Connect with us

Bomba

THE FLASH 3. SEZON 16. BÖLÜM INTO THE SPEED FORCE İNCELEMESİ

Yayınlandı

on

Bu inceleme The Flash 3. Sezon 16. Bölüm hakkında SPOILER içermektedir.

Kişisel olarak süper kahramanlar gibi AYDINLIK kesmi temsil edenlerin KARANLIK tarafa geçişine bayılan biriyim. Buna en yakın örnek verebileceğim, seçilmiş kişi olan Anakin Skywalker’ın karanlık lord olmasıdır. Karanlık ton ise apayrı bir mevzu. DC Comics’i tercih edip Marvel’dan pek haz etmeyenler bu argümanı savunur. Yani Marvel’ı fazla neşeli, Dc’yi ise gerçekçi ve olması gereken karanlıkta bulurlar. Bu terimler, sinema sektörüne aynı şekilde geçtiği için bir sürü curcuna çıktı. DCEU karanlık film yapacağım derken görsellik dışında geri kalan her şeye koy vermiş, ağır eleştiriler almıştı. Marvel ise renkli görünümünü sinemada da sürdürerek aynı olumsuz eleştirileri almaya devam etti. Bunları anlatma sebebim, The Flash’ın karanlık ve aydınlık tonunu çok güzel tutturduğu yönünde olmasından dolayıydı. Karanlık dendiği an Barry’nin Star Labs koridorunda volta atması değil elbette. Karakterlerinin verdiği karanlık ve BEN İYİ ADAM DEĞİLİM, OLMAYACAĞIM tavırlarını net bir şekilde göstermelerini seviyorum. Grood olsun, Reverse-Flash olsun, özellikle Zoom olsun bu tadı her zaman bana verdiler.

Bu bölüm ise bunu yapan Speed Force oldu. Speed Force, var oluştan beri yer alan bir boyuttur ve tüm Flashlar gücünü buradan alır. Dizide gösterildiği gibi Barry’nin psikologluğunu yapan bir Speed Force’a oldukça karşı olduğumu belirtmek isterim. Ancak güzel tarafı hem zaman hayaletini hem Black Flash’ı Barry’nin üzerine salması oldu. Sanırım Black Flash’a karşı bir zaafım var. Bayılıyorum böyle düşmanlara. Spider-Man’de Venom’u sevdiğim gibi aynı tipin, karşıt kötüsü fikri beni cezbediyor olabilir. Bir de üstüne ÖLÜMÜN KENDİSİNİN bir Speedster oluşu aklımı hayran bırakıyor. Bu yüzden metafizik öğelerin kullanılması bu bölümün karanlığına oldukça yakıştı.

Speed Force, bizlere daha önce ölmüş Arrowverse karakterlerini tekrar görmemizi sağlayarak güzel anlar yaşattı. Hala insanların bedenine girip konuşan bir Speed Force’dan rahatsızım o ayrı bir mesele. Ancak Eddie, Ronnie ve Snart’ın seçtiği cümleler mühimdi. Barry’nin iyilik için kendini feda eden arkadaşları, aslında Barry için kendini feda etmiş ve Barry onlara rol model olmuştu. Bunu Barry’nin iyice anlamasını isteyen Speed Force, geleceği değiştirmesi gerekenin Wally değil Barry olduğunu ve bunu kabullenmesi gerektiğine de ikna etmeye çalıştı. Wally ise yaşadığı sonsuz cehennem olan annesinin ölümünü tekrar tekrar yaşarken, yerine Barry geçecekti ancak Speed Force geleceği değiştirmesi için Barry’yi seçtiği için buna izin vermiyordu. O sırada Barry’i kurtarmaya gelen KAHRAMANLAR ARASINDA YER ALAN KAHRAMAN Jay Garrick teşrif etti ve Barry ile Wally’i kurtardı. Kendisi ise Speed Force’a sıkışan yeni Speedster oldu.

