Connect with us

Bomba

THE WALKING DEAD 7.SEZON 8.BÖLÜM HEARTS STILL BEING İNCELEMESİ

Yayınlandı

on

Ülkemizin yine ve yeniden, artık bitmesini istediğimiz ancak bir türlü bitmeyen acılarına son bir halka daha eklendi. Biz Kara Büyücü ekibi olarak bu tür olaylardan sonra tüm ülke gibi yas dönemine giriyoruz ve tek bir satır bile yazmak içimizden gelmiyor. Dizi, çizgi roman, sinema gibi şeyler insanlar hayattayken, hayattan koparılmadıklarında güzelleşen olaylar. 44 şehit verdi bu ülke. 44 can. Bu olaydan önce ise 1.5 yıl içerisinde patlayan bombalar ve sayısız şehitlerimiz.. Onların sayıdan ibaret olmadığını göstermek için, onların yaşaması gereken saniyeleri, dakikaları, günleri artık bizim sorumluluğumuz. İnanın bu büyük bir sorumluluk ve biz bu sorumluluğun üstesinden, o güzel insanlar için gelmeliyiz. Mekanınız zaten cennet. Huzur içinde uyuyun. 

İncelemeyi fazla uzun tutmayacağım. Spoiler uyarısını yapmak istiyorum.

the-walking-dead-finale-large_transadw0vrjqlwsqjhfz45ae0cp3ssbqkutat_ocinyzaxu

7. Sezon bize çok şey anlattı, gösterdi. Ancak bunların en önemlisi bana kalırsa tek adamın gücüne boyun eğen kalabalık, despot bir gruba karşı, tüm topluluğun (birkaç kişi hariç) lider gördüğü adamın ne olursa olsun yanında olan öbür bir topluluk. Negan ve Rick’in kıyamet dünyasında iki çok farklı karakter gibi gözükse bile aslında aynı tema altında buluşuyorlar. Bu da liderlik. Aralarında ki tek fark, Negan’ı sağ kolunun dahi sevmeden yanında oluşu yani tek başına kalmış bir lider. Öteki yandan Rick’in yanında daima sevdiği insanların oluşu ve Rick’e duyulan güven onu çok daha güçlü kılan bir özellik. Burda sormamız gereken soru ise liderine güvenen bir halkın mı başarılı olacağı yoksa kaotik bir ortamla bir araya gelen ve tek adamlıkla yönetilen bir grubun mu başarılı olacağı ? Senaristler bunu bizim düşünmemizi bir yere kadar istiyor sonrası da cevabını izlerken bulmamızı sağlıyorlar. Dizinin bu huyunu oldukça sevdiğimi söylemeliyim.

Bölüme gelirsek Spencer’ın bir şeyler karıştıracağını önceki incelemelerimde söylemiştim. Çok fazla bekleyemedi ve alkolünü kaptığı gibi Negan’a koştu. Elbette düşüncesi annesi ve babasından kalan liderliğin Rick’ten geri almaktı ama Negan ona öyle güzel cevap verdi ki adamı önce orada öldürdü zaten. En yakın arkadaşlarını öldürmeme rağmen hala dışarıya çıkıp Negan için bir şeyler arıyor olması ince tabirle ADAMLIK ister. Kaba tabirini Negan zaten söyledi ve bunu yapmak gerçekten o’ndan ister. Spencer’ın dehşet verici ölümü sonrası Rosita daha fazla bekleyemedi ve kurşunu sıktı. Bu sahneyi kurşun sıkılana kadar etkileyici bulmuştum çünkü Negan sınırı çoktan aşmıştı. Oturduğumuz yerde öfkeden kabaran ben, bunları yaşayan Rosita’yı anlayışla karşılayabildim. Tek sorunum o mesafeden kötü bir nişancı olmayan Rosita’nın gidip Lucille’i vurmasıydı. Buna Negan’ın şansıydı diyip geçebiliriz ama o sahneyi çok daha gerçekçi çekebilirlerdi. Yine de Negan’ın öfkesi muhteşemdi. Lucille’in silüetini bozduğu için Rosita’yı cezalandırmayacağı belliydi. Rick’in yaptıkları yüzünden Abraham ve Glenn ölmüştü. Rosita’nın yaptığından ötürü de Olivia öldü. Spencer ve Olivia’nın ölümleri topluluk için Glenn ve Abraham sarsıntısından sonra hafif kaçtığını görebiliyoruz. Onların ölümleri, Rick’e artık savaşması gerektiğini anlamasını sağladı. Bunu Negan’da açıkcası belirtti. Negan, gitmeden iyice çamura battıklarını ve ne kadar mal getirirlerse getirsinler yetmeyebileceğini söyledi. Rick’in savaş dışında seçeneği kalmadı ve bunu Negan’ın da bildiğini düşünüyorum. İki tarafta hazırlıklı olacaktır.

