Connect with us

Bomba

The Flash 3. Sezon Finali İncelemesi – Bir Daha Gel Speed Force’tan, Sarı Saçlım Mavi Gözlüm!

Yayınlandı

on

Bu inceleme The Flash 3. Sezon 23. Bölüm sezon finali hakkında SPOILER içerir

Yazar notu: Geçtiğimiz hafta gelen bölümü inceleyemediğim için öncelikle özür dilerim sayın okur. Anlayışla karşılarsınız ki, düğün haftaları geldi çattı ve oradan oraya savrularak en yakınlarımın düğünlerine katılmak durumunda kaldım. Bu yüzden yarım yamalak bir inceleme yapmak yerine hiç yapmayarak sezon finalini bekledim ve elimden geldiğince yine uzun, dilim döndüğünce olanları bir anlatacağım. 

3. Sezonun bitimini konuşmadan önce bu sezonun bir kritiğini çıkaralım. Olay neydi? Savitar denen bir hız tanrısı, Barry’e kafayı takmış bir şekilde yüzyıllar süren planını işleme koymuş, her zaman dilimine giderek günümüzde TANRI olarak bilinmesine yol açmıştı. Hatta Julian’ın ekibi bunu araştırırken hayatlarını kaybetmişti. Julian’da beyni yıkanmış bile olsa Savitar’ın bir mümini -ehe- olmuş, bu sırada Wally West Savitar sayesinde Speedster olmuştu. Akabinde birden çok kez karşı karşıya gelen Barry ve Savitar’ın kapışmasında Barry, yanlışlıkla geleceğe giderek Iris’in öldürüldüğü geceyi görmüştü. Geleceği değiştirmek adına giydikleri kıyafetten, yedikleri yemeğe, yakaladığını bildiği düşmanı yakalamamaya çalışmasına kadar her adımı değiştirmeye çalıştılar. Bu sırada ise Barry, Savitar’ın kimliğini çözerek onun kendisinin yaratmış olduğu bir zaman kalıntısı olduğunu anlayarak karşısına dikildi. Şöyle ki, gelecekte Savitar’ı yenebilmesi için yarattığı bir zaman kalıntısı yalnızlaşarak ve delirerek bu hale gelmişti. Cisco’nun bahsettiği sonsuz paradox tam olarak buydu. Sonsuz bir kısır döngü şeklinde Savitar’ı yenmek için yaratılan kalıntının Savitar olması. Savitar’ın planını gerçekleştirememesi için her şey yapılsa da o ana, yani Iris’in ölümüne tekrar geldik ve Iris öldü.

the-flash-season-3-episode-23-review-finish-line-season-finale-killer-frost-savitar

Durum son bölüme kadar bu şekilde ilerledi. Herkesin merak ettiği Savitar’ı nasıl durduracaklarından çok Iris’in bir şekilde ölüp başka bir oyuncu ile devam etmes… Şaka şaka. Tabii bu da vardı ama Iris’in ölmeyeceğini tahmin etsek dahi bu durumdan nasıl kurtulacakları sorusu cevap arıyordu. Geçmiş incelemelerimde bahsettiğim, Iris ölmese dahi ekipten birinin mutlaka öleceği yönündeydi. Bunu bilmek için über bir geleceği görmeye gerek yoktu elbette ancak bu kim olacaktı? Iris’in rolünün ağırlığında biri olmalıydı ki CW’ye ekmek çıksın. Ancak gidip her ne kadar sevsek bile karakterlerin dahi -Tracy dışında- adam gibi üzülemediği H.R’ı öldürdüler.

H.R’ın fedakarlığı çok büyüktü. Yüz değiştirme sistemini bu sezonun başından beri gözümüze sokmaları bundan ötürüymüş. Her ne kadar Savitar’ın izini bulmak için onun kopan metal parçasını kullama saçmalığı kullanılsa da, bir şekilde Iris’i buluyor. Ancak orada BEN HIZ TANRISIYIM diyen zaman kalıntısı Barry’nin ikisini 0.00000000000000..01 saniye içerisinde yakalayacağına bu işi Caitlin’e bırakması… Çok üzdü yine. Yani Iris ile H.R’ın yer değişimini anlatacak başka sahne çekemediniz mi? Beynimden vurulmuşa döndüm yani ancak bu kadar saçmalanırdı. Sonrası malum, H.R ile Iris yer değiştirdi ve bu sivri zekalılar sadece Iris’i alarak H.R görünümlü Iris’i orada bıraktılar.

