Connect with us

Bomba

THE FLASH 3.SEZON 14.BÖLÜM ATTACK ON CENTRAL CITY İNCELEMESİ

Yayınlandı

on

Bu inceleme The Flash’ın 3.sezon 14.bölümü hakkında SPOILER içermektedir. 

Spoiler istiyorum diyorsanız, buyrun!

Gorilla City’nin ardından Grood eventi Central City ile devam etti ve iki bölümdür her zaman söylediğim The Flash dizisinin en iyi villainı olan Grood’u seyretme şansını bulabildiğimiz için oldukça mutluyum. Son bölümler Flash’ın buhranlarından sıyrıldığımız ve çok haklı gerekçelerin önümüze argüman olarak sunulmasından ayrıca memnunum. Hepsini teker teker inceleyeceğim ancak benim aşırı yükseldiğim anlardan biri Earth-19 Flash’ı olan Accelerated Man’i görmüş olmaktı! Tüylerim diken diken oldu yemin ediyorum. Bana bunlarla gel Flash! Bunlarla gel bebeğim!

Earth-19 ile başladık onunla devam edelim. HR’ın dünyasında sevgililer günü olan ARKADAŞLIK GÜNÜ kutlamaları tüm Star Labs’te coşkuyla kutlandı. Yani H.R. eğlendi sadece ama onun umursamazlık derecesinde ki mutluluğu beni bile etkiliyor. Neden takımın en sevilen ismi olduğunu bölümler geçtikçe daha iyi anlıyoruz. Ayrıca sevdiğim bir başka olay Wells ile H.R’ın yan yana geldiği anlar. Yemin ediyorum bütün bölümü bu ikilinin atışmalarıyla geçirin ben o bölümü de öveceğim söz veriyorum! Tom Cavanagh bugüne dek farklı versiyonlarıyla izlettiği Harrison Wells’i bir de karşı karşıya izletince bu adamı alkışlamamak elde değil. Gerçekten büyük oynuyor. Takılmalar dışında ise Wells’in kızı Jesse, Wally ile Earth-1’de yaşayabilmek için ondan izin almaya geliyorlar ve Wells olabildiğince sakin karşılıyor bu olayı. Her babanın içinde bir Türk insanı vardır diyerek altından bir şeyler çıkacağı çok belliyken Wally’e hasta olduğunu söylüyor. Yani bana inandırdı. Jesse’yi aynı anda suçlamaya BABANLA KAL EDEPSİZ KIZ, ÖLÜYOR ADAM! modlarına girmeye başladım ki Jesse bunun yalan olduğunu anında anlayarak bizlere boşu boşuna izleyerek kaybettiğimiz dakikalara üzülmek kaldı. Ama olsun! Buhranlar yaşatacaklarına değişik bir taktikle denemeler yapmalarında sakınca görmüyorum. Yani Wells sinirlenip Wally’nin yakasına yapışsa Jesse trip atıp yine şehri falan terketse aboo kimse uğraşamaz arkadaşlar. Böyle iyi Flash, devam! Çok korkuyorum eski haline dönecekler diye.

Grood ise Gypsy’i kullanarak çoktan Central City’e ordusuyla gelmişti. Öncelikle nükleer füzeleri fırlatma yetkisi bulunan askeri elemanı yakalayıp bir güzel beynine girdi. Beynine girmesi için arabasının üstünü komple yok etmesine gerek var mıydı bilmiyorum ama tepemde bir Grood görmek beni bile yerimde titretti. Nükleer füzelerin ateşleme emrini verdikten sonra Flash’ın 90.000 ihtimalli 5 kodlu şifrelemeyi son 2 saniye kala bulması MEH dedirtse bile güzeldi. Yani şehirler yok olmayacaktı elbette Flash bunun için fazla toz pembe. Ancak ULAN ACABA? diye bir oldum. Çünkü ekipten yardım alamıyordu ve kimsenin aklına bir çözüm gelmiyordu. Bu durumda 90.000 ihtimalden birini gerçekleştirmesi tek çareydi o da oldu.

