Connect with us

Bomba

Türkçe Dublajın En İyi ve En Kötü Yapıldığı 5 Film!

Yayınlandı

on

Bugün burada ülkenin çok derin bir yarasını konuşmak için buluşmuş bulunmaktayız. Hiçbirimiz film izlemeye Türkçe altyazılı versiyonuyla başlamadık. Bunu biliyorum. Trt’nin kusursuz Türkçeli dublaj ekibi olsun, Kanal D gece kuşağı, Kanaltürk olsun benim jenerasyonumun güzel film izleyebilme fırsatıydı. Ama sonra bir şey oldu. İnternetin yaygınlaşması, divxplanet ve Torrent’in badass bir ikili olması ve ardından Türkçe altyazılı siteler. Çoğu genç, “Türkçe dublaj mı? Asla!” tepkisine sahipti. Filmi kendi kalitesinde izleme özelliğini geçmiş, artık artistik bir özellik olmuştu. Türkçe dublaj izleyenler örseleniyor, dışlanıyordu. Evet, bir taraf daha vardı: “Hem yazıya hem görüntüye bakamıyorum ben, siz nasıl yapıyorsunuz ya?” Bir süre sonra İngilizce geliştirmek için de izlenmeye başlanan orijinal filmler, Türkçe dublaj sevenleri yalnızlığa mahkum etmişti. Arkadaşlarıyla değil, evde tek başına dublajlı filmler izleyip ağlıyordu.

Sosyolojik bir durumu dramatize ederek anlatmış olabilirim. Ben 12 yaşımda Karayip Korsanları: Ölü Adamın Sandığı filmine sinemaya gitmiştim. Ailem izin verdiği için havalara uçuyordum. Gel gelelim körfezde sahip olduğumuz tek sinema olan Cumhuriyet Sineması, filmi yanlışlıkla orijinal izletti. Sanırım İspanyolca da altyazı vardı. Ben o gün anlamadığım bir filme aşık oldum. Anlamadığım bir filmin üçüncü filmini bekledim. Ama o günden sonra orijinal izlemeye karar verdim. Şimdi de bize Türkçe dublajı sevdiren ve bitiren filmleri karşılaştıracağım.

tumblr_l8cyb2w4Pl1qzekdio1_500

The Untouchables vs. Fight Club

Sizce hangisi iyiydi? Atilla Olgaç’ın seslendirdiği Robert De Niro mu yoksa Murat Şen’in seslendirdiği Brad Pitt mi? İkisi de birbirinden harika filmler. Fight Club’ın popülaritesini ezip geçebilecek olan Untouchables filmini dublajlı izlerseniz yarıda kapatma ihtimaliniz yüksek. Tabii burda önce orijinalin kalitesini biliyor olmanız şartı geçerli. Kimse ilk başta Türkçe dublajdan nefret etmez. Sean Connery her ne kadar güzel seslendirilse de Kevin Costner ve Robert De Niro seslendirmesi tam bir fiyaskoydu. Yanı sıra Edwart Norton, Brad Pitt, Helena Bonham Carter ve filmin bomba karakteri Bob seslendirmesi harikadır.

tumblr_n53omjY1Nj1sv2tvvo1_500

Hangover vs. Asterix and Obelix Meet Cleopatra

Sizce hangisi iyiydi? Hangover, çağımızın en iyi komedi filmi olup birçok komedi filmine yol göstermiştir. Ama size bir garanti veriyorum ki, Asterix filminin Türkçe dublajı Hangover filminin orijinalinden çok daha fazla güldürecektir. Bu karşılaştırma da Hangover’ın ne kadar kötü olduğu önemli değil ki Bradley Cooper ve Zach Galifianakis rezalet ötesiydi. Mr. Chow’a girmek bile istemiyorum. Öte yanda şöyle bir şey var, dublaj şirketi resmen Asterix filmini değiştirmiş. Aynı senaryoyu izlememiş olabiliriz gerçekten. Kendi kültürümüzde komik bulmayacağımız sahneler değiştirilmiş ya da bizde daha komik olacak sahneler eklenmiştir. Bu iş karakterlerin ismini değiştirmeye kadar gider. Obelix – Oburiks, Chamandra – Öpbenikus, Numerobis- Temelius… Tüm muhabbet aslında Erkan Can’ın dublajı üzerine kuruluydu. Temelius karakteri filmin o kadar üstüne çıkıyor ki Erkan Can’ı ayakta alkışlıyorsun. Ülkemizdeki mevcut laz müteahhit komedisini muazzam bir şekilde bu karaktere aktarıyorlar ve Jamel Debbouze’nin harika oyunculuğuyla harmanlıyorlar. Hangover çok komik film diyenlere Asterix’in Türkçe dublajını öneriyor ve çekiliyorum.

