Connect with us

Bomba

THE FLASH 3.SEZON 13.BÖLÜM ATTACK ON GORILLA CITY İNCELEMESİ

Yayınlandı

on

Warner Bros. DC sinema evrenini paramparça ederken, CW ekranlarında 10 üzerinden 10 vereceğimi hiç düşünmediğim ama bu bölüme vereceğim bir Flash bölümü izledik. İnanın bana, sadece bu bölümü alıp, 3-4 kat bütçe fazlasıyla, iyi bir yönetmenle sinemaya aktarılsa en çok izlenen DCEU filmi olurdu. Gaza geldiğimin farkındasınızdır ama izleyince eminim aynı düşüncelere sahip olacaksınız. Bana güvenin. Lafı hiç uzatmadan sadece öveceğim ve muhtemelen uzun süre bunu yapamayacağımı bildiğim The Flash’ın yeni bölümünü SPOILERLI incelemeye başlıyorum!

Öncelikle Iris’in gelecekte yaşanan ölümü bu sezonun ana konusu olacağı net bir şey. Geçen sezon aynı şeyi Arrow yapmış, sezonun başlangıcında bir mezarlık sahnesi çekerek sezon sonuna kadar izleyenleri meraklandırmıştı. Aynı şeyi Flash’ta yapmaya kalkıştı ama Iris’in ölüp ölmeyeceği inanın umrumda değil. Umrumda olmayışı, bölümleri izlememi zorlaştırıyor inanın. Son bölüm öncesi Gorilla City’e gidileceği ve Grood’u tekrar göreceğimizi öğrendiğim andan beri bu bölümü bekledim. Genel olarak toparlayacak olursam Iris’i hiçbir şekilde işlememeleri çok hoşuma gitti. Grood gibi The Flash dizisinde en sevdiğim villain varken arka planda Iris ile bunalmak istemedim. Başlarda Iris’in gelecek ölümünü değiştirmeye yönelik bir hamle olarak yola çıksalar bile, Earth-2 dünyasına gidildiği andan itibaren her şey mükemmele yakındı.

Barry, Cisco, Caitlin ve Julian’ın cümbür cemaat gittikleri Earth-2’de elbette her şey yolunda gitmeyecekti. Grood’un geçtiğimiz sezon gönderildiği yer olan Gorilla City’i yaratan tüm ekip harika bir iş çıkarmış. Muhtemelen dizi bütçesini en son King Shark’ı yaparlarken bu kadar tüketmişlerdi. Ancak harcadıkları ne kadar para varsa her kuruşuna helal olsun! Dizi bütçeleri ile film bütçeleri arasında uçuk bir seviye olduğunu kabul etmeliyiz. Buna rağmen Gorilla City ile Solovar vs. Flash savaşını müthiş ötesi yansıttılar. Tüm olayların başlangıcı ise Grood’un en ufak detayları bile planlayıp herkesi ve beni bile kandırmasıyla başladı. Earth-2 Harrison Wells’i kaçırıp Earth-1’e kapı açtırabileceği tek kişi olduğunu Flash ve ekibinin düşünmesini istemiş. Bizim ekipte Wells’i kurtarmak adına anında geldiler ve aynı hızda yakalandılar. Grood’un kimi bulduysa onun beynine telepatik yolla girerek konuşmasını çok özlemişim! The Flash dizisinin en kendini izleten kötüsü net Grood! Burada bir anlaşalım.

Grood, Solovar’ı Flash’a öldürterek hem oranın yeni kralı olacağını hem herkesi serbest bırakma sözünden ve Solovar’da osmanlı tokadını yedikten sonra Flash vs. Solovar bütün endamıyla karşımıza çıktı! Gorilla Arena (tam Türk isimlemesi), Gorilla City’nin gorilleriyle dolmuş taşmış, adeta Fenerbahçe-Galatasaray maçı gibi tıklım tıklım! Solovar ve Flash’ın dövüştükleri anları bu kadar iyi yapmaları benim de olduğum yerden coşmama sebep oldu. Flash’ın Cisco’nun yardımı olmadan Solovar’ı yenmesi daha doğru olurdu ama CW’nin ARKADAŞLIK HER ŞEYDİR! sloganını aynı Grood gibi telepatiyle beynimize zorla işlemesi yüzünden bunu göremedik. Reverse Flash’ın yaptığı gibi Solovar’ın içinden geçen Flash, aniden içinden çıkan başbakanlık dürtüsüyle TÜM İNSANLAR VE GORİLLER KARDEŞTİR adlı türküye başladı. Dalga geçmiş gibi görünmek istemem ama istemsiz güldüm o anlar yaşanırken. Ancak tüm bu goril dahi olsa öldürmem, her insan katil değildir gibi masum sözler tipik Barry Allen davranışları. O açıdan bakarsak Barry Allen diyerek geçmek lazım. Solovar kimdir diye merak edenlere ise hemencecik anlatalım!