Savitar’ın peşinden gitmek isteyen Jesse, önce Cisco sonra HR’ın bunu önlemesiyle yeni arayışlara girdi ve tek başına Savitar’ın peşinden gitti. Jesse’nin yaptığı her ne kadar aptal cesareti gibi görünse bile öyle değildi. O da bir Speedster’dı ve bunu başka dünyada onun yaptıklarını bilmeyen insanlara anlatmak zaman kaybıydı. Savitar’ı bulan ve karşısına çıkan Jesse, elinde tuttuğu Savitar’ın parçasını HR sayesinde Savitar’ın zayıf kısmına sapladı ve onu yaraladı. Zaten bir TANRI olmadığını biliyorduk ve Jesse Quick’in geleceğini bilmesi, olacakları bilmesi FUTURE FLASH teorimi iyiden iyiye kanıtlamış oluyor. Ve inanın Future Flash çıkacak olsa bile şimdiden heyecanlıyım. Hani önceden kimliğini anlayıp hevesiniz kaçar ya? Benim kaçmadı işte. Çünkü Future Flash Barry Allen’ın günümüz Barry Allen ile savaşa tutuşacağı anı heyecanla bekliyorum. O sahne şimdiden gözümün önünde ve umarım finali güzel yaparlar. Future Flash çıkmaması veya Barry Allen çıkmaması ihtimali de var. İkinci teorim ise her şeyi bildiğini söyleyen Savitar’ın HR çıkacak olması. Nasıl olur Savitar ile savaşırken HR, Jesse ile konuşuyordu ama bunun örneklerini geçtiğimiz sezonlar yeterince gördük. Bir yerde iken başka yerde de olabiliyor Speedsterlar. Tabii öncelik tahminim ve olmasını istediğim Future Flash’dır. Çünkü geçen hafta bahsettiğim ve 20 yıl sonrasının Flash’ı olan Future Flash, gelecekte var olan ve Wally West’in ölümü sonrası kendini suçlamaktan deliye dönen bir Barry Allen’dır. Hatta önemli bir detay, normal zaman çizgisinde Future Flash yokken, Flaspoint sonrası var olan bir karakter. Bu anlamda çizgi romanla aynı paralellikte gidiyorlar. Umarım burada da böyle çıkar.

Future Flash Barry Allen

Bir de Savitar’ın gelecekte Flash tarafından Speed Force’a atıldığını öğreniyoruz. Savitar neden Speed Force’ta takılıydı sorusunun cevabını geçen hafta tam anlayamamıştım ancak gelecekte Flash onu oraya atıp Jay Garrick’i kurtaracağa benziyor.

Önemli dipnotlar:

  • Captain Cold’un Jay Garrick karşısındayken söylediği GOLDEN AGE tanımlaması çok tatlıydı.
  • Bizim Snoopy olarak bildiğimiz Peanuts’ın Cisco, Caitlin ve Cisco arasında evrensel boyutlara taşınması
  • Caitlin bu bölüm aşırı güzel değil miydi ya?
  • Black Flash, Legends of Tomorrow dışında ilk kez Flash’ın karşısına çıktı. Normalde tek bir dokunuşuyla ölüme sebebiyet verirken burada yavaşça Barry’nin ruhunu emmeye başladı ancak Barry son bir hareketle kendini kurtarabildi. Çizgi romanda ise Black Flash’ten kaçan tek Speedster Wally West olmuştur.

Haftaya crossover müzikal bölümünde görüşmek üzere!

https://www.youtube.com/watch?v=VIsQ8k5fND8

 

 

Okumaya Devam Et
3 Comments

3 Yorumlar

  1. Süleyman

    15 Mart 2017 at 22:10

    uzun zamandır güzel bir flash bölümü izlememiştim bide müzikal bölüm nedir ya 😀 incelemenizde çok güzel olmuş…

  2. Altan

    16 Mart 2017 at 02:12

    Barrynin Black flasha yaptığı şeyi anlayamadım.Göğsündeki flash amblemini söküp ona degdirdiginde yok oldu.Nasıl yaptı onu ve Black flasha ne oldu tamamen yokmu oldu şimdi ?

    • Anıl Kaleli

      16 Mart 2017 at 19:12

      Black Flash öyle ölebilecek bir karakter değil yani yok olmadığı kesin. Sadece o an kurtulmuş oldu. Bunu nasıl yaptığı ise net değil. Sivri Flash amblemini saplayıp Black Flash’ın uzaklaşmasına sebep olmuş olabilir ama fazla basit kaçar. Belki ileri bölümler de açıklar.

Cevap Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bomba

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Yayınlandı

on

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider, oyuncak için ise o zamanlar evrenin sonsuzluğu gibi gelecek büyüklükte olan Toys ‘R’ Us’a doğru yola çıkardık. Space Jam oyuncakları, boyama kitaplarını, figürleri hala hatırlıyorum. Öyle güzeldi. Ancak Amerikan basınına göre oyuncak sektörünün eski büyük lideri, yeni nesil Amazon vb. sitelerle baş edemeyerek 1 hafta sonra iflasını açıklayacak.