Interstellar vs. Pirates of the Carribean

200Sizce hangisi iyiydi? Film olarak bu tartışmaya girersek kan çıkar. Bir tarafta tek başına sinema dünyasını sarsan bir film, öbür tarafta hayatlarımızın hep bir parçası olacak seri. Ama gelelim çok çok riskli bir haraket olan Matthew McConaughey dublajına. Öyle bir oyuncu ki muazzam oyunculuğunun yanı sıra ses kalitesi için de birçok filme seçilmekte. Sen bu adama dublaj yapmak zorundasın ve aynı kaliteyi bulma imkanın yok. Hadi bunu da geçtim bu film f*cking Interstellar! Duygu dolu tüm sahneler berbat edilmiş, Casey Affleck’in karakteri yok edilmiş, Matthew zaten yerlerde. Türkçe dublaj izlediyseniz orijinal izlemek için hala vaktiniz var.

Captain Jack Sparrow! Johnny Depp’in o zor sesine bu kadar güzel bir dublaj yakışırdı. Gibbs, Elizabeth, Davy Jones, Will Turner hepsi muhteşem ötesi. Gülmediğim sahnelere dublajında kahkahalar attığımı bilirim. Savvy kalıbını çaktın mı diye toparlayan, tepkileriyle karaktere yakışan Murat Şen’e tekrardan saygılar.

0981a219c780fde5745defde526c69b1
Hotel Transylvania vs. Ice Age

Tamam bunu sormaya gerek yok. Hem zaten kötüyü başa yazıyorum oradan da belli oluyor. Hotel Transylvania benim için Ice Age’den komik bir yapımdı. Gerçi Ice Age 4 gibi Hotel Transylvania da 2 de bozdu. Ama ilk filmi muazzamdı. Ailemle tekrar izleyeyim dediğimde Türkçe dublaj seçeneği eklenmiş olup, bir defa bile gülümseyemediğim anları yaşamış bulunmaktayım. Asterix’in harika laz aksanı bu filmde rezaletti. Sondaki kahkaha attıran şarkı Türkçe’ye çevrilmiş ve batırılmıştı. Dracula ortalama, çocuk ve kız güzel olsa da espriler silinmiş resmen. Zing kalıbı da Şıp’a çevrilerek son darbeyi vurmuşlar. Ve diğer yanda efsanevi Buz Devri. Manny – Ali Poyrazoğlu, Sid -Yekta Kopan, Diego – Haluk Bilginer, Ellie – Ayça Bingöl, ve Buck -Altan Erkekli… Bu kadar sağlam bir kadroya rakip birazdan gelecek ancak bu animasyon harikası Türkçe dublaj ile harmanlanıp karşımıza çıktığında küçüklüğümüzün en güzel şeyi olmuştu. Ama olay elbette bu değil, olay büyüdüğümüzde de izlemeden duramayışımızdı. Özenilmiş bir iş ve şapka çıkartılır.

Spider Man vs. The Lord of the Rings

Ve geldik finale. Bu bir haksızlık! dediğinizi duyar gibiyim. Tarihin en iyi dublaj çalışmasının karşısına birini koymak elbette haksızlık. Ama izlediğim Örümcek Adam 3 filmi beni hem bu yazıya hem de bu karşılaştırmaya getirdi. Umut Tabak’ın – namı diğer Polat Alemdar- Harry Osborn’u seslendirmesi rezaletti. Türk dizilerinin jönlerine hayat verse de bu olmamış üstad. Peter Parker’a da o naif ses yakışsa da, her zaman ağladığım son sahneyi mahvetmişler. Her hareketi, aldığı nefesi bile Türkçe yapma çabası oldukça zorlama geliyor izlerken. Çok kötü bir dublaj çalışması izledim. Soundtrack albümü zamanında kurtarmış olsa da tekrar izlediğimde fark etme şansım oldu.