the-walking-dead-boots-217440

Rick ve Aaron’ın Negan için mal bulmak için buldukları göl evinde heyecan üst düzeydeydi. Bindikleri bot’un kurşunlardan delik deşik olması ve ilerledikçe su basması, gölün tamamı zombilerle kaplı olması The Walking Dead bölümleri içerisinde favorilerimden biri oldu. Aaron’ı zıplayarak alan zombimiz ise atletik biriydi sanırım. Oradan kurtuldu ancak Alexandria’da dayak yemekten kurtulamadı. Neyse dediği gibi en azından kalbi hala atıyor. Asıl soru, Rick ve Aaron’ı takip eden çizmeli kişi kim ? Bölümün ve 7. sezonun en büyük gizemi şuan bu oldu. O kişinin The Walking Dead evreninde Negan’ın ordusundan bile daha kalabalık olan The Whisperers’tan biri olduğu tartışılıyor. Bu grup, aylaklardan aldığı derileri kendi yüzlerinde taşıyan ve onların arasında yaşayabiliyor. TWD evreni içinde oldukça önemli yerleri var ve onların gelmesi gidişatı inanılmaz bir şekilde etkiler. Bir başka ihtimal ise o notu bırakan ve göl evinin sahibi de olabilir. Kimin çıkacağını heyecanla bekliyorum!

Eugene ise kurşun yapımından ötürü Negan tarafından götürüldü. Muhtemelen kendisi için kurşun üretmesini isteyecektir. Walking Dead evreni için altın değerinde kurşun yapabilen biri. Bu yüzden öldürmek yerine her zaman ki gibi o kişiden yararlanma yolunu izlemeye devam etti Negan. En başta dediğim gibi iki tarafta büyük savaşa hazırlanmaya başlayacaktır. Rick ve ekibi son olarak Hilltop’a giderek savaşın başlangıcının ilk adımı attı. Daryl’ı kaçıranın ise Jesus olduğunu anlıyoruz ve Rick ile sarılma anları harbi duygulandırdı. Rick artık daha güçlü ancak Hilltop ve Alexandria ekipleri Negan’a karşı çok güçsüz. The Kingdom tarafıyla birlikte ben hala Oceanside’ın da Rick’e yardım edeceğini düşünüyorum. Büyük savaş için şimdiden sabırsızlanıyorum.

İncelemeyi burada bitirmek istiyorum. Kış finali yüzünden yeni bölüm Şubat ayında gelecek ve bizde Şubat ayında yine incelemeye devam edeceğiz. O güne kadar kendinize iyi bakın.

Görüşmek üzere!

Bomba

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Yayınlandı

on

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider, oyuncak için ise o zamanlar evrenin sonsuzluğu gibi gelecek büyüklükte olan Toys ‘R’ Us’a doğru yola çıkardık. Space Jam oyuncakları, boyama kitaplarını, figürleri hala hatırlıyorum. Öyle güzeldi. Ancak Amerikan basınına göre oyuncak sektörünün eski büyük lideri, yeni nesil Amazon vb. sitelerle baş edemeyerek 1 hafta sonra iflasını açıklayacak.

Reuters ve Wall Street Journal iflas haberini ilk alanlar oldu. Raporlarına göre, oyuncak perakendecisi birkaç hafta içinde iflas başvurusunda bulunmak zorunda kalacağını açıklamışlar. Markanın ABD’deki 1,600 artı mağazasında yaklaşık 5 milyar dolar borcu olduğu söyleniyor.

Toys ‘R’ Us’ın da tarihin tozlu raflarında kaybolduğu bir hayata hazır mıyız geekler? Ben değilim. 

