Connect with us

Bomba

THE WALKING DEAD 7.SEZON 7.BÖLÜM SING ME A SONG İNCELEMESİ

Yayınlandı

on

Minik Rick Carl vs Negan’ı izlediğimiz sezonun 7. bölümü, son 3 bölüme nazaran elbette ki daha iyiydi. Tara’lı, Oceanside’lı bölüm sonrası ne gelirse iyi olacaktı ve bunu direk Carl’ın minik bir soykırım yapmaya karar vererek Negan’ın kamyonuna atlaması ve Jesus ile karşılaşması heyecanı üst seviyelere çekmeyi başarmıştı. Buradan itibaren klasik SPOILER uyarımı yapayım ve incelemeye başlayalım.

daryl-note2-twd-707-215321

Önceki bölümün inceleme de bahsettiğim ve çizgi romanların enfes anlarından biri olan Carl’ın Negan’ın adamlarını kurşuna dizme olayı burada maalesef aynı etkiyi yaratamadı. Olabildiğince gerçekçi yapmaya çalıştıklarını anlıyorum ancak elinde ki tüfekle orada bulunan tüm adamları öldürebilirdi. Bunun yerine Negan, ıslığıyla tekrar geldi ve adamlarının arkasına saklanarak Carl’ı çok basit bir şekilde durdurdu. Buraları çok daha etkileyici yapmalarını bekledim ancak anında oldu ve bitti. Mesela aynı şeyi ütü basma sahnesi içinde söyleyebilirim. Dwight’a yaptığını surata sıcak ütü basmayı adamlarından birine daha yaptı ancak o korkutucu etkiyi bir türlü veremedi. Ütü basma anını geç göstermeleri, ütünün deri üzerinde bıraktığı az hasar bunda etkiliydi muhtemelen. Ancak doğru etkiyi Negan, Kurtarıcılar üzerinde verdiği kesin ve bunu hem bizlere hem Carl’a sürekli gösterdi. Arkasını döndüğünde dahi yerlerinden kalkmadıklarını söleyebilecek kadar otorite kurmuş durumda.

Sultanahmet’i gezdiren rehberler gibi mekanını Carl’a gezdirmeye devam eden Negan’ın eşlerini görme fırsatımız oldu. Attığı her adımda Carl’ın karakterini tıpkı Rick gibi sürekli kırmaya çalıştı ve en önemlisi Carl’a gerçekten hayran. The Walking Dead’in sonu nasıl bitecek bilmiyorum ama gelecekten bir günü gösterip Carl’ın Negan&Rick karışımı bir lidere dönüştüğünü görmek beni aşırı heyecanlandırır. Buradan konuyu Daryl’a anahtarı verenin kim olduğuna getirmek istiyorum. Herkes Jesus olarak düşünüyor ki kamyonetin üstündeyken Daryl’ı gördüğü an onu kurtarmak için oradan inmesi ihtimallerden biri ancak benim teorim bu değil. Jesus’ın kalem bulup not yazacak kadar vakti yok orada. Bunu yapan Dwight ve Sherry ikilisinden biri hatta ikisi. Önceliği bölüm boyunca kocasının yanında dahi aşağılanmış Sherry’e veriyorum. Yazdığı yazının karakterine bakacak olursak yumuşak ve ince çizgilerle kadınsı bir yazı stiline sahip. Sherry veya Dwight kim olursa olsun Daryl’ın oradan çıkması psikolojik olarak zor çünkü öncesinde yine böyle kapıyı açmışlar ve onu motorların orada yakalayarak deneme yapmışlardı. Bu sefer işler Dwight tarafında biraz daha değişik. Zaten çizgi romanlarda tüm bu yaşadıklarına dayanamayan Dwight, Rick’e Negan’ı yenmesinde yardım edeceğini söyler ve Rick ona güvenmese bile zaman içinde sağ kolu olur. Tabi dizide aynı hikaye ilerler mi bilinmez. Çünkü Daryl, çizgi romanlarda olmayan bir karakter. Dwight’ın rolünü zaten Daryl’a vermiş olabilirler ama Negan ile yapacakları büyük savaş öncesi Dwight önemli bir müttefik olacak.