tumblr_olh7gr3TiR1sc0ffqo3_500

 

Frodo Baggins (Emrah Özertem)
Samwise Gamgee (Engin Alkan)
Gollum / Smeagol (Bahtiyar Engin)
Boromir (Uğur Polat)
Galadriel (Özden Ayyıldız)
Legolas Greenleaf (Murat Şen)
Peregrin Took (Yekta Kopan)
Bilbo Baggins (Erol Günaydın)
Saruman (Mazluk Kiper)
Gandalf the Grey (İstemi Betil)
Meriadoc Brandybuck (Volkan Severcan)
Aragorn (Boğaçhan Sözmen)
Gimli (Ender Yiğit)
Arwen (Ayça Bingöl)
Elrond (Ali Düşenkalkar)
Theoden (Erhan Abir)
Eowyn (Tilbe Saran)
Eomer (Hakkı Ergök)
Denethor (Emir Tayla)
Böyle bir ekibi bir arada görmek, karakterler ile bütünleşmesini izlemek sadece bize nasip oldu arkadaşlar. Ian McKellen’in güzel sesini bilen dünya, İstemi Betil‘i duymadan ölecek. Huzur içinde yatsın. Gandalf gibi bir karakteri, orijinalinden daha iyi seslendirmek bir mucize sayılabilir. Sanat Yönetmeni Murat Şenol dahil tüm ekibe bir teşekkürü borç bilirim. Minnettarız. Harika filmi Extended izleme şansımız olsa da Türkçe dublajı izlemeden ölünmemeli dostlarım. Matrix, Back to the Future, V for Vendetta, Harry Potter da en iyiler arasındadır. Erdal Tosun (ruhu şad olsun) ile Don Carleone de bir harikadır. Ve bu kategoriye eklenebilecek yüzlerce animasyon filmi vardır. Ülkemizde önem veriler ve altından başarıyla kalkılan yegane iş animasyon seslendirmeleridir. Çünkü mizah kültür özellikleri içerir. Tarihin en komik filmi Monty Phyton seçilmiştir bir çok mecrada. Ama çoğumuzun o filmden bir şey anlaması mümkün değildir. Ama yerel mizahı yüzlerce animasyona işlemiş olan seslendirme ekiplerine sahibiz. Filmlerin hepsini yazamadım ancak belirtmem gerekiyordu.
Gladyatör, Braveheart ve Forrest Gump da kötüler arasına girebilir. Bunun nedeni büyük aktörlerin sesini harika kullanışıdır. Yüzüklerin Efendisi gibi her filmi kurtaramazsınız. Riskli ve zor bir iştir. Eleştirmek tamam ama hiçbirini kötülemediğimizi de belirtelim. Aykut Uğur Taşdemir’e (Nicholas Cage), Nüvit Candaner’e (Jack Nicholson), Ahmet Taşar’a (Leonardo DiCaprio) ve elbetteki çoğu aktörle bütünleştirdiğimiz Sungun Babacan’a selam olsun. Sizlerin de belirtmek istediği yapımlar varsa konuşmak, tartışmak isteriz.
Kara Büyücü Facebook grubumuzda tartışma açabilir ya da yorum olarak bizle paylaşabilirsiniz.
Sağlıcakla kalın.

Okumaya Devam Et
yorum yapmak için tıkla!

Cevap Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bomba

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Yayınlandı

on

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider, oyuncak için ise o zamanlar evrenin sonsuzluğu gibi gelecek büyüklükte olan Toys ‘R’ Us’a doğru yola çıkardık. Space Jam oyuncakları, boyama kitaplarını, figürleri hala hatırlıyorum. Öyle güzeldi. Ancak Amerikan basınına göre oyuncak sektörünün eski büyük lideri, yeni nesil Amazon vb. sitelerle baş edemeyerek 1 hafta sonra iflasını açıklayacak.

Reuters ve Wall Street Journal iflas haberini ilk alanlar oldu. Raporlarına göre, oyuncak perakendecisi birkaç hafta içinde iflas başvurusunda bulunmak zorunda kalacağını açıklamışlar. Markanın ABD’deki 1,600 artı mağazasında yaklaşık 5 milyar dolar borcu olduğu söyleniyor.

Toys ‘R’ Us’ın da tarihin tozlu raflarında kaybolduğu bir hayata hazır mıyız geekler? Ben değilim. 

