhangi bir bölüme koyun sırıtmaz. Sözde Flashpoint olmuş meh meh.

Flashpoint’te dünya felakete sürüklenir, kötü şeyler olur sürekli. Burada Barry iki başağrısı geçirdi. Bırakın dünyanın felakete sürüklenmesini Barry için cennet gibiydi dünya. Anne babası sağ ve çok iyi yaşıyorlar. Barry Iris’i tavlamış, Cisco zengin, Caitlin kendi halinde doktor. Eee sen 2 sezon sorumluluktan dert yanıyordun, anneni babanı hayal ettin bunun için uğraştın. Kavuşunca ne oldu? Geri dönüş motivasyonun ne? Joe’nun alkolik olması, baş ağrıların. He bir de Kid Flash, yani Wally West’e sopa girmesi. Bakın yanlış okumadınız. ”Sopa girmesi.”

Wally’e sopa girince ne oldu sizce? Barry 1 saniyede onu eski Star Labs’e götürmek yerine yerde bırakıp, boynuzlu speedsterla uğraşmaya başladı. İzlerken arkada adam ölüyor lan diye bağırıyordum ekrana. Ha Barry naptı, ”Onu durduramıyorum yardım edin.” dedi. E adam öldü? Önemli değil, şimdi Iris Barry’e bir gazlama konuşması yapacak ve Barry turbo açacak. Yine olan oldu. Iris West hanımefendi ”Just Do It” konuşmasını yaptıktan sonra Flash boynuzluyu yendi. Yendi demişim pardon. O Kid Flash’tan hızlı, aylardır yakalanmayan kötü adam arkadan gelen kurşunu fark edip salisenin bilmem kaçta biri hızla eski haline gelemedi ve vuruldu.

a8j9e2y_700b

Amaç buna göndermeyse, güldüğüm diğer onlarca şey dışında buna da baya gülerim. Gönderme göndermedir diyeceğim yine de. Ama bu kadar az gönderme, referans olan Flashpoint olmamalıydı. Cisco’nun bir kaç geek göndermesi, Twister filmine gönderme yapması dışında pek bir şey yoktu. Zaten Reverse Flash’ın Cisco’ya kol sokması ve Weather Wizard göndermesini herkes anlamıştır.

Beğendiğim çok az şeye geçmeden önce bir iki noktaya daha değineyim. Dizi sonuna doğru Flash kendi dünyasına döndü ama Iris ile Joe’nun küs olduğunu öğrendi. Geçen sezon yeterince West aile draması izlemiştik, kusacak duruma gelmiştik. Bu sefer de Iris-Joe draması olacak diye korkuyorum ve CW korktuklarımı hep başıma getiriyor. Siz de kendinizi buna hazırlayın.

The Flash -- " Flashpoint" -- Image: FLA301b_0144b.jpg -- Pictured (L-R): Matthew Letscher as Eobard Thawne and Grant Gustin as Barry Allen -- Photo: Katie Yu/The CW -- © 2016 The CW Network, LLC. All rights reserved.

Biraz da iyi şeylerden konuşalım. Dizinin yaptığı en iyi şey olan Reverse Flash’ın her sahnesinde keyif aldığımı söylemeliyim. Gerek Tom Cavanagh gerek Matt Letscher rollerinde çok başarılıydılar. RF ile Barry diyalogları RF sayesinde insanları tatmin etmiştir diye düşünüyorum. Özellikle Reverse Flash’ın Barry’e anneni öldürmemi iste diye diretmesi ve söyletmesi oldukça acımasızcaydı. Gerçek bir kötü adam olduğunu tekrar gösterdi Reverse Flash.

The Flash -- "Flashpoint" -- Image: FLA301b_0057b.jpg -- Pictured (L-R): Candice Patton as Iris West and Grant Gustin as Barry Allen -- Photo: Katie Yu/The CW -- © 2016 The CW Network, LLC. All rights reserved.

Bu arada dizide hep itici gelen Iris West, Barry ile drama kasmak yerine flört edince, Kid Flash’a yardımcı olunca o gereksiz iticiliği üstünden atmış görünüyordu. Yine son sahnede baba draması yaratacaklarını belli ettiler ama az da olsa Iris’i böyle izlemek daha keyifliydi.

Bu zaman diliminin CCPD başındaki kişi olan Julio Mendes, 90’lı yılların Flash dizisinde de rol aldığını belirtmeden geçmeyelim.

c88jklw7vitbuyg49cky

Gelecek bölümler için Edward Clariss üzerinden bir şeyleri belli ettiler ama ne olacağını tam olarak bilemiyoruz. CW dizileri kötü bir bölümü daha geride bıraktı. İleride umarım bu kadar bariz şeylerin olmadığı 1.sezona yakın bölümler izleriz diyorum. Yazıma aşağıdaki video ile veda ediyorum.