Solovar, Flash’ın 106.sayısında ortaya çıkan bir karakter. Diziye nazaran çizgi romanda en büyük düşmanı Grood ve Barry Allen’a Grood’u durdurması için yardım eden bir goril. New-52 döneminde ise Gorilla şehrinin kurucusu ve atası olarak kabul edilir. Maya İmparatorluğu zamanında yaşayan ve evrimleşemeyen bir maymun olan Solovar, The Light/Speedforce gücünün ona dokunuşuyla, telepati yetenekleriyle birlikte okuma, yazma ve konuşma gibi insani özelliklerini kazandı. Kazandığı güçler arasında süper insan gücü,hızı ve zekası dışında psişik yeteneklerinin verdiği yetkiyle olumlu ve olumsuz görüşlerin kontrolünü sağlayabiliyor. Yani Grood’un olumsuz görüşlerini arttırıp, kendi halkını olumlu düşüncelerle sakin durmalarını  ve mutlu yaşamalarını sağlayabiliyor.

Earth-1’de ise Wally West’e çok yakıştırmaya başladığım kahramanlıklarını sürdürdü. Jesse Quick ile ilişkileri saçma sapan ilerliyor bile olsa izlerken HADİ ÖPÜŞÜN BE derken buldum kendimi. Hem çift olarak hem kahraman olarak çok yakışıyorlar. Sahip olamadığım kahramanlık duyguları ve ilişkiyi yaşamaları hoşuma gitti sanırım. Bunları çok fazla anlatmadıkları ve ağırlığı Grood’a ayırmaları yine bir artıydı. Solovar’ı yendikten sonra Gorilla City’i ele geçiren Grood asıl amacını açıklıyor ve gerçek evi olan Central City’i insanlara diz çöktürmek için hazırlıklarına başlar. Bu sırada güçleri sınırlandırılan Flash ekibi, Barry’i öldü gibi gösterip Grood’un onu demir parmaklıklardan çıkarmasını umut ediyorlar ve başarıyorlar! Ne ilginç değil mi.. Öbür ilginç olan ise oldukları yerde Cisco kapıyı açıp kaçacaklarına illa yakalanmak uğruna ormana koşup oradan kapı açmalarıydı. Hani bulundukları oda komple güç alanı desek niye ormana kadar koşuyorsun?  Uzatmak için uzatmalarından hiç hoşlanmıyorum ama bu güzel arena dövüşünden sonra bunları uzatmanın manası yok.

Iris yok, buhran yok, Grood var, Flash’ın tüm arenanın gorille dolu savaş alanında yendiği süper güçlü ve Grood’un bile yenemediği Solovar var. Bu bölümden beklentilerim karşılandı diyorum ve veda ediyorum.

Haftaya görüşmek üzere!

https://www.youtube.com/watch?v=MxtX8yrqKm8

 

Okumaya Devam Et
2 Comments

2 Yorumlar

  1. Süleyman

    22 Şubat 2017 at 22:15

    CGI Gerçekten Çok Güzel Olmuş ama Solovarla savaşı biraz kısa olmuş genede efekleri baya iyiydi . Gelecek bölümde groodu nasıl alt edecekler acaba . incelemeniz çok güzel olmuş . 😀

    • Anıl Kaleli

      23 Şubat 2017 at 00:09

      Aslında daha uzun ve detaylı bir inceleme olcaktı ama Fenerbahçeli olduğum ve bu sıralarda beni kanser ettiği için aklım maçta kaldı 😀 Bu kadar detaylandırabildim ama beğendiğin için çok teşekkür ederim. Grood’un bu kadar baş ağrıtması bile müthiş bir olay. Dizi için müthiş yani. 3 speedster + Cisco’nun bir geçiş kapısıyla Grood tekrar Earth-2’ye yollanabilir veya Gorilla City Earth-1’e taşınır. Tüm bu orduyu bir şekilde yenip onların yaşayabileceği bir şehir yaparlar. Böylece Grood kaçar kaçar geri gelir 🙂

Cevap Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bomba

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Yayınlandı

on

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider, oyuncak için ise o zamanlar evrenin sonsuzluğu gibi gelecek büyüklükte olan Toys ‘R’ Us’a doğru yola çıkardık. Space Jam oyuncakları, boyama kitaplarını, figürleri hala hatırlıyorum. Öyle güzeldi. Ancak Amerikan basınına göre oyuncak sektörünün eski büyük lideri, yeni nesil Amazon vb. sitelerle baş edemeyerek 1 hafta sonra iflasını açıklayacak.