Okumaya Devam Et

Bomba

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Yayınlandı

on

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol sayıda ilk kez Ben Urich’in anlatımıyla yapmadık açılışı. Onun yerine giriş sayfalarımızı Frank Castle, Punisher, suç ile ilgili görüşleri ile kapladı. Karakterin güzel bir özetiydi bu konuşması aslına bakarsanız. Kısaca kahramanların sağlamaya çalıştığı adaletin hiçbir zaman işe yaramamasından dem vurdu.

5. Sayıya bir giriş yaparsak,  ilk hikaye arkı 4. sayı ile bitmiş sanmıştım. Hem bitmiş gibi göründüğünden, hem de artık bitsin istememden olsun gerek. Görünen o ki Diamondback’in bir de kaçış planı varmış. Sayı beli kırılmış Iron Fist’in Night Nurse’ün mekanında uyanması akabinde artık bir teşekkür amaçlı binayı satın almasıyla açıldı. Buralardaki konuşmalar sayının geneli gibi çok güzel yazılmıştı, özellikle Danny’nin ”Vücudum bir tapınak” tarzı sözleri karakterin olması gerektiği halini iyi yansıttı. İsterdik ki dizide de bu yönü biraz daha ön plana çıksın. Punisher ile aynı polis aracında taşınan Diamondback çenesi ile Punisher’ı yormaya, hatta irrite etmeye çalışıyor. Ona ölen karısından dahi bahsediyor ve başarıyor da. Bu sırada ekibi ise 4 kişi bir çatıda görüyoruz tek kelime ile harika panellerdi. Marquez’in çizimleri yine harika, yine harika.  Ekibin burada gelecek hamlelerini planlamalarını ve birlikte hareket etmelerini okumak şahaneydi. Özellikle Danny’nin Matt’e;

“Çok fazla boks referansı kullanıyorsun, ünlü bir boksör falan mısın?”

sorusu güldürdü cidden. Sayının son anlarına doğru bir ikili diyalog da yine Danny-Matt ikilisinden geliyor. Danny’nin Matt’e neden maske taktığını sorduğunda geçen konuşmalar da çok iyi yazılmıştı. Evet yıllardır süper kahraman filmlerinde, dizilerinde izlediğimiz, gördüğümüz nedenlerden çok da farklı bir şey sunmadı bu diyalog belki ama Anad dönemi başladığından beri kimliğini koruyan Daredevil ve onun Danny ile ilişkisi için önemli bir gelişim noktası oluşturur cinstendi.

Sayının finali ise şok eden cinstendi Black Cat evine gidiyor ve onu bekleyen Diamondback ile karşılaşıyor. Kısa bir ikili konuşmanın ardından Diamondback Cat’e kurşunları yağdırıyor. Kedi bu sefer dört ayak üzerine düşer mi bilinmez. Matt’in silah seslerini duyması ile sayı perdesini kapıyor. Dediğim gibi, sayıda aksiyon belki azdı, ama okuması zevk veren unsurlarda ilk sırada bile gelmez aksiyon benim için. Özellikle bir ekip serisinde ekibin dinamikleridir önemli olan. Hala okumuyorsanız, okumadıysanız, Bendis’in kaleminden çıkan harika diyalogları, etkileşimleri ve Marquez’in ortaya döktüğü sanatı kaçırıyorsunuz. Şimdilik benim Defenders #5 için söyleyeceklerim bu kadar.

Gelecek sayı ve sayılarda görüşmek üzere!

Okumaya Devam Et

Bomba

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Yayınlandı

on

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en iyi dizi adaylarından birini yazabilecek olsam hangisini yazardım diye sordum. Verdiğim cevap için ise düşünmem gerekmedi! Peter Morgan tarafından yaratılan The Crown kuşkusuz bu yıl televizyonlarda – aslında bir Netflix yapımı – çıkan en iyi eserlerden biri. Netflix’in en pahalı işlerinden biri olan bu yapımın tahmini bütçesi tam 156 milyon dolar. Dizinin konusu ise Oscar’lı film The King’s Speech’te de izlediğimiz kekeme kral IV.George’un ölümünden sonra Elizabeth’in tahta çıkışı ve ardından gelişen tarihi olayları kapsıyor. Dizi konusu bakımından tarihi ve tarihi yapımları sevenler için bir elmas niteliğinde. Bir belgesel tadında tabi ki değil fakat bunu beklememiz de yersiz olurdu. Özellikle bazı bölümlerin sonlarında o bölümde ele alınan herhangi bir konunun gerçekte ne zaman vuku bulduğu, sonuçları ve sonrasında neler olduğu gibi bilgiler de yer alıyor.