Okumaya Devam Et

Bomba

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Yayınlandı

on

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol sayıda ilk kez Ben Urich’in anlatımıyla yapmadık açılışı. Onun yerine giriş sayfalarımızı Frank Castle, Punisher, suç ile ilgili görüşleri ile kapladı. Karakterin güzel bir özetiydi bu konuşması aslına bakarsanız. Kısaca kahramanların sağlamaya çalıştığı adaletin hiçbir zaman işe yaramamasından dem vurdu.

5. Sayıya bir giriş yaparsak,  ilk hikaye arkı 4. sayı ile bitmiş sanmıştım. Hem bitmiş gibi göründüğünden, hem de artık bitsin istememden olsun gerek. Görünen o ki Diamondback’in bir de kaçış planı varmış. Sayı beli kırılmış Iron Fist’in Night Nurse’ün mekanında uyanması akabinde artık bir teşekkür amaçlı binayı satın almasıyla açıldı. Buralardaki konuşmalar sayının geneli gibi çok güzel yazılmıştı, özellikle Danny’nin ”Vücudum bir tapınak” tarzı sözleri karakterin olması gerektiği halini iyi yansıttı. İsterdik ki dizide de bu yönü biraz daha ön plana çıksın. Punisher ile aynı polis aracında taşınan Diamondback çenesi ile Punisher’ı yormaya, hatta irrite etmeye çalışıyor. Ona ölen karısından dahi bahsediyor ve başarıyor da. Bu sırada ekibi ise 4 kişi bir çatıda görüyoruz tek kelime ile harika panellerdi. Marquez’in çizimleri yine harika, yine harika.  Ekibin burada gelecek hamlelerini planlamalarını ve birlikte hareket etmelerini okumak şahaneydi. Özellikle Danny’nin Matt’e;

“Çok fazla boks referansı kullanıyorsun, ünlü bir boksör falan mısın?”

sorusu güldürdü cidden. Sayının son anlarına doğru bir ikili diyalog da yine Danny-Matt ikilisinden geliyor. Danny’nin Matt’e neden maske taktığını sorduğunda geçen konuşmalar da çok iyi yazılmıştı. Evet yıllardır süper kahraman filmlerinde, dizilerinde izlediğimiz, gördüğümüz nedenlerden çok da farklı bir şey sunmadı bu diyalog belki ama Anad dönemi başladığından beri kimliğini koruyan Daredevil ve onun Danny ile ilişkisi için önemli bir gelişim noktası oluşturur cinstendi.

Sayının finali ise şok eden cinstendi Black Cat evine gidiyor ve onu bekleyen Diamondback ile karşılaşıyor. Kısa bir ikili konuşmanın ardından Diamondback Cat’e kurşunları yağdırıyor. Kedi bu sefer dört ayak üzerine düşer mi bilinmez. Matt’in silah seslerini duyması ile sayı perdesini kapıyor. Dediğim gibi, sayıda aksiyon belki azdı, ama okuması zevk veren unsurlarda ilk sırada bile gelmez aksiyon benim için. Özellikle bir ekip serisinde ekibin dinamikleridir önemli olan. Hala okumuyorsanız, okumadıysanız, Bendis’in kaleminden çıkan harika diyalogları, etkileşimleri ve Marquez’in ortaya döktüğü sanatı kaçırıyorsunuz. Şimdilik benim Defenders #5 için söyleyeceklerim bu kadar.

Gelecek sayı ve sayılarda görüşmek üzere!

Okumaya Devam Et

Bomba

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Yayınlandı

on

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en iyi dizi adaylarından birini yazabilecek olsam hangisini yazardım diye sordum. Verdiğim cevap için ise düşünmem gerekmedi! Peter Morgan tarafından yaratılan The Crown kuşkusuz bu yıl televizyonlarda – aslında bir Netflix yapımı – çıkan en iyi eserlerden biri. Netflix’in en pahalı işlerinden biri olan bu yapımın tahmini bütçesi tam 156 milyon dolar. Dizinin konusu ise Oscar’lı film The King’s Speech’te de izlediğimiz kekeme kral IV.George’un ölümünden sonra Elizabeth’in tahta çıkışı ve ardından gelişen tarihi olayları kapsıyor. Dizi konusu bakımından tarihi ve tarihi yapımları sevenler için bir elmas niteliğinde. Bir belgesel tadında tabi ki değil fakat bunu beklememiz de yersiz olurdu. Özellikle bazı bölümlerin sonlarında o bölümde ele alınan herhangi bir konunun gerçekte ne zaman vuku bulduğu, sonuçları ve sonrasında neler olduğu gibi bilgiler de yer alıyor.