Reuters ve Wall Street Journal iflas haberini ilk alanlar oldu. Raporlarına göre, oyuncak perakendecisi birkaç hafta içinde iflas başvurusunda bulunmak zorunda kalacağını açıklamışlar. Markanın ABD’deki 1,600 artı mağazasında yaklaşık 5 milyar dolar borcu olduğu söyleniyor.

Toys ‘R’ Us’ın da tarihin tozlu raflarında kaybolduğu bir hayata hazır mıyız geekler? Ben değilim. 

Okumaya Devam Et

Bomba

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Yayınlandı

on

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol sayıda ilk kez Ben Urich’in anlatımıyla yapmadık açılışı. Onun yerine giriş sayfalarımızı Frank Castle, Punisher, suç ile ilgili görüşleri ile kapladı. Karakterin güzel bir özetiydi bu konuşması aslına bakarsanız. Kısaca kahramanların sağlamaya çalıştığı adaletin hiçbir zaman işe yaramamasından dem vurdu.

5. Sayıya bir giriş yaparsak,  ilk hikaye arkı 4. sayı ile bitmiş sanmıştım. Hem bitmiş gibi göründüğünden, hem de artık bitsin istememden olsun gerek. Görünen o ki Diamondback’in bir de kaçış planı varmış. Sayı beli kırılmış Iron Fist’in Night Nurse’ün mekanında uyanması akabinde artık bir teşekkür amaçlı binayı satın almasıyla açıldı. Buralardaki konuşmalar sayının geneli gibi çok güzel yazılmıştı, özellikle Danny’nin ”Vücudum bir tapınak” tarzı sözleri karakterin olması gerektiği halini iyi yansıttı. İsterdik ki dizide de bu yönü biraz daha ön plana çıksın. Punisher ile aynı polis aracında taşınan Diamondback çenesi ile Punisher’ı yormaya, hatta irrite etmeye çalışıyor. Ona ölen karısından dahi bahsediyor ve başarıyor da. Bu sırada ekibi ise 4 kişi bir çatıda görüyoruz tek kelime ile harika panellerdi. Marquez’in çizimleri yine harika, yine harika.  Ekibin burada gelecek hamlelerini planlamalarını ve birlikte hareket etmelerini okumak şahaneydi. Özellikle Danny’nin Matt’e;

“Çok fazla boks referansı kullanıyorsun, ünlü bir boksör falan mısın?”

sorusu güldürdü cidden. Sayının son anlarına doğru bir ikili diyalog da yine Danny-Matt ikilisinden geliyor. Danny’nin Matt’e neden maske taktığını sorduğunda geçen konuşmalar da çok iyi yazılmıştı. Evet yıllardır süper kahraman filmlerinde, dizilerinde izlediğimiz, gördüğümüz nedenlerden çok da farklı bir şey sunmadı bu diyalog belki ama Anad dönemi başladığından beri kimliğini koruyan Daredevil ve onun Danny ile ilişkisi için önemli bir gelişim noktası oluşturur cinstendi.

Sayının finali ise şok eden cinstendi Black Cat evine gidiyor ve onu bekleyen Diamondback ile karşılaşıyor. Kısa bir ikili konuşmanın ardından Diamondback Cat’e kurşunları yağdırıyor. Kedi bu sefer dört ayak üzerine düşer mi bilinmez. Matt’in silah seslerini duyması ile sayı perdesini kapıyor. Dediğim gibi, sayıda aksiyon belki azdı, ama okuması zevk veren unsurlarda ilk sırada bile gelmez aksiyon benim için. Özellikle bir ekip serisinde ekibin dinamikleridir önemli olan. Hala okumuyorsanız, okumadıysanız, Bendis’in kaleminden çıkan harika diyalogları, etkileşimleri ve Marquez’in ortaya döktüğü sanatı kaçırıyorsunuz. Şimdilik benim Defenders #5 için söyleyeceklerim bu kadar.

Gelecek sayı ve sayılarda görüşmek üzere!