Okumaya Devam Et
yorum yapmak için tıkla!

Cevap Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bomba

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Yayınlandı

on

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider, oyuncak için ise o zamanlar evrenin sonsuzluğu gibi gelecek büyüklükte olan Toys ‘R’ Us’a doğru yola çıkardık. Space Jam oyuncakları, boyama kitaplarını, figürleri hala hatırlıyorum. Öyle güzeldi. Ancak Amerikan basınına göre oyuncak sektörünün eski büyük lideri, yeni nesil Amazon vb. sitelerle baş edemeyerek 1 hafta sonra iflasını açıklayacak.

Reuters ve Wall Street Journal iflas haberini ilk alanlar oldu. Raporlarına göre, oyuncak perakendecisi birkaç hafta içinde iflas başvurusunda bulunmak zorunda kalacağını açıklamışlar. Markanın ABD’deki 1,600 artı mağazasında yaklaşık 5 milyar dolar borcu olduğu söyleniyor.

Toys ‘R’ Us’ın da tarihin tozlu raflarında kaybolduğu bir hayata hazır mıyız geekler? Ben değilim. 

Okumaya Devam Et

Bomba

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Yayınlandı

on

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol sayıda ilk kez Ben Urich’in anlatımıyla yapmadık açılışı. Onun yerine giriş sayfalarımızı Frank Castle, Punisher, suç ile ilgili görüşleri ile kapladı. Karakterin güzel bir özetiydi bu konuşması aslına bakarsanız. Kısaca kahramanların sağlamaya çalıştığı adaletin hiçbir zaman işe yaramamasından dem vurdu.

5. Sayıya bir giriş yaparsak,  ilk hikaye arkı 4. sayı ile bitmiş sanmıştım. Hem bitmiş gibi göründüğünden, hem de artık bitsin istememden olsun gerek. Görünen o ki Diamondback’in bir de kaçış planı varmış. Sayı beli kırılmış Iron Fist’in Night Nurse’ün mekanında uyanması akabinde artık bir teşekkür amaçlı binayı satın almasıyla açıldı. Buralardaki konuşmalar sayının geneli gibi çok güzel yazılmıştı, özellikle Danny’nin ”Vücudum bir tapınak” tarzı sözleri karakterin olması gerektiği halini iyi yansıttı. İsterdik ki dizide de bu yönü biraz daha ön plana çıksın. Punisher ile aynı polis aracında taşınan Diamondback çenesi ile Punisher’ı yormaya, hatta irrite etmeye çalışıyor. Ona ölen karısından dahi bahsediyor ve başarıyor da. Bu sırada ekibi ise 4 kişi bir çatıda görüyoruz tek kelime ile harika panellerdi. Marquez’in çizimleri yine harika, yine harika.  Ekibin burada gelecek hamlelerini planlamalarını ve birlikte hareket etmelerini okumak şahaneydi. Özellikle Danny’nin Matt’e;

“Çok fazla boks referansı kullanıyorsun, ünlü bir boksör falan mısın?”

sorusu güldürdü cidden. Sayının son anlarına doğru bir ikili diyalog da yine Danny-Matt ikilisinden geliyor. Danny’nin Matt’e neden maske taktığını sorduğunda geçen konuşmalar da çok iyi yazılmıştı. Evet yıllardır süper kahraman filmlerinde, dizilerinde izlediğimiz, gördüğümüz nedenlerden çok da farklı bir şey sunmadı bu diyalog belki ama Anad dönemi başladığından beri kimliğini koruyan Daredevil ve onun Danny ile ilişkisi için önemli bir gelişim noktası oluşturur cinstendi.

Sayının finali ise şok eden cinstendi Black Cat evine gidiyor ve onu bekleyen Diamondback ile karşılaşıyor. Kısa bir ikili konuşmanın ardından Diamondback Cat’e kurşunları yağdırıyor. Kedi bu sefer dört ayak üzerine düşer mi bilinmez. Matt’in silah seslerini duyması ile sayı perdesini kapıyor. Dediğim gibi, sayıda aksiyon belki azdı, ama okuması zevk veren unsurlarda ilk sırada bile gelmez aksiyon benim için. Özellikle bir ekip serisinde ekibin dinamikleridir önemli olan. Hala okumuyorsanız, okumadıysanız, Bendis’in kaleminden çıkan harika diyalogları, etkileşimleri ve Marquez’in ortaya döktüğü sanatı kaçırıyorsunuz. Şimdilik benim Defenders #5 için söyleyeceklerim bu kadar.

Gelecek sayı ve sayılarda görüşmek üzere!