twd-carl-eye3-214926

Michonne’un kendi çabalarıyla Negan ile görüşmeye gitmesi güzel sahnelere sebep oldu ama TWD dünyasında tek başına bir şey yapılamayacağını henüz anlamayan karakterlerden biri. Boş çabalar ve boş sahneler izlemek zorunda kalıyoruz. Spencer gibi. Her ne kadar ciddi anlamda ürün ve silah bulsa bile Rick karşıtı konuşmalarıyla ölümünü Speedy Gonzales hızıyla arttırıyor. Negan ile Spencer arasında ki çizgi roman konuşması da geçerse her şey yerli yerinde olacak. Rosita ve Eugene tarafı kurşun yapma atölyesinde tek bir kurşun yapıp geri döndüler. Eugene ağladı derken bitti orası. Yani hikayeyi bu kadar bölmeye ne gerek var ? Yapmayın, etmeyin.

Rick ve Aaron ise daha önce keşfedilmeyen bir sığınak buldular ve girişte yazılan yazı benim hoşuma gitti bu yüzden tam metnini buraya da yazmak istedim ;

My name is Leslie William Stanton and I am armed with a Ruger 10/22 (crack shot: can hit targets 70 yds+), ARS 157, (I s— you not!), AK-47, grenades (try me) and several handguns and rifels of antiquity (collector/enthusiast). You are not smart to have not listened to the first sign. You have been warned. I will not hesitate to protect my home, my food, my supplies, my ammo…The only way that you have possibly read this far without being shot is if I am dead. Have at it, a–holes.

Buranın sahibi artık öldüğüne ve yazıdan anlayacağınız üzere iyi bir cephane elde edilebilir gibi gözüküyor. Buradan çizgi romanda olduğu gibi Rick’in King Ezekiel ile tanışmasını sağlayabilirler mi acaba ? Haftaya ara sezon finali olacağından artık hikaye ilerlemeye başlamak zorunda. Zaten bu sezon izlediğimiz tüm bölümler ilerlemeye yönelik değil, o dünyanın anlık olarak ne kadar kötü bir yer olduğunu bize derinden hissettirmeleri oldu. Şuan için herkes kendi çabasıyla bir şeyleri başarmak istiyor ama çok büyük etkileri olacak olan kırılma noktaları da yaklaşıyor. Dediğim üzere haftaya gelecek olan bölümle The Walking Dead’e kısa bir ara vereceğiz. Rick’in Ezekiel’li Krallığa ulaşması, Spencer’ın Negan ile Rick’in liderliği hakkında ki son konuşmalarını bekliyor olacağım.

The Walking Dead’in 7.sezon 7. bölümü hakkında ki teorilerinizi, görüşlerinizi yorum atmayı unutmayın. Haftaya görüşmek üzere !

https://www.youtube.com/watch?v=czKMhDXiFuo

 

Okumaya Devam Et
1 Comment

1 Yorum

  1. namess

    11 Mart 2017 at 11:25

    teşekkürler faydalı bilgiler paylaştıgınız için admin dizinin tüm bölümleri bu adreste var izlemek isteyenler için thewalkingdead7sezonfull.blogspot.com

Cevap Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bomba

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Yayınlandı

on

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider, oyuncak için ise o zamanlar evrenin sonsuzluğu gibi gelecek büyüklükte olan Toys ‘R’ Us’a doğru yola çıkardık. Space Jam oyuncakları, boyama kitaplarını, figürleri hala hatırlıyorum. Öyle güzeldi. Ancak Amerikan basınına göre oyuncak sektörünün eski büyük lideri, yeni nesil Amazon vb. sitelerle baş edemeyerek 1 hafta sonra iflasını açıklayacak.

Reuters ve Wall Street Journal iflas haberini ilk alanlar oldu. Raporlarına göre, oyuncak perakendecisi birkaç hafta içinde iflas başvurusunda bulunmak zorunda kalacağını açıklamışlar. Markanın ABD’deki 1,600 artı mağazasında yaklaşık 5 milyar dolar borcu olduğu söyleniyor.

Toys ‘R’ Us’ın da tarihin tozlu raflarında kaybolduğu bir hayata hazır mıyız geekler? Ben değilim. 