Reuters ve Wall Street Journal iflas haberini ilk alanlar oldu. Raporlarına göre, oyuncak perakendecisi birkaç hafta içinde iflas başvurusunda bulunmak zorunda kalacağını açıklamışlar. Markanın ABD’deki 1,600 artı mağazasında yaklaşık 5 milyar dolar borcu olduğu söyleniyor.

Toys ‘R’ Us’ın da tarihin tozlu raflarında kaybolduğu bir hayata hazır mıyız geekler? Ben değilim. 

Okumaya Devam Et

Bomba

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Yayınlandı

on

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol sayıda ilk kez Ben Urich’in anlatımıyla yapmadık açılışı. Onun yerine giriş sayfalarımızı Frank Castle, Punisher, suç ile ilgili görüşleri ile kapladı. Karakterin güzel bir özetiydi bu konuşması aslına bakarsanız. Kısaca kahramanların sağlamaya çalıştığı adaletin hiçbir zaman işe yaramamasından dem vurdu.

5. Sayıya bir giriş yaparsak,  ilk hikaye arkı 4. sayı ile bitmiş sanmıştım. Hem bitmiş gibi göründüğünden, hem de artık bitsin istememden olsun gerek. Görünen o ki Diamondback’in bir de kaçış planı varmış. Sayı beli kırılmış Iron Fist’in Night Nurse’ün mekanında uyanması akabinde artık bir teşekkür amaçlı binayı satın almasıyla açıldı. Buralardaki konuşmalar sayının geneli gibi çok güzel yazılmıştı, özellikle Danny’nin ”Vücudum bir tapınak” tarzı sözleri karakterin olması gerektiği halini iyi yansıttı. İsterdik ki dizide de bu yönü biraz daha ön plana çıksın. Punisher ile aynı polis aracında taşınan Diamondback çenesi ile Punisher’ı yormaya, hatta irrite etmeye çalışıyor. Ona ölen karısından dahi bahsediyor ve başarıyor da. Bu sırada ekibi ise 4 kişi bir çatıda görüyoruz tek kelime ile harika panellerdi. Marquez’in çizimleri yine harika, yine harika.  Ekibin burada gelecek hamlelerini planlamalarını ve birlikte hareket etmelerini okumak şahaneydi. Özellikle Danny’nin Matt’e;

“Çok fazla boks referansı kullanıyorsun, ünlü bir boksör falan mısın?”

sorusu güldürdü cidden. Sayının son anlarına doğru bir ikili diyalog da yine Danny-Matt ikilisinden geliyor. Danny’nin Matt’e neden maske taktığını sorduğunda geçen konuşmalar da çok iyi yazılmıştı. Evet yıllardır süper kahraman filmlerinde, dizilerinde izlediğimiz, gördüğümüz nedenlerden çok da farklı bir şey sunmadı bu diyalog belki ama Anad dönemi başladığından beri kimliğini koruyan Daredevil ve onun Danny ile ilişkisi için önemli bir gelişim noktası oluşturur cinstendi.

Sayının finali ise şok eden cinstendi Black Cat evine gidiyor ve onu bekleyen Diamondback ile karşılaşıyor. Kısa bir ikili konuşmanın ardından Diamondback Cat’e kurşunları yağdırıyor. Kedi bu sefer dört ayak üzerine düşer mi bilinmez. Matt’in silah seslerini duyması ile sayı perdesini kapıyor. Dediğim gibi, sayıda aksiyon belki azdı, ama okuması zevk veren unsurlarda ilk sırada bile gelmez aksiyon benim için. Özellikle bir ekip serisinde ekibin dinamikleridir önemli olan. Hala okumuyorsanız, okumadıysanız, Bendis’in kaleminden çıkan harika diyalogları, etkileşimleri ve Marquez’in ortaya döktüğü sanatı kaçırıyorsunuz. Şimdilik benim Defenders #5 için söyleyeceklerim bu kadar.

Gelecek sayı ve sayılarda görüşmek üzere!