Benim için en önemli konulardan biri olan detaya önem verdiler bu bölüm. Süper kahramanların ahlaki çizgisi. Batman’in öldürmeme kuralından ötürü alınan canların haddi hesabı yoktur belki ama kurtardığı canlarla bunu eşitler. Ancak sizce bu doğru mudur? Ve kime göre bu doğruluk ölçülebilir? Barry’nin Grood’u öldürmeyi istemese bile öldürmesi gerektiğini bilmesi çok mantıklıydı. Batman örneğini verme sebebim ise elbette Joker. Farklı bir evren dahi olsa Injustice evreni bu temel yapı üzerine kuruludur. Superman, Batman’i en baştan bu yüzden suçlar. Joker’i öldürseydi Lois hayatta olacaktı. Her neyse bu açıdan bakarsak şahsi kanaatim Barry köküne kadar haklıydı. Grood, daha da gelişerek başlarına bela olmaya ve Central City’i tehlikeye atmaya devam ediyordu. Bu her kötü için geçerli. Şehirler kötüleri hapiste tutabilmekte net başarısız. İnsanlar ölmeye devam edecekse kötüleri hayatta tutmanın sebebi ne? Barry, bu ahlaki ikilem arasında sıkıştı ama Iris ile Wells onu bu durumdan BAŞKA BİR ÇÖZÜM DAİMA VARDIR noktasına getirdiler. Grood için belki bu çözüm Solovar’dı ama Grood yine bir yere tıkıldı. Tıkıldığı yer de ARGUS. King Shark’ın yanına kapatılarak gelecek sezon King Shark&Grood ikilisini Flash’ın başına dert açarken izleyeceğimiz bence kesinleşti. Cisco gibi şimdiden heyecanlıyım o bölüm için!

Grood’u durdurmanın yolunu bulan Barry, Cisco’yu Earth-19’a yollar ama hemen öncesinde Gypsy’nin konuştuğu birini görürüz. İşte benim kendimden geçtiğim an buydu. Accelerated Man kanlı canlı karşımdaydı! Kimdir bu derseniz bildiklerimi aktarayım.

acc

Accelerated Man, Earth-19’un speedsterıdır. İsmi henüz bilinmemekle birlikte Flash’ın güçlerine birebir sahiptir. Earth-19, günümüz dünyasına nazaran biraz daha geride kalmış gibi gözükebilir ama King Edward 21.yüzyılın imparatorluğunu yönetir. Bu kadar derine girerler mi bilinmez ama Earth-19 geçmiş ile geleceğin harmanlanmış hali gibidir. Accelerated Man’i ilk tanıdığımız an ise Multiversity Guide Book Vol 1’dir. 

Kısacık bile görmüş olsakta Earth-19’un havasını beğendim. Umarım arada yine uğrar ve Accelerated Man’i daha fazla tanıma şansı elde ederiz. Biz Earth-1’e dönecek olursak, Solovar vs Grood muhtemelen bütçenin Louie Anderson deyimiyle TAM TAKIY KUYU BAKIY halini almasıyla oldukça kısa sürdü. Grood’u yenen Solovar, tıpkı geçen hafta belirttiğim gibi Flash’a yardım etti ve kendi dünyalarına geri döndüler.

Dipnotlar:

  • Gypsy ile Cisco’nun Star Labs. konuşmalarında bahsedilen LUKE STARKILLER lafını hatırlıyorsunuzdur. Belki bilmeyen vardır ama Luke Starkiller’den bahsedilen Luke Skywalker’dı. Starkiller soyadı George Lucas tarafından taslakta düşünülendi. Ancak sonradan Skywalker’a dönüştü. Hatta New Hope filminin adı ADVENTURES OF THE STARKILLER’dı. Earth-19’da bu soyadın değiştirilmemiş olması çok güzel bir detaydı.

  • Elbette Accelerated Man! Yeterince övdüm ve bahsettim bence.
  • Wally’nin Savitar ile karşılaşması ve Barry’nin ilk kez öldürmekten bahsetmesi bana Savitar’ı öldürebileceğini düşündürttü. Tıpkı çizgi romanda Reverse Flash’ın boynunu kırdığı gibi. Çözüm buysa neden olmasın?

Haftaya görüşürüz!

https://www.youtube.com/watch?v=uI4RXIDW5rs

Okumaya Devam Et
1 Comment

1 Yorum

  1. Süleyman Parlak

    1 Mart 2017 at 20:15

    barry ile iris wally ile jesse sahneleri sıkıyor insanı o sahneleri direk ileri alıyorum . önceki sene arrowda oliver – felicity aşkı tüm sezonu yok etti

    Flash ta 2 sezondur devam ediyor. savitar şu kızı öldürsünde kurtulalım . savitarın irisi öldüremeyecektir belki yazarlar bi ters köşe yaparlar diye umut ediyorum

Cevap Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bomba

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Yayınlandı

on

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider, oyuncak için ise o zamanlar evrenin sonsuzluğu gibi gelecek büyüklükte olan Toys ‘R’ Us’a doğru yola çıkardık. Space Jam oyuncakları, boyama kitaplarını, figürleri hala hatırlıyorum. Öyle güzeldi. Ancak Amerikan basınına göre oyuncak sektörünün eski büyük lideri, yeni nesil Amazon vb. sitelerle baş edemeyerek 1 hafta sonra iflasını açıklayacak.