Dizinin başrollerini Kraliçe 2. Elizabeth rolünde Claire Foy, eşi, Edinburgh Dükü Philip rolünde Doctor Who severlerin yakından tanıdığı Matt Smith, kraliçenin kardeşi Margaret rolünde güzelliğiyle izleyeni ekranlara kilitlemeyi başaran Vanessa Kirby ve son olarak Winston Churchill rolünde ise 2 Oscar adaylığı bulunan John Lithgow var. Üstteki görselden de görebileceğiniz gibi casting çok ama çok başarılı. Karakterlerin tarihteki gerçek halleri ile inanılmaz bir benzerlik sağlanmış. Dizinin o devasa bütçesinin nerelerde kullanıldığını hakkında koymuş olduğum görsellere baktığınızda fikir edinebilirsiniz diye düşünüyorum. İzlediğinizde ise kendi gözlerinizle görürsünüz. Çünkü prodüksiyon tek kelimeyle harika. Örnek vermek gerekirse kostüm departmanı ortaya çok ince bir işçilik koymuş.

Kostümler dışında kullanılan set, dekorlar muazzam, 20.yüzyıl İngiltere’sini hissedebiliyorsunuz. İç mekan tasarımları kraliyet ailesine yakışır cinsten görkemli, dış mekan çekimlerini izlerken ise kendimi sık sık ”Oha, bu kadar insanı nasıl toplamış da bu sahneleri çekmişler” derken buldum. Özellikle Elizabeth’in siyasi nedenlerden dolayı birçok ülkeyi gezmesi gerektiğinde, buralarda çekilmiş sahneler sizin, olayın içine girmenizi kolaylaştırıyor.

Dizinin müziklerinin başında Rupert Gregson-Williams var. O da çok başarılı bir iş çıkarmış. Özellikle ”Duck Shoot” parçasını dinlemekten sıkılmadım henüz. Tema müziğini ise Rupert değil, Hans Zimmer yapmış! Kendisini övmek için ayrı yazı yazarım ben, o kadar ünlü ve sektörde her iyi işin altında adını görebileceğiniz biri. Meraklısına araştırmayı öneririm, bakarsınız sizin de sevdiğiniz bir filmin, melodisinin yaratıcısıdır.

Dizinin değinmediğim noktalarından biri ise, dizinin ne kadar akıcı olduğu, 50 dakika – 1 saatlik bir dizi için inanılmaz derecede akıcı. Kendinizi üç dört bölümü ard arda izlerken buluyorsunuz. Bu süreye sahip diziler için bende bunu başarabilen son dizi sanırım Breaking Bad idi.

Biraz daha detaylı bir şekilde konuya değinmek gerekirse, merak etmeyin dizi, siyasete en ince ayrıntısına kadar girmektense, bir kitap olarak düşünürsek, onun sadece kapağını, iç çizimlerini ve belli kesitlerini alıntılıyor. Odak noktamız daha çok 2.Elizabeth. Onun yükselişini, bir Kraliçe ve aynı zamanda bir eş, bir anne olarak yaşadığı zorlukları görüyoruz. Siyaseti bilmiyor, okula gitmemiş, herhangi bir alanda eğitim almamış, çocukluk yıllarında sadece ülkenin yasaları, İngiliz Klisesi hakkında öğretiler görmüş ve dolayısıyla olduğu noktada zorluk çekiyor.