Dizinin başrollerini Kraliçe 2. Elizabeth rolünde Claire Foy, eşi, Edinburgh Dükü Philip rolünde Doctor Who severlerin yakından tanıdığı Matt Smith, kraliçenin kardeşi Margaret rolünde güzelliğiyle izleyeni ekranlara kilitlemeyi başaran Vanessa Kirby ve son olarak Winston Churchill rolünde ise 2 Oscar adaylığı bulunan John Lithgow var. Üstteki görselden de görebileceğiniz gibi casting çok ama çok başarılı. Karakterlerin tarihteki gerçek halleri ile inanılmaz bir benzerlik sağlanmış. Dizinin o devasa bütçesinin nerelerde kullanıldığını hakkında koymuş olduğum görsellere baktığınızda fikir edinebilirsiniz diye düşünüyorum. İzlediğinizde ise kendi gözlerinizle görürsünüz. Çünkü prodüksiyon tek kelimeyle harika. Örnek vermek gerekirse kostüm departmanı ortaya çok ince bir işçilik koymuş.

Kostümler dışında kullanılan set, dekorlar muazzam, 20.yüzyıl İngiltere’sini hissedebiliyorsunuz. İç mekan tasarımları kraliyet ailesine yakışır cinsten görkemli, dış mekan çekimlerini izlerken ise kendimi sık sık ”Oha, bu kadar insanı nasıl toplamış da bu sahneleri çekmişler” derken buldum. Özellikle Elizabeth’in siyasi nedenlerden dolayı birçok ülkeyi gezmesi gerektiğinde, buralarda çekilmiş sahneler sizin, olayın içine girmenizi kolaylaştırıyor.

Dizinin müziklerinin başında Rupert Gregson-Williams var. O da çok başarılı bir iş çıkarmış. Özellikle ”Duck Shoot” parçasını dinlemekten sıkılmadım henüz. Tema müziğini ise Rupert değil, Hans Zimmer yapmış! Kendisini övmek için ayrı yazı yazarım ben, o kadar ünlü ve sektörde her iyi işin altında adını görebileceğiniz biri. Meraklısına araştırmayı öneririm, bakarsınız sizin de sevdiğiniz bir filmin, melodisinin yaratıcısıdır.

Dizinin değinmediğim noktalarından biri ise, dizinin ne kadar akıcı olduğu, 50 dakika – 1 saatlik bir dizi için inanılmaz derecede akıcı. Kendinizi üç dört bölümü ard arda izlerken buluyorsunuz. Bu süreye sahip diziler için bende bunu başarabilen son dizi sanırım Breaking Bad idi.

Biraz daha detaylı bir şekilde konuya değinmek gerekirse, merak etmeyin dizi, siyasete en ince ayrıntısına kadar girmektense, bir kitap olarak düşünürsek, onun sadece kapağını, iç çizimlerini ve belli kesitlerini alıntılıyor. Odak noktamız daha çok 2.Elizabeth. Onun yükselişini, bir Kraliçe ve aynı zamanda bir eş, bir anne olarak yaşadığı zorlukları görüyoruz. Siyaseti bilmiyor, okula gitmemiş, herhangi bir alanda eğitim almamış, çocukluk yıllarında sadece ülkenin yasaları, İngiliz Klisesi hakkında öğretiler görmüş ve dolayısıyla olduğu noktada zorluk çekiyor.