Okumaya Devam Et

Bomba

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Yayınlandı

on

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en iyi dizi adaylarından birini yazabilecek olsam hangisini yazardım diye sordum. Verdiğim cevap için ise düşünmem gerekmedi! Peter Morgan tarafından yaratılan The Crown kuşkusuz bu yıl televizyonlarda – aslında bir Netflix yapımı – çıkan en iyi eserlerden biri. Netflix’in en pahalı işlerinden biri olan bu yapımın tahmini bütçesi tam 156 milyon dolar. Dizinin konusu ise Oscar’lı film The King’s Speech’te de izlediğimiz kekeme kral IV.George’un ölümünden sonra Elizabeth’in tahta çıkışı ve ardından gelişen tarihi olayları kapsıyor. Dizi konusu bakımından tarihi ve tarihi yapımları sevenler için bir elmas niteliğinde. Bir belgesel tadında tabi ki değil fakat bunu beklememiz de yersiz olurdu. Özellikle bazı bölümlerin sonlarında o bölümde ele alınan herhangi bir konunun gerçekte ne zaman vuku bulduğu, sonuçları ve sonrasında neler olduğu gibi bilgiler de yer alıyor.

Dizinin başrollerini Kraliçe 2. Elizabeth rolünde Claire Foy, eşi, Edinburgh Dükü Philip rolünde Doctor Who severlerin yakından tanıdığı Matt Smith, kraliçenin kardeşi Margaret rolünde güzelliğiyle izleyeni ekranlara kilitlemeyi başaran Vanessa Kirby ve son olarak Winston Churchill rolünde ise 2 Oscar adaylığı bulunan John Lithgow var. Üstteki görselden de görebileceğiniz gibi casting çok ama çok başarılı. Karakterlerin tarihteki gerçek halleri ile inanılmaz bir benzerlik sağlanmış. Dizinin o devasa bütçesinin nerelerde kullanıldığını hakkında koymuş olduğum görsellere baktığınızda fikir edinebilirsiniz diye düşünüyorum. İzlediğinizde ise kendi gözlerinizle görürsünüz. Çünkü prodüksiyon tek kelimeyle harika. Örnek vermek gerekirse kostüm departmanı ortaya çok ince bir işçilik koymuş.

Kostümler dışında kullanılan set, dekorlar muazzam, 20.yüzyıl İngiltere’sini hissedebiliyorsunuz. İç mekan tasarımları kraliyet ailesine yakışır cinsten görkemli, dış mekan çekimlerini izlerken ise kendimi sık sık ”Oha, bu kadar insanı nasıl toplamış da bu sahneleri çekmişler” derken buldum. Özellikle Elizabeth’in siyasi nedenlerden dolayı birçok ülkeyi gezmesi gerektiğinde, buralarda çekilmiş sahneler sizin, olayın içine girmenizi kolaylaştırıyor.

Dizinin müziklerinin başında Rupert Gregson-Williams var. O da çok başarılı bir iş çıkarmış. Özellikle ”Duck Shoot” parçasını dinlemekten sıkılmadım henüz. Tema müziğini ise Rupert değil, Hans Zimmer yapmış! Kendisini övmek için ayrı yazı yazarım ben, o kadar ünlü ve sektörde her iyi işin altında adını görebileceğiniz biri. Meraklısına araştırmayı öneririm, bakarsınız sizin de sevdiğiniz bir filmin, melodisinin yaratıcısıdır.

Dizinin değinmediğim noktalarından biri ise, dizinin ne kadar akıcı olduğu, 50 dakika – 1 saatlik bir dizi için inanılmaz derecede akıcı. Kendinizi üç dört bölümü ard arda izlerken buluyorsunuz. Bu süreye sahip diziler için bende bunu başarabilen son dizi sanırım Breaking Bad idi.

Biraz daha detaylı bir şekilde konuya değinmek gerekirse, merak etmeyin dizi, siyasete en ince ayrıntısına kadar girmektense, bir kitap olarak düşünürsek, onun sadece kapağını, iç çizimlerini ve belli kesitlerini alıntılıyor. Odak noktamız daha çok 2.Elizabeth. Onun yükselişini, bir Kraliçe ve aynı zamanda bir eş, bir anne olarak yaşadığı zorlukları görüyoruz. Siyaseti bilmiyor, okula gitmemiş, herhangi bir alanda eğitim almamış, çocukluk yıllarında sadece ülkenin yasaları, İngiliz Klisesi hakkında öğretiler görmüş ve dolayısıyla olduğu noktada zorluk çekiyor.