Okumaya Devam Et

Bomba

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Yayınlandı

on

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol sayıda ilk kez Ben Urich’in anlatımıyla yapmadık açılışı. Onun yerine giriş sayfalarımızı Frank Castle, Punisher, suç ile ilgili görüşleri ile kapladı. Karakterin güzel bir özetiydi bu konuşması aslına bakarsanız. Kısaca kahramanların sağlamaya çalıştığı adaletin hiçbir zaman işe yaramamasından dem vurdu.

5. Sayıya bir giriş yaparsak,  ilk hikaye arkı 4. sayı ile bitmiş sanmıştım. Hem bitmiş gibi göründüğünden, hem de artık bitsin istememden olsun gerek. Görünen o ki Diamondback’in bir de kaçış planı varmış. Sayı beli kırılmış Iron Fist’in Night Nurse’ün mekanında uyanması akabinde artık bir teşekkür amaçlı binayı satın almasıyla açıldı. Buralardaki konuşmalar sayının geneli gibi çok güzel yazılmıştı, özellikle Danny’nin ”Vücudum bir tapınak” tarzı sözleri karakterin olması gerektiği halini iyi yansıttı. İsterdik ki dizide de bu yönü biraz daha ön plana çıksın. Punisher ile aynı polis aracında taşınan Diamondback çenesi ile Punisher’ı yormaya, hatta irrite etmeye çalışıyor. Ona ölen karısından dahi bahsediyor ve başarıyor da. Bu sırada ekibi ise 4 kişi bir çatıda görüyoruz tek kelime ile harika panellerdi. Marquez’in çizimleri yine harika, yine harika.  Ekibin burada gelecek hamlelerini planlamalarını ve birlikte hareket etmelerini okumak şahaneydi. Özellikle Danny’nin Matt’e;

“Çok fazla boks referansı kullanıyorsun, ünlü bir boksör falan mısın?”

sorusu güldürdü cidden. Sayının son anlarına doğru bir ikili diyalog da yine Danny-Matt ikilisinden geliyor. Danny’nin Matt’e neden maske taktığını sorduğunda geçen konuşmalar da çok iyi yazılmıştı. Evet yıllardır süper kahraman filmlerinde, dizilerinde izlediğimiz, gördüğümüz nedenlerden çok da farklı bir şey sunmadı bu diyalog belki ama Anad dönemi başladığından beri kimliğini koruyan Daredevil ve onun Danny ile ilişkisi için önemli bir gelişim noktası oluşturur cinstendi.

Sayının finali ise şok eden cinstendi Black Cat evine gidiyor ve onu bekleyen Diamondback ile karşılaşıyor. Kısa bir ikili konuşmanın ardından Diamondback Cat’e kurşunları yağdırıyor. Kedi bu sefer dört ayak üzerine düşer mi bilinmez. Matt’in silah seslerini duyması ile sayı perdesini kapıyor. Dediğim gibi, sayıda aksiyon belki azdı, ama okuması zevk veren unsurlarda ilk sırada bile gelmez aksiyon benim için. Özellikle bir ekip serisinde ekibin dinamikleridir önemli olan. Hala okumuyorsanız, okumadıysanız, Bendis’in kaleminden çıkan harika diyalogları, etkileşimleri ve Marquez’in ortaya döktüğü sanatı kaçırıyorsunuz. Şimdilik benim Defenders #5 için söyleyeceklerim bu kadar.

Gelecek sayı ve sayılarda görüşmek üzere!

Okumaya Devam Et

Bomba

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Yayınlandı

on

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en iyi dizi adaylarından birini yazabilecek olsam hangisini yazardım diye sordum. Verdiğim cevap için ise düşünmem gerekmedi! Peter Morgan tarafından yaratılan The Crown kuşkusuz bu yıl televizyonlarda – aslında bir Netflix yapımı – çıkan en iyi eserlerden biri. Netflix’in en pahalı işlerinden biri olan bu yapımın tahmini bütçesi tam 156 milyon dolar. Dizinin konusu ise Oscar’lı film The King’s Speech’te de izlediğimiz kekeme kral IV.George’un ölümünden sonra Elizabeth’in tahta çıkışı ve ardından gelişen tarihi olayları kapsıyor. Dizi konusu bakımından tarihi ve tarihi yapımları sevenler için bir elmas niteliğinde. Bir belgesel tadında tabi ki değil fakat bunu beklememiz de yersiz olurdu. Özellikle bazı bölümlerin sonlarında o bölümde ele alınan herhangi bir konunun gerçekte ne zaman vuku bulduğu, sonuçları ve sonrasında neler olduğu gibi bilgiler de yer alıyor.