Iris görünümlü H.R öldü ve Iris ölmediği içi gelecekte anında değişmiş oldu. Buna göre zaman kalıntısı Barry, Iris ölüp ileride Savitarla dövüşülmeyeceği ve doğal olarak Barry zaman kalıntısı yaratmayacağı için kendisi yok olmaya başladı. Hemen niye yok olmadı derseniz cevabım yok. Çünkü Eddie Thawne kendini vurduğunda Reverse Flash anında kaybolmuştu. Zaman kalıntısı olunca fazladan 1-2 saatin mi oluyor yani? Ayrıca koskoca Black Flash’ı dondurarak öldürmek neydi öyle? NEDEN CW NEDEN!

22 bölüm boyunca Savitar’ın ne kadar kötü olduğu işlendi ve alt metne hiçbir şekilde bunun düzelebileceği sinyalleri dahi verilmemişken 2-3 cümleyle Barry’nin zaman kalıntısı halini ikna etmesini ve onu Star Labs’e getirmesini kabul edemeyeceğim. Zaten yine anlamadığım bir şekilde yumuşayan Savitar’ın Cisco ve Caitlin’i getireceğim diyerek az önceki anlar hiç yaşanmamış gibi devam etmesi sanırım bir çekim hatasıydı.  Şöyle ki:

Barry, zaman kalıntısını tek konuşmayla iyiliğe yaklaştırır, Iris onu iyice etkiler, Cisco’yu getireceğini söyler ve gider, gittiği an geçmiş-şimdi ve gelecekte var olabilmesi için sürdürdüğü planı devreye sokar, büyük kapışma başlar, Barry yener, Iris zaman kalıntısını vurarak öldürür. 

Burada eksik olan bir şeyler yok mu? Yani az önce talk no jutsu -konuşarak kötüyü iyi yapmak- uygulamışsın, kıvama gelmiş, paralel bir evrenin Flash’ı yapıp olay bitecek gibi gözükürken zaman kalıntısı niye bu konuşma hiç yokmuş gibi davrandı? Bölümün biraz aceleye getirildiğini düşündüğümden bu kısmı atlamamak istedim ancak şunu derseniz anlayabilirim: Savitar, Cisco’nun Speed Cannon’u bitirene kadar Team Flash’ı oyalamak istedi ve yeteri kadar oyaladığı zaman oradan çıktı. Sonrası felsefe taşını kullanarak ekibi öldürmek istedi ve işine baktı. Tek aklıma yatan seçenek bu ama yine de tatmin olmadığımı söylemeliyim. Boş yere zaman kaybetmiş gibi hissettim.

The-Flash-323-11-600x338

Son kısımlara yavaştan gelmek istiyorum. Öncelikle yeteri kadar sövdüysem affedin ama şimdi öveceğim yerlere gelelim. Barry Allen’, yaratıldığından beri hiç kaybolmayan bir kahramanlık duruşu vardır. Bu duruşu sezon finali harika işledi. Iris’in öleceğini bile bile aylarını geçiren ve hayatını zindan etmiş birini dahi iyi tarafa geçirmeye çalıştı. Son sahnede Savitar’ı zırhından atıp yerine kendisi geçtiğinde onu öldürmek istese bile öldürmedi. İşte bu bizim Barry Allen duruşu! Snart’ın söylediği gibi: Flash, kahraman olarak kalmalı!

Dövüş sahneleri ise bolca CGI dahi olsa hem Jay Garrick&Kid Flash&Flash vs. Savitar’ı görmemiz açısından güzeldi hem de Gypsy&Vibe vs. Killer Frost’u görmemiz açısından gözlerimiz bayram etti. Sonuçta bu bir CW dizisi. Bütçesi belli, yapabilecekleri belli. Senaryoya ne kadar söversem söveyim bütçesine layık sahneler izletmesi beni mutlu ediyor.