Claire Foy sergilediği performansla hem Taç’ın (Crown) hem de rolün altından kalkmış. Hazır bir oyuncunun performansına değinmişken, oyunculuklardan bahsedeyim. Dizi diğer çoğu alanda olduğu gibi oyunculuklar konusunda da sizi etkiliyor. Hatta yeri geliyor tüyleriniz diken diken bir şekilde ekrana bakarken buluyorsunuz kendinizi. Başta dizinin castını saymıştım. Tekrar saymama ya da tek tek değinmeme gerek yok zira hepsi iyi derecesinde performanslar sergiliyorlar ancak 2 kişi oldukça ön plana çıkıyor. Biri zaten ana karakterimize hayat veren Claire Foy. İlk sezonu bitirdiğinizde, bir kez daha ilk bölümü izleyip, daha sonra son bölüme bir göz atmanızı istiyorum. Karakterin yaşadığı değişimi nokta atışı diyebileceğimiz şekilde, eksiksiz gösteriyor. Diğer kişi ise Winston Churchill rolündeki John Lithgow. Dönem veya karakterler hakkında herhangi bir belgeseli ya da Youtube’dan birkaç videoyu izlerseniz görürsünüz. John Lithgow’un kullandığı beden dili, yürüyüşü, mimikleri, sanki gerçekten O’ymuş gibi hissettiriyor. Zaten her iki oyuncu da rolleri ile oyunculuk dallarındaki adaylıklara sahip. Claire Foy, ”En iyi kadın oyuncu” dalında, John Lithgow ise ”En iyi yardımcı erkek oyuncu” dalında aday. Yazı boyunca amma övdün, hiç mi kötü, olumsuz etken, faktör yok diye düşünmüş olabilirsiniz. Ama inanın yoklar. Dizinin Emmy ödüllerinde tam 11 adaylığı var.

Bu adaylıkların en önemlilerinden bazıları:

  • En İyi Drama Dizisi
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yönetmenlik
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Casting
  • En İyi Müzik Kompozisyonu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Senaryo

Dizi Golden Globe (Altın Küre) ödül töreninde ise En Drama Dizisi ve Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini evine götürdü. Sırada Emmy ödülleri var. Ben yapımın törenden en az birkaç ödül ile ayrılmasını istiyorum ve ümit ediyorum.

Diziyi hala izlememişseniz inanın bu yılın en iyi dizilerinden birini kaçırıyorsunuz. The Crown, çok kaliteli bir yapım ve her ayrıntısını incelemeniz, hayranlıkla döneme tanıklık etmeniz için sizleri bekliyor.

 

Okumaya Devam Et

Facebook

Bombalamasyon

Genel5 gün ago

Bir Stephen King Uyarlaması: “IT” Film İncelemesi

Kaliteli filmlerin ülkemize geç gelişinden ya da hiç gelmeyişinden muzdaribiz. Geç gelmeyenler ise popüler filmler oluyor. Yani sinemada Imax kalitesiyle,...

Bomba1 hafta ago

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider,...

Bomba1 hafta ago

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol...

Bomba1 hafta ago

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en...

Bomba3 hafta ago

Jeneriği ile Akıllara Kazınmış 15+2 Efsane Televizyon Dizisi!

Bir dizinin en önemli öğesi jeneriğidir. Bu cümlemi direkt kıran bir dizi var Ray Donovan. Jenerik kullanmıyor. Sert bir mizacı...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones: Kitaplarda Hala Hayatta Olan Karakterler!

George R.R. Martin acımadan karakter öldüren bir yazar olabilir fakat öyle karakterler var ki dizi yapımcıları öldürse de sevimli yazarımız...

Bomba3 hafta ago

Inhumans Imax İncelemesi, İlk İzlenim

İlk önce film olması planlanan, daha sonra diziye evrilen Inhumans’ın ilk 2 bölümü Imax sinemalarda gösterime girdi. Amerika’da ABC kanalının...

Bomba4 hafta ago

Beyaz Perde’de Boy Göstermiş Can Alıcı 11 Kadın!

Daha önce en efsane kötü karakterler videosu ile karşınıza çıkmıştık. Şimdi ise iyisiyle, kötüsüyle, çılgınıyla, tatlısıyla, kurbanlık koyun gibi insan...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones’u Neden Bu Kadar Çok Seviyoruz? Nedir bu Game of Thrones Manyaklığı?

Manyak, kelimesi burada kötü anlama gelmemektedir. Ülkemizde tatlı kişilere manyak tepkisini veririz. Ve bu ülke, kalıbımı basarım ki Game of...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones 7.Sezon Finali “The Dragon and the Wolf” İncelemesi ve Akılda Kalanlar

“Karlar yağdığında ve ak rüzgarlar estiğinde yalnız kurt ölür ama sürü yaşamayı sürdürür.” SPOILER Dizinin asıl müziği en hafif halinde...

Bomba