Dizinin başrollerini Kraliçe 2. Elizabeth rolünde Claire Foy, eşi, Edinburgh Dükü Philip rolünde Doctor Who severlerin yakından tanıdığı Matt Smith, kraliçenin kardeşi Margaret rolünde güzelliğiyle izleyeni ekranlara kilitlemeyi başaran Vanessa Kirby ve son olarak Winston Churchill rolünde ise 2 Oscar adaylığı bulunan John Lithgow var. Üstteki görselden de görebileceğiniz gibi casting çok ama çok başarılı. Karakterlerin tarihteki gerçek halleri ile inanılmaz bir benzerlik sağlanmış. Dizinin o devasa bütçesinin nerelerde kullanıldığını hakkında koymuş olduğum görsellere baktığınızda fikir edinebilirsiniz diye düşünüyorum. İzlediğinizde ise kendi gözlerinizle görürsünüz. Çünkü prodüksiyon tek kelimeyle harika. Örnek vermek gerekirse kostüm departmanı ortaya çok ince bir işçilik koymuş.

Kostümler dışında kullanılan set, dekorlar muazzam, 20.yüzyıl İngiltere’sini hissedebiliyorsunuz. İç mekan tasarımları kraliyet ailesine yakışır cinsten görkemli, dış mekan çekimlerini izlerken ise kendimi sık sık ”Oha, bu kadar insanı nasıl toplamış da bu sahneleri çekmişler” derken buldum. Özellikle Elizabeth’in siyasi nedenlerden dolayı birçok ülkeyi gezmesi gerektiğinde, buralarda çekilmiş sahneler sizin, olayın içine girmenizi kolaylaştırıyor.

Dizinin müziklerinin başında Rupert Gregson-Williams var. O da çok başarılı bir iş çıkarmış. Özellikle ”Duck Shoot” parçasını dinlemekten sıkılmadım henüz. Tema müziğini ise Rupert değil, Hans Zimmer yapmış! Kendisini övmek için ayrı yazı yazarım ben, o kadar ünlü ve sektörde her iyi işin altında adını görebileceğiniz biri. Meraklısına araştırmayı öneririm, bakarsınız sizin de sevdiğiniz bir filmin, melodisinin yaratıcısıdır.

Dizinin değinmediğim noktalarından biri ise, dizinin ne kadar akıcı olduğu, 50 dakika – 1 saatlik bir dizi için inanılmaz derecede akıcı. Kendinizi üç dört bölümü ard arda izlerken buluyorsunuz. Bu süreye sahip diziler için bende bunu başarabilen son dizi sanırım Breaking Bad idi.

Biraz daha detaylı bir şekilde konuya değinmek gerekirse, merak etmeyin dizi, siyasete en ince ayrıntısına kadar girmektense, bir kitap olarak düşünürsek, onun sadece kapağını, iç çizimlerini ve belli kesitlerini alıntılıyor. Odak noktamız daha çok 2.Elizabeth. Onun yükselişini, bir Kraliçe ve aynı zamanda bir eş, bir anne olarak yaşadığı zorlukları görüyoruz. Siyaseti bilmiyor, okula gitmemiş, herhangi bir alanda eğitim almamış, çocukluk yıllarında sadece ülkenin yasaları, İngiliz Klisesi hakkında öğretiler görmüş ve dolayısıyla olduğu noktada zorluk çekiyor.