Okumaya Devam Et

Bomba

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Yayınlandı

on

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en iyi dizi adaylarından birini yazabilecek olsam hangisini yazardım diye sordum. Verdiğim cevap için ise düşünmem gerekmedi! Peter Morgan tarafından yaratılan The Crown kuşkusuz bu yıl televizyonlarda – aslında bir Netflix yapımı – çıkan en iyi eserlerden biri. Netflix’in en pahalı işlerinden biri olan bu yapımın tahmini bütçesi tam 156 milyon dolar. Dizinin konusu ise Oscar’lı film The King’s Speech’te de izlediğimiz kekeme kral IV.George’un ölümünden sonra Elizabeth’in tahta çıkışı ve ardından gelişen tarihi olayları kapsıyor. Dizi konusu bakımından tarihi ve tarihi yapımları sevenler için bir elmas niteliğinde. Bir belgesel tadında tabi ki değil fakat bunu beklememiz de yersiz olurdu. Özellikle bazı bölümlerin sonlarında o bölümde ele alınan herhangi bir konunun gerçekte ne zaman vuku bulduğu, sonuçları ve sonrasında neler olduğu gibi bilgiler de yer alıyor.

Dizinin başrollerini Kraliçe 2. Elizabeth rolünde Claire Foy, eşi, Edinburgh Dükü Philip rolünde Doctor Who severlerin yakından tanıdığı Matt Smith, kraliçenin kardeşi Margaret rolünde güzelliğiyle izleyeni ekranlara kilitlemeyi başaran Vanessa Kirby ve son olarak Winston Churchill rolünde ise 2 Oscar adaylığı bulunan John Lithgow var. Üstteki görselden de görebileceğiniz gibi casting çok ama çok başarılı. Karakterlerin tarihteki gerçek halleri ile inanılmaz bir benzerlik sağlanmış. Dizinin o devasa bütçesinin nerelerde kullanıldığını hakkında koymuş olduğum görsellere baktığınızda fikir edinebilirsiniz diye düşünüyorum. İzlediğinizde ise kendi gözlerinizle görürsünüz. Çünkü prodüksiyon tek kelimeyle harika. Örnek vermek gerekirse kostüm departmanı ortaya çok ince bir işçilik koymuş.

Kostümler dışında kullanılan set, dekorlar muazzam, 20.yüzyıl İngiltere’sini hissedebiliyorsunuz. İç mekan tasarımları kraliyet ailesine yakışır cinsten görkemli, dış mekan çekimlerini izlerken ise kendimi sık sık ”Oha, bu kadar insanı nasıl toplamış da bu sahneleri çekmişler” derken buldum. Özellikle Elizabeth’in siyasi nedenlerden dolayı birçok ülkeyi gezmesi gerektiğinde, buralarda çekilmiş sahneler sizin, olayın içine girmenizi kolaylaştırıyor.

Dizinin müziklerinin başında Rupert Gregson-Williams var. O da çok başarılı bir iş çıkarmış. Özellikle ”Duck Shoot” parçasını dinlemekten sıkılmadım henüz. Tema müziğini ise Rupert değil, Hans Zimmer yapmış! Kendisini övmek için ayrı yazı yazarım ben, o kadar ünlü ve sektörde her iyi işin altında adını görebileceğiniz biri. Meraklısına araştırmayı öneririm, bakarsınız sizin de sevdiğiniz bir filmin, melodisinin yaratıcısıdır.

Dizinin değinmediğim noktalarından biri ise, dizinin ne kadar akıcı olduğu, 50 dakika – 1 saatlik bir dizi için inanılmaz derecede akıcı. Kendinizi üç dört bölümü ard arda izlerken buluyorsunuz. Bu süreye sahip diziler için bende bunu başarabilen son dizi sanırım Breaking Bad idi.

Biraz daha detaylı bir şekilde konuya değinmek gerekirse, merak etmeyin dizi, siyasete en ince ayrıntısına kadar girmektense, bir kitap olarak düşünürsek, onun sadece kapağını, iç çizimlerini ve belli kesitlerini alıntılıyor. Odak noktamız daha çok 2.Elizabeth. Onun yükselişini, bir Kraliçe ve aynı zamanda bir eş, bir anne olarak yaşadığı zorlukları görüyoruz. Siyaseti bilmiyor, okula gitmemiş, herhangi bir alanda eğitim almamış, çocukluk yıllarında sadece ülkenin yasaları, İngiliz Klisesi hakkında öğretiler görmüş ve dolayısıyla olduğu noktada zorluk çekiyor.