Okumaya Devam Et

Bomba

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Yayınlandı

on

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en iyi dizi adaylarından birini yazabilecek olsam hangisini yazardım diye sordum. Verdiğim cevap için ise düşünmem gerekmedi! Peter Morgan tarafından yaratılan The Crown kuşkusuz bu yıl televizyonlarda – aslında bir Netflix yapımı – çıkan en iyi eserlerden biri. Netflix’in en pahalı işlerinden biri olan bu yapımın tahmini bütçesi tam 156 milyon dolar. Dizinin konusu ise Oscar’lı film The King’s Speech’te de izlediğimiz kekeme kral IV.George’un ölümünden sonra Elizabeth’in tahta çıkışı ve ardından gelişen tarihi olayları kapsıyor. Dizi konusu bakımından tarihi ve tarihi yapımları sevenler için bir elmas niteliğinde. Bir belgesel tadında tabi ki değil fakat bunu beklememiz de yersiz olurdu. Özellikle bazı bölümlerin sonlarında o bölümde ele alınan herhangi bir konunun gerçekte ne zaman vuku bulduğu, sonuçları ve sonrasında neler olduğu gibi bilgiler de yer alıyor.

Dizinin başrollerini Kraliçe 2. Elizabeth rolünde Claire Foy, eşi, Edinburgh Dükü Philip rolünde Doctor Who severlerin yakından tanıdığı Matt Smith, kraliçenin kardeşi Margaret rolünde güzelliğiyle izleyeni ekranlara kilitlemeyi başaran Vanessa Kirby ve son olarak Winston Churchill rolünde ise 2 Oscar adaylığı bulunan John Lithgow var. Üstteki görselden de görebileceğiniz gibi casting çok ama çok başarılı. Karakterlerin tarihteki gerçek halleri ile inanılmaz bir benzerlik sağlanmış. Dizinin o devasa bütçesinin nerelerde kullanıldığını hakkında koymuş olduğum görsellere baktığınızda fikir edinebilirsiniz diye düşünüyorum. İzlediğinizde ise kendi gözlerinizle görürsünüz. Çünkü prodüksiyon tek kelimeyle harika. Örnek vermek gerekirse kostüm departmanı ortaya çok ince bir işçilik koymuş.

Kostümler dışında kullanılan set, dekorlar muazzam, 20.yüzyıl İngiltere’sini hissedebiliyorsunuz. İç mekan tasarımları kraliyet ailesine yakışır cinsten görkemli, dış mekan çekimlerini izlerken ise kendimi sık sık ”Oha, bu kadar insanı nasıl toplamış da bu sahneleri çekmişler” derken buldum. Özellikle Elizabeth’in siyasi nedenlerden dolayı birçok ülkeyi gezmesi gerektiğinde, buralarda çekilmiş sahneler sizin, olayın içine girmenizi kolaylaştırıyor.

Dizinin müziklerinin başında Rupert Gregson-Williams var. O da çok başarılı bir iş çıkarmış. Özellikle ”Duck Shoot” parçasını dinlemekten sıkılmadım henüz. Tema müziğini ise Rupert değil, Hans Zimmer yapmış! Kendisini övmek için ayrı yazı yazarım ben, o kadar ünlü ve sektörde her iyi işin altında adını görebileceğiniz biri. Meraklısına araştırmayı öneririm, bakarsınız sizin de sevdiğiniz bir filmin, melodisinin yaratıcısıdır.

Dizinin değinmediğim noktalarından biri ise, dizinin ne kadar akıcı olduğu, 50 dakika – 1 saatlik bir dizi için inanılmaz derecede akıcı. Kendinizi üç dört bölümü ard arda izlerken buluyorsunuz. Bu süreye sahip diziler için bende bunu başarabilen son dizi sanırım Breaking Bad idi.

Biraz daha detaylı bir şekilde konuya değinmek gerekirse, merak etmeyin dizi, siyasete en ince ayrıntısına kadar girmektense, bir kitap olarak düşünürsek, onun sadece kapağını, iç çizimlerini ve belli kesitlerini alıntılıyor. Odak noktamız daha çok 2.Elizabeth. Onun yükselişini, bir Kraliçe ve aynı zamanda bir eş, bir anne olarak yaşadığı zorlukları görüyoruz. Siyaseti bilmiyor, okula gitmemiş, herhangi bir alanda eğitim almamış, çocukluk yıllarında sadece ülkenin yasaları, İngiliz Klisesi hakkında öğretiler görmüş ve dolayısıyla olduğu noktada zorluk çekiyor.