Claire Foy sergilediği performansla hem Taç’ın (Crown) hem de rolün altından kalkmış. Hazır bir oyuncunun performansına değinmişken, oyunculuklardan bahsedeyim. Dizi diğer çoğu alanda olduğu gibi oyunculuklar konusunda da sizi etkiliyor. Hatta yeri geliyor tüyleriniz diken diken bir şekilde ekrana bakarken buluyorsunuz kendinizi. Başta dizinin castını saymıştım. Tekrar saymama ya da tek tek değinmeme gerek yok zira hepsi iyi derecesinde performanslar sergiliyorlar ancak 2 kişi oldukça ön plana çıkıyor. Biri zaten ana karakterimize hayat veren Claire Foy. İlk sezonu bitirdiğinizde, bir kez daha ilk bölümü izleyip, daha sonra son bölüme bir göz atmanızı istiyorum. Karakterin yaşadığı değişimi nokta atışı diyebileceğimiz şekilde, eksiksiz gösteriyor. Diğer kişi ise Winston Churchill rolündeki John Lithgow. Dönem veya karakterler hakkında herhangi bir belgeseli ya da Youtube’dan birkaç videoyu izlerseniz görürsünüz. John Lithgow’un kullandığı beden dili, yürüyüşü, mimikleri, sanki gerçekten O’ymuş gibi hissettiriyor. Zaten her iki oyuncu da rolleri ile oyunculuk dallarındaki adaylıklara sahip. Claire Foy, ”En iyi kadın oyuncu” dalında, John Lithgow ise ”En iyi yardımcı erkek oyuncu” dalında aday. Yazı boyunca amma övdün, hiç mi kötü, olumsuz etken, faktör yok diye düşünmüş olabilirsiniz. Ama inanın yoklar. Dizinin Emmy ödüllerinde tam 11 adaylığı var.

Bu adaylıkların en önemlilerinden bazıları:

  • En İyi Drama Dizisi
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yönetmenlik
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Casting
  • En İyi Müzik Kompozisyonu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Senaryo

Dizi Golden Globe (Altın Küre) ödül töreninde ise En Drama Dizisi ve Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini evine götürdü. Sırada Emmy ödülleri var. Ben yapımın törenden en az birkaç ödül ile ayrılmasını istiyorum ve ümit ediyorum.

Diziyi hala izlememişseniz inanın bu yılın en iyi dizilerinden birini kaçırıyorsunuz. The Crown, çok kaliteli bir yapım ve her ayrıntısını incelemeniz, hayranlıkla döneme tanıklık etmeniz için sizleri bekliyor.

 

Okumaya Devam Et

Facebook

Bombalamasyon

Genel3 gün ago

Bir Stephen King Uyarlaması: “IT” Film İncelemesi

Kaliteli filmlerin ülkemize geç gelişinden ya da hiç gelmeyişinden muzdaribiz. Geç gelmeyenler ise popüler filmler oluyor. Yani sinemada Imax kalitesiyle,...

Bomba6 gün ago

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider,...

Bomba6 gün ago

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol...

Bomba1 hafta ago

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en...

Bomba2 hafta ago

Jeneriği ile Akıllara Kazınmış 15+2 Efsane Televizyon Dizisi!

Bir dizinin en önemli öğesi jeneriğidir. Bu cümlemi direkt kıran bir dizi var Ray Donovan. Jenerik kullanmıyor. Sert bir mizacı...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones: Kitaplarda Hala Hayatta Olan Karakterler!

George R.R. Martin acımadan karakter öldüren bir yazar olabilir fakat öyle karakterler var ki dizi yapımcıları öldürse de sevimli yazarımız...

Bomba3 hafta ago

Inhumans Imax İncelemesi, İlk İzlenim

İlk önce film olması planlanan, daha sonra diziye evrilen Inhumans’ın ilk 2 bölümü Imax sinemalarda gösterime girdi. Amerika’da ABC kanalının...

Bomba3 hafta ago

Beyaz Perde’de Boy Göstermiş Can Alıcı 11 Kadın!

Daha önce en efsane kötü karakterler videosu ile karşınıza çıkmıştık. Şimdi ise iyisiyle, kötüsüyle, çılgınıyla, tatlısıyla, kurbanlık koyun gibi insan...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones’u Neden Bu Kadar Çok Seviyoruz? Nedir bu Game of Thrones Manyaklığı?

Manyak, kelimesi burada kötü anlama gelmemektedir. Ülkemizde tatlı kişilere manyak tepkisini veririz. Ve bu ülke, kalıbımı basarım ki Game of...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones 7.Sezon Finali “The Dragon and the Wolf” İncelemesi ve Akılda Kalanlar

“Karlar yağdığında ve ak rüzgarlar estiğinde yalnız kurt ölür ama sürü yaşamayı sürdürür.” SPOILER Dizinin asıl müziği en hafif halinde...

Bomba