Ve elbette ki son sahne! Barry’nin nasıl bir kahraman olduğuna dair bize üç sezondur gösterilen en iyi sahnelerden biriydi. Speed Force’un Jay Garrick gidince ihtiyacı olan bir Speedster açlığı ile enerjisini Dünya üzerinde açıyor ve 6.6 ile 7.2 depremlere sebebiyet veriyor. Burada ise kahramanımız, adamların hası Barry tam mutluluğa kavuşmuşken yine kendisini Dünya için feda ederek Speed Force’a kendisini teslim etti. Her kahramanın gezegeni için yaptığı fedakarlıklar vardır ama Barry Allen’ı anlamak için şu son sahneyi açıp izlemek yeterli. Speed Force’un sözleri ise sahneyi daha da derinleştirdi:

Her koşucunun bir bitiş çizgisi vardır. Barry, sen bitiş çizgine ulaştın.

Allah be! Duygularımı sonunda hissedebildim bir Flash bölümünde! Beni daha çok etkileyen ise Flashpoint’in çizgi romanlarla alakası olmasa dahi yol açtığı sorunların yine aynı yolla kapatılması oldu. Barry’nin annesi ve babası ile yaşadığı kısa hayat için bulduğu karşılık Savitar ve Speed Force oldu. Yani Flashpoint ile başlayan süreç yine Flashpoint ile son buldu. Bu sonuç beni tatmin etti.

Barry’nin 4. Sezon için geri geleceğini biliyoruz. Speed Force’tan bir şekilde çıkarılacak ve Savitar’ın yine bahsetmiş olduğu Devoe yani The Thinker belası ile yeni sezona başlayacaklardır. Zaten daha 2024 yılında asıl kayboluşunu gerçekleştirmesi lazım. O yüzden her ne kadar Barry’nin gidişi asil olsa da geri geleceğini bilmek ciddiyeti bozuyor.

The Flash 3. Sezon finaliyle bizlere yeni yayın dönemine kadar veda etti. Sezonun başından itibaren The Flash incelemelerimi okuduğunuz için çok teşekkür ediyorum. Ekim ayında yeni sezonla birlikte incelemelerimiz kaldığı yerden devam edecek. O güne kadar The Flash’a veda edelim.

Görüşmek üzere!

 

Okumaya Devam Et
4 Comments

4 Yorumlar

  1. Süleyman

    24 Mayıs 2017 at 20:03

    ne kadar sıkıcı bir bölümdü ya 45 dklık diziyi 20 dkda bitirdim . savitar kolay yenildi . black flashın durdurulması olayı saten aşırı kötüydü. koskoca tanrıyı h.r yenid 🙁 🙁 neyseki yarın arrow var.

  2. Serkan

    27 Mayıs 2017 at 03:12

    Her hafta izliyorum, kabul etmemekte diretiyorum ama dizi ne kadar kalitesiz, ucuz, uyduruk bir diziye dönüştü. Sırf çizgi romanlarda sevdiğimiz bir abi olan Flash var diye bu abudik diziyi izliyordum, şu rezil finalden sonra bırakıyorum. Arrow’u ve Supergirl’ü bırakıp kurtulmuştum, Flash dizisinden de kurtulmanın zamanı geldi.

    • Anıl Kaleli

      27 Mayıs 2017 at 12:00

      Arrow ve Supergirl’ü ben de bıraktım ve Flash’ı bırakmamamın tek sebebi Grant Gustin’in iyi oyunculuğu ile birkaç sağlam villain izletmeleri.

Cevap Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bomba

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Yayınlandı

on

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider, oyuncak için ise o zamanlar evrenin sonsuzluğu gibi gelecek büyüklükte olan Toys ‘R’ Us’a doğru yola çıkardık. Space Jam oyuncakları, boyama kitaplarını, figürleri hala hatırlıyorum. Öyle güzeldi. Ancak Amerikan basınına göre oyuncak sektörünün eski büyük lideri, yeni nesil Amazon vb. sitelerle baş edemeyerek 1 hafta sonra iflasını açıklayacak.

Reuters ve Wall Street Journal iflas haberini ilk alanlar oldu. Raporlarına göre, oyuncak perakendecisi birkaç hafta içinde iflas başvurusunda bulunmak zorunda kalacağını açıklamışlar. Markanın ABD’deki 1,600 artı mağazasında yaklaşık 5 milyar dolar borcu olduğu söyleniyor.

Toys ‘R’ Us’ın da tarihin tozlu raflarında kaybolduğu bir hayata hazır mıyız geekler? Ben değilim. 