Claire Foy sergilediği performansla hem Taç’ın (Crown) hem de rolün altından kalkmış. Hazır bir oyuncunun performansına değinmişken, oyunculuklardan bahsedeyim. Dizi diğer çoğu alanda olduğu gibi oyunculuklar konusunda da sizi etkiliyor. Hatta yeri geliyor tüyleriniz diken diken bir şekilde ekrana bakarken buluyorsunuz kendinizi. Başta dizinin castını saymıştım. Tekrar saymama ya da tek tek değinmeme gerek yok zira hepsi iyi derecesinde performanslar sergiliyorlar ancak 2 kişi oldukça ön plana çıkıyor. Biri zaten ana karakterimize hayat veren Claire Foy. İlk sezonu bitirdiğinizde, bir kez daha ilk bölümü izleyip, daha sonra son bölüme bir göz atmanızı istiyorum. Karakterin yaşadığı değişimi nokta atışı diyebileceğimiz şekilde, eksiksiz gösteriyor. Diğer kişi ise Winston Churchill rolündeki John Lithgow. Dönem veya karakterler hakkında herhangi bir belgeseli ya da Youtube’dan birkaç videoyu izlerseniz görürsünüz. John Lithgow’un kullandığı beden dili, yürüyüşü, mimikleri, sanki gerçekten O’ymuş gibi hissettiriyor. Zaten her iki oyuncu da rolleri ile oyunculuk dallarındaki adaylıklara sahip. Claire Foy, ”En iyi kadın oyuncu” dalında, John Lithgow ise ”En iyi yardımcı erkek oyuncu” dalında aday. Yazı boyunca amma övdün, hiç mi kötü, olumsuz etken, faktör yok diye düşünmüş olabilirsiniz. Ama inanın yoklar. Dizinin Emmy ödüllerinde tam 11 adaylığı var.

Bu adaylıkların en önemlilerinden bazıları:

  • En İyi Drama Dizisi
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yönetmenlik
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Casting
  • En İyi Müzik Kompozisyonu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Senaryo

Dizi Golden Globe (Altın Küre) ödül töreninde ise En Drama Dizisi ve Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini evine götürdü. Sırada Emmy ödülleri var. Ben yapımın törenden en az birkaç ödül ile ayrılmasını istiyorum ve ümit ediyorum.

Diziyi hala izlememişseniz inanın bu yılın en iyi dizilerinden birini kaçırıyorsunuz. The Crown, çok kaliteli bir yapım ve her ayrıntısını incelemeniz, hayranlıkla döneme tanıklık etmeniz için sizleri bekliyor.

 

Okumaya Devam Et

Facebook

Bombalamasyon

Genel2 gün ago

Bir Stephen King Uyarlaması: “IT” Film İncelemesi

Kaliteli filmlerin ülkemize geç gelişinden ya da hiç gelmeyişinden muzdaribiz. Geç gelmeyenler ise popüler filmler oluyor. Yani sinemada Imax kalitesiyle,...

Bomba5 gün ago

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider,...

Bomba5 gün ago

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol...

Bomba1 hafta ago

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en...

Bomba2 hafta ago

Jeneriği ile Akıllara Kazınmış 15+2 Efsane Televizyon Dizisi!

Bir dizinin en önemli öğesi jeneriğidir. Bu cümlemi direkt kıran bir dizi var Ray Donovan. Jenerik kullanmıyor. Sert bir mizacı...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones: Kitaplarda Hala Hayatta Olan Karakterler!

George R.R. Martin acımadan karakter öldüren bir yazar olabilir fakat öyle karakterler var ki dizi yapımcıları öldürse de sevimli yazarımız...

Bomba3 hafta ago

Inhumans Imax İncelemesi, İlk İzlenim

İlk önce film olması planlanan, daha sonra diziye evrilen Inhumans’ın ilk 2 bölümü Imax sinemalarda gösterime girdi. Amerika’da ABC kanalının...

Bomba3 hafta ago

Beyaz Perde’de Boy Göstermiş Can Alıcı 11 Kadın!

Daha önce en efsane kötü karakterler videosu ile karşınıza çıkmıştık. Şimdi ise iyisiyle, kötüsüyle, çılgınıyla, tatlısıyla, kurbanlık koyun gibi insan...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones’u Neden Bu Kadar Çok Seviyoruz? Nedir bu Game of Thrones Manyaklığı?

Manyak, kelimesi burada kötü anlama gelmemektedir. Ülkemizde tatlı kişilere manyak tepkisini veririz. Ve bu ülke, kalıbımı basarım ki Game of...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones 7.Sezon Finali “The Dragon and the Wolf” İncelemesi ve Akılda Kalanlar

“Karlar yağdığında ve ak rüzgarlar estiğinde yalnız kurt ölür ama sürü yaşamayı sürdürür.” SPOILER Dizinin asıl müziği en hafif halinde...

Bomba