Reuters ve Wall Street Journal iflas haberini ilk alanlar oldu. Raporlarına göre, oyuncak perakendecisi birkaç hafta içinde iflas başvurusunda bulunmak zorunda kalacağını açıklamışlar. Markanın ABD’deki 1,600 artı mağazasında yaklaşık 5 milyar dolar borcu olduğu söyleniyor.

Toys ‘R’ Us’ın da tarihin tozlu raflarında kaybolduğu bir hayata hazır mıyız geekler? Ben değilim. 

Okumaya Devam Et

Bomba

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Yayınlandı

on

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol sayıda ilk kez Ben Urich’in anlatımıyla yapmadık açılışı. Onun yerine giriş sayfalarımızı Frank Castle, Punisher, suç ile ilgili görüşleri ile kapladı. Karakterin güzel bir özetiydi bu konuşması aslına bakarsanız. Kısaca kahramanların sağlamaya çalıştığı adaletin hiçbir zaman işe yaramamasından dem vurdu.

5. Sayıya bir giriş yaparsak,  ilk hikaye arkı 4. sayı ile bitmiş sanmıştım. Hem bitmiş gibi göründüğünden, hem de artık bitsin istememden olsun gerek. Görünen o ki Diamondback’in bir de kaçış planı varmış. Sayı beli kırılmış Iron Fist’in Night Nurse’ün mekanında uyanması akabinde artık bir teşekkür amaçlı binayı satın almasıyla açıldı. Buralardaki konuşmalar sayının geneli gibi çok güzel yazılmıştı, özellikle Danny’nin ”Vücudum bir tapınak” tarzı sözleri karakterin olması gerektiği halini iyi yansıttı. İsterdik ki dizide de bu yönü biraz daha ön plana çıksın. Punisher ile aynı polis aracında taşınan Diamondback çenesi ile Punisher’ı yormaya, hatta irrite etmeye çalışıyor. Ona ölen karısından dahi bahsediyor ve başarıyor da. Bu sırada ekibi ise 4 kişi bir çatıda görüyoruz tek kelime ile harika panellerdi. Marquez’in çizimleri yine harika, yine harika.  Ekibin burada gelecek hamlelerini planlamalarını ve birlikte hareket etmelerini okumak şahaneydi. Özellikle Danny’nin Matt’e;

“Çok fazla boks referansı kullanıyorsun, ünlü bir boksör falan mısın?”

sorusu güldürdü cidden. Sayının son anlarına doğru bir ikili diyalog da yine Danny-Matt ikilisinden geliyor. Danny’nin Matt’e neden maske taktığını sorduğunda geçen konuşmalar da çok iyi yazılmıştı. Evet yıllardır süper kahraman filmlerinde, dizilerinde izlediğimiz, gördüğümüz nedenlerden çok da farklı bir şey sunmadı bu diyalog belki ama Anad dönemi başladığından beri kimliğini koruyan Daredevil ve onun Danny ile ilişkisi için önemli bir gelişim noktası oluşturur cinstendi.

Sayının finali ise şok eden cinstendi Black Cat evine gidiyor ve onu bekleyen Diamondback ile karşılaşıyor. Kısa bir ikili konuşmanın ardından Diamondback Cat’e kurşunları yağdırıyor. Kedi bu sefer dört ayak üzerine düşer mi bilinmez. Matt’in silah seslerini duyması ile sayı perdesini kapıyor. Dediğim gibi, sayıda aksiyon belki azdı, ama okuması zevk veren unsurlarda ilk sırada bile gelmez aksiyon benim için. Özellikle bir ekip serisinde ekibin dinamikleridir önemli olan. Hala okumuyorsanız, okumadıysanız, Bendis’in kaleminden çıkan harika diyalogları, etkileşimleri ve Marquez’in ortaya döktüğü sanatı kaçırıyorsunuz. Şimdilik benim Defenders #5 için söyleyeceklerim bu kadar.

Gelecek sayı ve sayılarda görüşmek üzere!