Okumaya Devam Et

Bomba

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Yayınlandı

on

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol sayıda ilk kez Ben Urich’in anlatımıyla yapmadık açılışı. Onun yerine giriş sayfalarımızı Frank Castle, Punisher, suç ile ilgili görüşleri ile kapladı. Karakterin güzel bir özetiydi bu konuşması aslına bakarsanız. Kısaca kahramanların sağlamaya çalıştığı adaletin hiçbir zaman işe yaramamasından dem vurdu.

5. Sayıya bir giriş yaparsak,  ilk hikaye arkı 4. sayı ile bitmiş sanmıştım. Hem bitmiş gibi göründüğünden, hem de artık bitsin istememden olsun gerek. Görünen o ki Diamondback’in bir de kaçış planı varmış. Sayı beli kırılmış Iron Fist’in Night Nurse’ün mekanında uyanması akabinde artık bir teşekkür amaçlı binayı satın almasıyla açıldı. Buralardaki konuşmalar sayının geneli gibi çok güzel yazılmıştı, özellikle Danny’nin ”Vücudum bir tapınak” tarzı sözleri karakterin olması gerektiği halini iyi yansıttı. İsterdik ki dizide de bu yönü biraz daha ön plana çıksın. Punisher ile aynı polis aracında taşınan Diamondback çenesi ile Punisher’ı yormaya, hatta irrite etmeye çalışıyor. Ona ölen karısından dahi bahsediyor ve başarıyor da. Bu sırada ekibi ise 4 kişi bir çatıda görüyoruz tek kelime ile harika panellerdi. Marquez’in çizimleri yine harika, yine harika.  Ekibin burada gelecek hamlelerini planlamalarını ve birlikte hareket etmelerini okumak şahaneydi. Özellikle Danny’nin Matt’e;

“Çok fazla boks referansı kullanıyorsun, ünlü bir boksör falan mısın?”

sorusu güldürdü cidden. Sayının son anlarına doğru bir ikili diyalog da yine Danny-Matt ikilisinden geliyor. Danny’nin Matt’e neden maske taktığını sorduğunda geçen konuşmalar da çok iyi yazılmıştı. Evet yıllardır süper kahraman filmlerinde, dizilerinde izlediğimiz, gördüğümüz nedenlerden çok da farklı bir şey sunmadı bu diyalog belki ama Anad dönemi başladığından beri kimliğini koruyan Daredevil ve onun Danny ile ilişkisi için önemli bir gelişim noktası oluşturur cinstendi.

Sayının finali ise şok eden cinstendi Black Cat evine gidiyor ve onu bekleyen Diamondback ile karşılaşıyor. Kısa bir ikili konuşmanın ardından Diamondback Cat’e kurşunları yağdırıyor. Kedi bu sefer dört ayak üzerine düşer mi bilinmez. Matt’in silah seslerini duyması ile sayı perdesini kapıyor. Dediğim gibi, sayıda aksiyon belki azdı, ama okuması zevk veren unsurlarda ilk sırada bile gelmez aksiyon benim için. Özellikle bir ekip serisinde ekibin dinamikleridir önemli olan. Hala okumuyorsanız, okumadıysanız, Bendis’in kaleminden çıkan harika diyalogları, etkileşimleri ve Marquez’in ortaya döktüğü sanatı kaçırıyorsunuz. Şimdilik benim Defenders #5 için söyleyeceklerim bu kadar.

Gelecek sayı ve sayılarda görüşmek üzere!

Okumaya Devam Et

Bomba

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Yayınlandı

on

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en iyi dizi adaylarından birini yazabilecek olsam hangisini yazardım diye sordum. Verdiğim cevap için ise düşünmem gerekmedi! Peter Morgan tarafından yaratılan The Crown kuşkusuz bu yıl televizyonlarda – aslında bir Netflix yapımı – çıkan en iyi eserlerden biri. Netflix’in en pahalı işlerinden biri olan bu yapımın tahmini bütçesi tam 156 milyon dolar. Dizinin konusu ise Oscar’lı film The King’s Speech’te de izlediğimiz kekeme kral IV.George’un ölümünden sonra Elizabeth’in tahta çıkışı ve ardından gelişen tarihi olayları kapsıyor. Dizi konusu bakımından tarihi ve tarihi yapımları sevenler için bir elmas niteliğinde. Bir belgesel tadında tabi ki değil fakat bunu beklememiz de yersiz olurdu. Özellikle bazı bölümlerin sonlarında o bölümde ele alınan herhangi bir konunun gerçekte ne zaman vuku bulduğu, sonuçları ve sonrasında neler olduğu gibi bilgiler de yer alıyor.