Claire Foy sergilediği performansla hem Taç’ın (Crown) hem de rolün altından kalkmış. Hazır bir oyuncunun performansına değinmişken, oyunculuklardan bahsedeyim. Dizi diğer çoğu alanda olduğu gibi oyunculuklar konusunda da sizi etkiliyor. Hatta yeri geliyor tüyleriniz diken diken bir şekilde ekrana bakarken buluyorsunuz kendinizi. Başta dizinin castını saymıştım. Tekrar saymama ya da tek tek değinmeme gerek yok zira hepsi iyi derecesinde performanslar sergiliyorlar ancak 2 kişi oldukça ön plana çıkıyor. Biri zaten ana karakterimize hayat veren Claire Foy. İlk sezonu bitirdiğinizde, bir kez daha ilk bölümü izleyip, daha sonra son bölüme bir göz atmanızı istiyorum. Karakterin yaşadığı değişimi nokta atışı diyebileceğimiz şekilde, eksiksiz gösteriyor. Diğer kişi ise Winston Churchill rolündeki John Lithgow. Dönem veya karakterler hakkında herhangi bir belgeseli ya da Youtube’dan birkaç videoyu izlerseniz görürsünüz. John Lithgow’un kullandığı beden dili, yürüyüşü, mimikleri, sanki gerçekten O’ymuş gibi hissettiriyor. Zaten her iki oyuncu da rolleri ile oyunculuk dallarındaki adaylıklara sahip. Claire Foy, ”En iyi kadın oyuncu” dalında, John Lithgow ise ”En iyi yardımcı erkek oyuncu” dalında aday. Yazı boyunca amma övdün, hiç mi kötü, olumsuz etken, faktör yok diye düşünmüş olabilirsiniz. Ama inanın yoklar. Dizinin Emmy ödüllerinde tam 11 adaylığı var.

Bu adaylıkların en önemlilerinden bazıları:

  • En İyi Drama Dizisi
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yönetmenlik
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Casting
  • En İyi Müzik Kompozisyonu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Senaryo

Dizi Golden Globe (Altın Küre) ödül töreninde ise En Drama Dizisi ve Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini evine götürdü. Sırada Emmy ödülleri var. Ben yapımın törenden en az birkaç ödül ile ayrılmasını istiyorum ve ümit ediyorum.

Diziyi hala izlememişseniz inanın bu yılın en iyi dizilerinden birini kaçırıyorsunuz. The Crown, çok kaliteli bir yapım ve her ayrıntısını incelemeniz, hayranlıkla döneme tanıklık etmeniz için sizleri bekliyor.

 

Okumaya Devam Et

Facebook

Bombalamasyon

Genel2 gün ago

Bir Stephen King Uyarlaması: “IT” Film İncelemesi

Kaliteli filmlerin ülkemize geç gelişinden ya da hiç gelmeyişinden muzdaribiz. Geç gelmeyenler ise popüler filmler oluyor. Yani sinemada Imax kalitesiyle,...

Bomba5 gün ago

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider,...

Bomba5 gün ago

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol...

Bomba1 hafta ago

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en...

Bomba2 hafta ago

Jeneriği ile Akıllara Kazınmış 15+2 Efsane Televizyon Dizisi!

Bir dizinin en önemli öğesi jeneriğidir. Bu cümlemi direkt kıran bir dizi var Ray Donovan. Jenerik kullanmıyor. Sert bir mizacı...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones: Kitaplarda Hala Hayatta Olan Karakterler!

George R.R. Martin acımadan karakter öldüren bir yazar olabilir fakat öyle karakterler var ki dizi yapımcıları öldürse de sevimli yazarımız...

Bomba3 hafta ago

Inhumans Imax İncelemesi, İlk İzlenim

İlk önce film olması planlanan, daha sonra diziye evrilen Inhumans’ın ilk 2 bölümü Imax sinemalarda gösterime girdi. Amerika’da ABC kanalının...

Bomba3 hafta ago

Beyaz Perde’de Boy Göstermiş Can Alıcı 11 Kadın!

Daha önce en efsane kötü karakterler videosu ile karşınıza çıkmıştık. Şimdi ise iyisiyle, kötüsüyle, çılgınıyla, tatlısıyla, kurbanlık koyun gibi insan...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones’u Neden Bu Kadar Çok Seviyoruz? Nedir bu Game of Thrones Manyaklığı?

Manyak, kelimesi burada kötü anlama gelmemektedir. Ülkemizde tatlı kişilere manyak tepkisini veririz. Ve bu ülke, kalıbımı basarım ki Game of...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones 7.Sezon Finali “The Dragon and the Wolf” İncelemesi ve Akılda Kalanlar

“Karlar yağdığında ve ak rüzgarlar estiğinde yalnız kurt ölür ama sürü yaşamayı sürdürür.” SPOILER Dizinin asıl müziği en hafif halinde...

Bomba