Okumaya Devam Et

Bomba

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Yayınlandı

on

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en iyi dizi adaylarından birini yazabilecek olsam hangisini yazardım diye sordum. Verdiğim cevap için ise düşünmem gerekmedi! Peter Morgan tarafından yaratılan The Crown kuşkusuz bu yıl televizyonlarda – aslında bir Netflix yapımı – çıkan en iyi eserlerden biri. Netflix’in en pahalı işlerinden biri olan bu yapımın tahmini bütçesi tam 156 milyon dolar. Dizinin konusu ise Oscar’lı film The King’s Speech’te de izlediğimiz kekeme kral IV.George’un ölümünden sonra Elizabeth’in tahta çıkışı ve ardından gelişen tarihi olayları kapsıyor. Dizi konusu bakımından tarihi ve tarihi yapımları sevenler için bir elmas niteliğinde. Bir belgesel tadında tabi ki değil fakat bunu beklememiz de yersiz olurdu. Özellikle bazı bölümlerin sonlarında o bölümde ele alınan herhangi bir konunun gerçekte ne zaman vuku bulduğu, sonuçları ve sonrasında neler olduğu gibi bilgiler de yer alıyor.

Dizinin başrollerini Kraliçe 2. Elizabeth rolünde Claire Foy, eşi, Edinburgh Dükü Philip rolünde Doctor Who severlerin yakından tanıdığı Matt Smith, kraliçenin kardeşi Margaret rolünde güzelliğiyle izleyeni ekranlara kilitlemeyi başaran Vanessa Kirby ve son olarak Winston Churchill rolünde ise 2 Oscar adaylığı bulunan John Lithgow var. Üstteki görselden de görebileceğiniz gibi casting çok ama çok başarılı. Karakterlerin tarihteki gerçek halleri ile inanılmaz bir benzerlik sağlanmış. Dizinin o devasa bütçesinin nerelerde kullanıldığını hakkında koymuş olduğum görsellere baktığınızda fikir edinebilirsiniz diye düşünüyorum. İzlediğinizde ise kendi gözlerinizle görürsünüz. Çünkü prodüksiyon tek kelimeyle harika. Örnek vermek gerekirse kostüm departmanı ortaya çok ince bir işçilik koymuş.

Kostümler dışında kullanılan set, dekorlar muazzam, 20.yüzyıl İngiltere’sini hissedebiliyorsunuz. İç mekan tasarımları kraliyet ailesine yakışır cinsten görkemli, dış mekan çekimlerini izlerken ise kendimi sık sık ”Oha, bu kadar insanı nasıl toplamış da bu sahneleri çekmişler” derken buldum. Özellikle Elizabeth’in siyasi nedenlerden dolayı birçok ülkeyi gezmesi gerektiğinde, buralarda çekilmiş sahneler sizin, olayın içine girmenizi kolaylaştırıyor.

Dizinin müziklerinin başında Rupert Gregson-Williams var. O da çok başarılı bir iş çıkarmış. Özellikle ”Duck Shoot” parçasını dinlemekten sıkılmadım henüz. Tema müziğini ise Rupert değil, Hans Zimmer yapmış! Kendisini övmek için ayrı yazı yazarım ben, o kadar ünlü ve sektörde her iyi işin altında adını görebileceğiniz biri. Meraklısına araştırmayı öneririm, bakarsınız sizin de sevdiğiniz bir filmin, melodisinin yaratıcısıdır.

Dizinin değinmediğim noktalarından biri ise, dizinin ne kadar akıcı olduğu, 50 dakika – 1 saatlik bir dizi için inanılmaz derecede akıcı. Kendinizi üç dört bölümü ard arda izlerken buluyorsunuz. Bu süreye sahip diziler için bende bunu başarabilen son dizi sanırım Breaking Bad idi.

Biraz daha detaylı bir şekilde konuya değinmek gerekirse, merak etmeyin dizi, siyasete en ince ayrıntısına kadar girmektense, bir kitap olarak düşünürsek, onun sadece kapağını, iç çizimlerini ve belli kesitlerini alıntılıyor. Odak noktamız daha çok 2.Elizabeth. Onun yükselişini, bir Kraliçe ve aynı zamanda bir eş, bir anne olarak yaşadığı zorlukları görüyoruz. Siyaseti bilmiyor, okula gitmemiş, herhangi bir alanda eğitim almamış, çocukluk yıllarında sadece ülkenin yasaları, İngiliz Klisesi hakkında öğretiler görmüş ve dolayısıyla olduğu noktada zorluk çekiyor.