Dizinin başrollerini Kraliçe 2. Elizabeth rolünde Claire Foy, eşi, Edinburgh Dükü Philip rolünde Doctor Who severlerin yakından tanıdığı Matt Smith, kraliçenin kardeşi Margaret rolünde güzelliğiyle izleyeni ekranlara kilitlemeyi başaran Vanessa Kirby ve son olarak Winston Churchill rolünde ise 2 Oscar adaylığı bulunan John Lithgow var. Üstteki görselden de görebileceğiniz gibi casting çok ama çok başarılı. Karakterlerin tarihteki gerçek halleri ile inanılmaz bir benzerlik sağlanmış. Dizinin o devasa bütçesinin nerelerde kullanıldığını hakkında koymuş olduğum görsellere baktığınızda fikir edinebilirsiniz diye düşünüyorum. İzlediğinizde ise kendi gözlerinizle görürsünüz. Çünkü prodüksiyon tek kelimeyle harika. Örnek vermek gerekirse kostüm departmanı ortaya çok ince bir işçilik koymuş.

Kostümler dışında kullanılan set, dekorlar muazzam, 20.yüzyıl İngiltere’sini hissedebiliyorsunuz. İç mekan tasarımları kraliyet ailesine yakışır cinsten görkemli, dış mekan çekimlerini izlerken ise kendimi sık sık ”Oha, bu kadar insanı nasıl toplamış da bu sahneleri çekmişler” derken buldum. Özellikle Elizabeth’in siyasi nedenlerden dolayı birçok ülkeyi gezmesi gerektiğinde, buralarda çekilmiş sahneler sizin, olayın içine girmenizi kolaylaştırıyor.

Dizinin müziklerinin başında Rupert Gregson-Williams var. O da çok başarılı bir iş çıkarmış. Özellikle ”Duck Shoot” parçasını dinlemekten sıkılmadım henüz. Tema müziğini ise Rupert değil, Hans Zimmer yapmış! Kendisini övmek için ayrı yazı yazarım ben, o kadar ünlü ve sektörde her iyi işin altında adını görebileceğiniz biri. Meraklısına araştırmayı öneririm, bakarsınız sizin de sevdiğiniz bir filmin, melodisinin yaratıcısıdır.

Dizinin değinmediğim noktalarından biri ise, dizinin ne kadar akıcı olduğu, 50 dakika – 1 saatlik bir dizi için inanılmaz derecede akıcı. Kendinizi üç dört bölümü ard arda izlerken buluyorsunuz. Bu süreye sahip diziler için bende bunu başarabilen son dizi sanırım Breaking Bad idi.

Biraz daha detaylı bir şekilde konuya değinmek gerekirse, merak etmeyin dizi, siyasete en ince ayrıntısına kadar girmektense, bir kitap olarak düşünürsek, onun sadece kapağını, iç çizimlerini ve belli kesitlerini alıntılıyor. Odak noktamız daha çok 2.Elizabeth. Onun yükselişini, bir Kraliçe ve aynı zamanda bir eş, bir anne olarak yaşadığı zorlukları görüyoruz. Siyaseti bilmiyor, okula gitmemiş, herhangi bir alanda eğitim almamış, çocukluk yıllarında sadece ülkenin yasaları, İngiliz Klisesi hakkında öğretiler görmüş ve dolayısıyla olduğu noktada zorluk çekiyor.