Claire Foy sergilediği performansla hem Taç’ın (Crown) hem de rolün altından kalkmış. Hazır bir oyuncunun performansına değinmişken, oyunculuklardan bahsedeyim. Dizi diğer çoğu alanda olduğu gibi oyunculuklar konusunda da sizi etkiliyor. Hatta yeri geliyor tüyleriniz diken diken bir şekilde ekrana bakarken buluyorsunuz kendinizi. Başta dizinin castını saymıştım. Tekrar saymama ya da tek tek değinmeme gerek yok zira hepsi iyi derecesinde performanslar sergiliyorlar ancak 2 kişi oldukça ön plana çıkıyor. Biri zaten ana karakterimize hayat veren Claire Foy. İlk sezonu bitirdiğinizde, bir kez daha ilk bölümü izleyip, daha sonra son bölüme bir göz atmanızı istiyorum. Karakterin yaşadığı değişimi nokta atışı diyebileceğimiz şekilde, eksiksiz gösteriyor. Diğer kişi ise Winston Churchill rolündeki John Lithgow. Dönem veya karakterler hakkında herhangi bir belgeseli ya da Youtube’dan birkaç videoyu izlerseniz görürsünüz. John Lithgow’un kullandığı beden dili, yürüyüşü, mimikleri, sanki gerçekten O’ymuş gibi hissettiriyor. Zaten her iki oyuncu da rolleri ile oyunculuk dallarındaki adaylıklara sahip. Claire Foy, ”En iyi kadın oyuncu” dalında, John Lithgow ise ”En iyi yardımcı erkek oyuncu” dalında aday. Yazı boyunca amma övdün, hiç mi kötü, olumsuz etken, faktör yok diye düşünmüş olabilirsiniz. Ama inanın yoklar. Dizinin Emmy ödüllerinde tam 11 adaylığı var.

Bu adaylıkların en önemlilerinden bazıları:

  • En İyi Drama Dizisi
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yönetmenlik
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Casting
  • En İyi Müzik Kompozisyonu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Senaryo

Dizi Golden Globe (Altın Küre) ödül töreninde ise En Drama Dizisi ve Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini evine götürdü. Sırada Emmy ödülleri var. Ben yapımın törenden en az birkaç ödül ile ayrılmasını istiyorum ve ümit ediyorum.

Diziyi hala izlememişseniz inanın bu yılın en iyi dizilerinden birini kaçırıyorsunuz. The Crown, çok kaliteli bir yapım ve her ayrıntısını incelemeniz, hayranlıkla döneme tanıklık etmeniz için sizleri bekliyor.

 

Okumaya Devam Et

Facebook

Bombalamasyon

Genel4 gün ago

Bir Stephen King Uyarlaması: “IT” Film İncelemesi

Kaliteli filmlerin ülkemize geç gelişinden ya da hiç gelmeyişinden muzdaribiz. Geç gelmeyenler ise popüler filmler oluyor. Yani sinemada Imax kalitesiyle,...

Bomba7 gün ago

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider,...

Bomba7 gün ago

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol...

Bomba1 hafta ago

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en...

Bomba2 hafta ago

Jeneriği ile Akıllara Kazınmış 15+2 Efsane Televizyon Dizisi!

Bir dizinin en önemli öğesi jeneriğidir. Bu cümlemi direkt kıran bir dizi var Ray Donovan. Jenerik kullanmıyor. Sert bir mizacı...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones: Kitaplarda Hala Hayatta Olan Karakterler!

George R.R. Martin acımadan karakter öldüren bir yazar olabilir fakat öyle karakterler var ki dizi yapımcıları öldürse de sevimli yazarımız...

Bomba3 hafta ago

Inhumans Imax İncelemesi, İlk İzlenim

İlk önce film olması planlanan, daha sonra diziye evrilen Inhumans’ın ilk 2 bölümü Imax sinemalarda gösterime girdi. Amerika’da ABC kanalının...

Bomba3 hafta ago

Beyaz Perde’de Boy Göstermiş Can Alıcı 11 Kadın!

Daha önce en efsane kötü karakterler videosu ile karşınıza çıkmıştık. Şimdi ise iyisiyle, kötüsüyle, çılgınıyla, tatlısıyla, kurbanlık koyun gibi insan...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones’u Neden Bu Kadar Çok Seviyoruz? Nedir bu Game of Thrones Manyaklığı?

Manyak, kelimesi burada kötü anlama gelmemektedir. Ülkemizde tatlı kişilere manyak tepkisini veririz. Ve bu ülke, kalıbımı basarım ki Game of...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones 7.Sezon Finali “The Dragon and the Wolf” İncelemesi ve Akılda Kalanlar

“Karlar yağdığında ve ak rüzgarlar estiğinde yalnız kurt ölür ama sürü yaşamayı sürdürür.” SPOILER Dizinin asıl müziği en hafif halinde...

Bomba