Claire Foy sergilediği performansla hem Taç’ın (Crown) hem de rolün altından kalkmış. Hazır bir oyuncunun performansına değinmişken, oyunculuklardan bahsedeyim. Dizi diğer çoğu alanda olduğu gibi oyunculuklar konusunda da sizi etkiliyor. Hatta yeri geliyor tüyleriniz diken diken bir şekilde ekrana bakarken buluyorsunuz kendinizi. Başta dizinin castını saymıştım. Tekrar saymama ya da tek tek değinmeme gerek yok zira hepsi iyi derecesinde performanslar sergiliyorlar ancak 2 kişi oldukça ön plana çıkıyor. Biri zaten ana karakterimize hayat veren Claire Foy. İlk sezonu bitirdiğinizde, bir kez daha ilk bölümü izleyip, daha sonra son bölüme bir göz atmanızı istiyorum. Karakterin yaşadığı değişimi nokta atışı diyebileceğimiz şekilde, eksiksiz gösteriyor. Diğer kişi ise Winston Churchill rolündeki John Lithgow. Dönem veya karakterler hakkında herhangi bir belgeseli ya da Youtube’dan birkaç videoyu izlerseniz görürsünüz. John Lithgow’un kullandığı beden dili, yürüyüşü, mimikleri, sanki gerçekten O’ymuş gibi hissettiriyor. Zaten her iki oyuncu da rolleri ile oyunculuk dallarındaki adaylıklara sahip. Claire Foy, ”En iyi kadın oyuncu” dalında, John Lithgow ise ”En iyi yardımcı erkek oyuncu” dalında aday. Yazı boyunca amma övdün, hiç mi kötü, olumsuz etken, faktör yok diye düşünmüş olabilirsiniz. Ama inanın yoklar. Dizinin Emmy ödüllerinde tam 11 adaylığı var.

Bu adaylıkların en önemlilerinden bazıları:

  • En İyi Drama Dizisi
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yönetmenlik
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Casting
  • En İyi Müzik Kompozisyonu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Senaryo

Dizi Golden Globe (Altın Küre) ödül töreninde ise En Drama Dizisi ve Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini evine götürdü. Sırada Emmy ödülleri var. Ben yapımın törenden en az birkaç ödül ile ayrılmasını istiyorum ve ümit ediyorum.

Diziyi hala izlememişseniz inanın bu yılın en iyi dizilerinden birini kaçırıyorsunuz. The Crown, çok kaliteli bir yapım ve her ayrıntısını incelemeniz, hayranlıkla döneme tanıklık etmeniz için sizleri bekliyor.

 

Okumaya Devam Et

Facebook

Bombalamasyon

Genel5 gün ago

Bir Stephen King Uyarlaması: “IT” Film İncelemesi

Kaliteli filmlerin ülkemize geç gelişinden ya da hiç gelmeyişinden muzdaribiz. Geç gelmeyenler ise popüler filmler oluyor. Yani sinemada Imax kalitesiyle,...

Bomba1 hafta ago

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider,...

Bomba1 hafta ago

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol...

Bomba1 hafta ago

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en...

Bomba3 hafta ago

Jeneriği ile Akıllara Kazınmış 15+2 Efsane Televizyon Dizisi!

Bir dizinin en önemli öğesi jeneriğidir. Bu cümlemi direkt kıran bir dizi var Ray Donovan. Jenerik kullanmıyor. Sert bir mizacı...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones: Kitaplarda Hala Hayatta Olan Karakterler!

George R.R. Martin acımadan karakter öldüren bir yazar olabilir fakat öyle karakterler var ki dizi yapımcıları öldürse de sevimli yazarımız...

Bomba3 hafta ago

Inhumans Imax İncelemesi, İlk İzlenim

İlk önce film olması planlanan, daha sonra diziye evrilen Inhumans’ın ilk 2 bölümü Imax sinemalarda gösterime girdi. Amerika’da ABC kanalının...

Bomba4 hafta ago

Beyaz Perde’de Boy Göstermiş Can Alıcı 11 Kadın!

Daha önce en efsane kötü karakterler videosu ile karşınıza çıkmıştık. Şimdi ise iyisiyle, kötüsüyle, çılgınıyla, tatlısıyla, kurbanlık koyun gibi insan...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones’u Neden Bu Kadar Çok Seviyoruz? Nedir bu Game of Thrones Manyaklığı?

Manyak, kelimesi burada kötü anlama gelmemektedir. Ülkemizde tatlı kişilere manyak tepkisini veririz. Ve bu ülke, kalıbımı basarım ki Game of...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones 7.Sezon Finali “The Dragon and the Wolf” İncelemesi ve Akılda Kalanlar

“Karlar yağdığında ve ak rüzgarlar estiğinde yalnız kurt ölür ama sürü yaşamayı sürdürür.” SPOILER Dizinin asıl müziği en hafif halinde...

Bomba