Claire Foy sergilediği performansla hem Taç’ın (Crown) hem de rolün altından kalkmış. Hazır bir oyuncunun performansına değinmişken, oyunculuklardan bahsedeyim. Dizi diğer çoğu alanda olduğu gibi oyunculuklar konusunda da sizi etkiliyor. Hatta yeri geliyor tüyleriniz diken diken bir şekilde ekrana bakarken buluyorsunuz kendinizi. Başta dizinin castını saymıştım. Tekrar saymama ya da tek tek değinmeme gerek yok zira hepsi iyi derecesinde performanslar sergiliyorlar ancak 2 kişi oldukça ön plana çıkıyor. Biri zaten ana karakterimize hayat veren Claire Foy. İlk sezonu bitirdiğinizde, bir kez daha ilk bölümü izleyip, daha sonra son bölüme bir göz atmanızı istiyorum. Karakterin yaşadığı değişimi nokta atışı diyebileceğimiz şekilde, eksiksiz gösteriyor. Diğer kişi ise Winston Churchill rolündeki John Lithgow. Dönem veya karakterler hakkında herhangi bir belgeseli ya da Youtube’dan birkaç videoyu izlerseniz görürsünüz. John Lithgow’un kullandığı beden dili, yürüyüşü, mimikleri, sanki gerçekten O’ymuş gibi hissettiriyor. Zaten her iki oyuncu da rolleri ile oyunculuk dallarındaki adaylıklara sahip. Claire Foy, ”En iyi kadın oyuncu” dalında, John Lithgow ise ”En iyi yardımcı erkek oyuncu” dalında aday. Yazı boyunca amma övdün, hiç mi kötü, olumsuz etken, faktör yok diye düşünmüş olabilirsiniz. Ama inanın yoklar. Dizinin Emmy ödüllerinde tam 11 adaylığı var.

Bu adaylıkların en önemlilerinden bazıları:

  • En İyi Drama Dizisi
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yönetmenlik
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Casting
  • En İyi Müzik Kompozisyonu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Senaryo

Dizi Golden Globe (Altın Küre) ödül töreninde ise En Drama Dizisi ve Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini evine götürdü. Sırada Emmy ödülleri var. Ben yapımın törenden en az birkaç ödül ile ayrılmasını istiyorum ve ümit ediyorum.

Diziyi hala izlememişseniz inanın bu yılın en iyi dizilerinden birini kaçırıyorsunuz. The Crown, çok kaliteli bir yapım ve her ayrıntısını incelemeniz, hayranlıkla döneme tanıklık etmeniz için sizleri bekliyor.

 

Okumaya Devam Et

Facebook

Bombalamasyon

Genel5 gün ago

Bir Stephen King Uyarlaması: “IT” Film İncelemesi

Kaliteli filmlerin ülkemize geç gelişinden ya da hiç gelmeyişinden muzdaribiz. Geç gelmeyenler ise popüler filmler oluyor. Yani sinemada Imax kalitesiyle,...

Bomba1 hafta ago

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider,...

Bomba1 hafta ago

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol...

Bomba1 hafta ago

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en...

Bomba3 hafta ago

Jeneriği ile Akıllara Kazınmış 15+2 Efsane Televizyon Dizisi!

Bir dizinin en önemli öğesi jeneriğidir. Bu cümlemi direkt kıran bir dizi var Ray Donovan. Jenerik kullanmıyor. Sert bir mizacı...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones: Kitaplarda Hala Hayatta Olan Karakterler!

George R.R. Martin acımadan karakter öldüren bir yazar olabilir fakat öyle karakterler var ki dizi yapımcıları öldürse de sevimli yazarımız...

Bomba3 hafta ago

Inhumans Imax İncelemesi, İlk İzlenim

İlk önce film olması planlanan, daha sonra diziye evrilen Inhumans’ın ilk 2 bölümü Imax sinemalarda gösterime girdi. Amerika’da ABC kanalının...

Bomba4 hafta ago

Beyaz Perde’de Boy Göstermiş Can Alıcı 11 Kadın!

Daha önce en efsane kötü karakterler videosu ile karşınıza çıkmıştık. Şimdi ise iyisiyle, kötüsüyle, çılgınıyla, tatlısıyla, kurbanlık koyun gibi insan...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones’u Neden Bu Kadar Çok Seviyoruz? Nedir bu Game of Thrones Manyaklığı?

Manyak, kelimesi burada kötü anlama gelmemektedir. Ülkemizde tatlı kişilere manyak tepkisini veririz. Ve bu ülke, kalıbımı basarım ki Game of...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones 7.Sezon Finali “The Dragon and the Wolf” İncelemesi ve Akılda Kalanlar

“Karlar yağdığında ve ak rüzgarlar estiğinde yalnız kurt ölür ama sürü yaşamayı sürdürür.” SPOILER Dizinin asıl müziği en hafif halinde...

Bomba