Claire Foy sergilediği performansla hem Taç’ın (Crown) hem de rolün altından kalkmış. Hazır bir oyuncunun performansına değinmişken, oyunculuklardan bahsedeyim. Dizi diğer çoğu alanda olduğu gibi oyunculuklar konusunda da sizi etkiliyor. Hatta yeri geliyor tüyleriniz diken diken bir şekilde ekrana bakarken buluyorsunuz kendinizi. Başta dizinin castını saymıştım. Tekrar saymama ya da tek tek değinmeme gerek yok zira hepsi iyi derecesinde performanslar sergiliyorlar ancak 2 kişi oldukça ön plana çıkıyor. Biri zaten ana karakterimize hayat veren Claire Foy. İlk sezonu bitirdiğinizde, bir kez daha ilk bölümü izleyip, daha sonra son bölüme bir göz atmanızı istiyorum. Karakterin yaşadığı değişimi nokta atışı diyebileceğimiz şekilde, eksiksiz gösteriyor. Diğer kişi ise Winston Churchill rolündeki John Lithgow. Dönem veya karakterler hakkında herhangi bir belgeseli ya da Youtube’dan birkaç videoyu izlerseniz görürsünüz. John Lithgow’un kullandığı beden dili, yürüyüşü, mimikleri, sanki gerçekten O’ymuş gibi hissettiriyor. Zaten her iki oyuncu da rolleri ile oyunculuk dallarındaki adaylıklara sahip. Claire Foy, ”En iyi kadın oyuncu” dalında, John Lithgow ise ”En iyi yardımcı erkek oyuncu” dalında aday. Yazı boyunca amma övdün, hiç mi kötü, olumsuz etken, faktör yok diye düşünmüş olabilirsiniz. Ama inanın yoklar. Dizinin Emmy ödüllerinde tam 11 adaylığı var.

Bu adaylıkların en önemlilerinden bazıları:

  • En İyi Drama Dizisi
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yönetmenlik
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Casting
  • En İyi Müzik Kompozisyonu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Senaryo

Dizi Golden Globe (Altın Küre) ödül töreninde ise En Drama Dizisi ve Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini evine götürdü. Sırada Emmy ödülleri var. Ben yapımın törenden en az birkaç ödül ile ayrılmasını istiyorum ve ümit ediyorum.

Diziyi hala izlememişseniz inanın bu yılın en iyi dizilerinden birini kaçırıyorsunuz. The Crown, çok kaliteli bir yapım ve her ayrıntısını incelemeniz, hayranlıkla döneme tanıklık etmeniz için sizleri bekliyor.

 

Okumaya Devam Et

Facebook

Bombalamasyon

Genel3 gün ago

Bir Stephen King Uyarlaması: “IT” Film İncelemesi

Kaliteli filmlerin ülkemize geç gelişinden ya da hiç gelmeyişinden muzdaribiz. Geç gelmeyenler ise popüler filmler oluyor. Yani sinemada Imax kalitesiyle,...

Bomba6 gün ago

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider,...

Bomba6 gün ago

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol...

Bomba1 hafta ago

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en...

Bomba2 hafta ago

Jeneriği ile Akıllara Kazınmış 15+2 Efsane Televizyon Dizisi!

Bir dizinin en önemli öğesi jeneriğidir. Bu cümlemi direkt kıran bir dizi var Ray Donovan. Jenerik kullanmıyor. Sert bir mizacı...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones: Kitaplarda Hala Hayatta Olan Karakterler!

George R.R. Martin acımadan karakter öldüren bir yazar olabilir fakat öyle karakterler var ki dizi yapımcıları öldürse de sevimli yazarımız...

Bomba3 hafta ago

Inhumans Imax İncelemesi, İlk İzlenim

İlk önce film olması planlanan, daha sonra diziye evrilen Inhumans’ın ilk 2 bölümü Imax sinemalarda gösterime girdi. Amerika’da ABC kanalının...

Bomba3 hafta ago

Beyaz Perde’de Boy Göstermiş Can Alıcı 11 Kadın!

Daha önce en efsane kötü karakterler videosu ile karşınıza çıkmıştık. Şimdi ise iyisiyle, kötüsüyle, çılgınıyla, tatlısıyla, kurbanlık koyun gibi insan...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones’u Neden Bu Kadar Çok Seviyoruz? Nedir bu Game of Thrones Manyaklığı?

Manyak, kelimesi burada kötü anlama gelmemektedir. Ülkemizde tatlı kişilere manyak tepkisini veririz. Ve bu ülke, kalıbımı basarım ki Game of...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones 7.Sezon Finali “The Dragon and the Wolf” İncelemesi ve Akılda Kalanlar

“Karlar yağdığında ve ak rüzgarlar estiğinde yalnız kurt ölür ama sürü yaşamayı sürdürür.” SPOILER Dizinin asıl müziği en hafif halinde...

Bomba