Connect with us

Bomba

Türkiye’de Yüzlerce Kitabı Yazılmış Bir Amerikan Polisiyesi- Mayk Hammer

Yayınlandı

on

Bilenler bilir, sinema sektörünün bu derece gelişmediği yıllarda insanlar adrenalin, entrika, gizem ihtiyacını kitaplarla sağlardı. Bu ihtiyaçları karşılamaya en müsait kitaplar da şüphesiz casus ve polisiye romanlarıydı. Zamanında “cinai romanlar” olarak anılan bu tür, popüler edebiyatın temel taşlarından biri haline gelmiş, yazarlar hem derdini anlatmak ve okuyucuyu kendine bağlamak için hem de zaman zaman para kazanmak için bu türleri kullanır olmuşlar. Fakat ülkemiz aydınlarının kibirli tutumları yüzünden polisiye edebiyat alanında kalem oynatmak hep aşağılık bir işmiş, sanki Arthur Conan Doyle edebiyatçının hası değilmiş gibi muamele gördüklerinden yazarlarımız bu türdeki kitaplarını takma isimler altında yazmak durumunda kalmışlar. Peyami Safa’nın, Server Bedii imzasıyla yazdığı Selma ve Gölgesi romanı bu bakımdan parmakla gösterilebilecek kadar muntazam bir iştir. Tüm polisiye severlerin okuması gereken bir kitaptır.

Cinai romanların tarihçesiyle ilgilenenler bileceklerdir, bu tür romanlar genelde seri şeklinde yazılır ve tek karakterin başından geçen sayısız macerayı konu edinir ve bu burnu beladan çıkmayan karakterlerin her birinin de birtakım kendine has özellikleri vardır. Sözgelimi İan Fleming’in ölümsüz karakteri James Bond centilmendir, hiç bir aksiyon takım elbisesinin ütüsünü bozmaya yetmez, Sherlock Holmes ziyadesiyle zeki, muhteşem bir analizcidir yahut bu günlerde pek adı anılmaya polisiye ustası Simmenon’un karakteri Komser Maigret cinayet davalarını psikolojiden faydalanarak çözer. Kendisi dünya edebiyat tarihinin ilk kriminal psikoloğudur.

1

Bu yazıda konu edineceğimiz Mike Hammer Karakteri ise yukarıda verdiğim üç örnekteki gibi Avrupalı değil. Kendisi ziyadesiyle Amerikalı ve teknikleri de gayet Hollywood. Mickey Spillane tarafından yaratılan Özel Dedektif Hammer, trençkotuyla barlarda itin uğursuzun ağzından laf almaya çalışan, kavgadan kaçmayan, karizmatik, kararlı, kadınlarla arası daima iyi bir karakter. Neresinden bakarsak bakalım muhteşem bir film-noir klişesi kendisi. Tahmin edilebileceği gibi ana karakteri olduğu kitaplar Türkiye’de yayınlandığı dönemler çılgınca tutuluyor, adeta peynir ekmek gibi satıyor. Ne yazık ki yazar Spillane fazla kitap yazmıyor. Bazı rivayetlere göre üç bazı rivayetlere göre yedi kitap sonra Özel Dedektif Mayk Hammer’in Spillane’nin elindeki macerası son buluyor.

İşte tam burada işler muhteşem bir şekilde karışıyor ve dünya edebiyat tarihinde eşine az rastlanır bir fenomen ortaya çıkıyor. Ellerindeki Mayk Hammer stoku tükenen, oluşturduğu kemik okuyucu kitlesini kaybetmek istemeyen yayınevi ani bir kararla fason Mayk Hammer romanları üretmeye başlıyor. İçlerinde Afif Yesari, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Kemal Tahir gibi isimlerin de olduğu o dönem parasal anlamda pek de rahat olmayan yazarlardan oluşan bir ekibe çok kısa sürelerde birer kitap yazmaları salık veriliyor. Usta yazar Kemal Tahir F. M. İkinci müstear adıyla (Kara Kitap’ı okuyanlar hatırlar eserdeki F. M. Üçüncü karakteri bu müstear ismi göndermedir) dört adet “Mayk Hammer Macerası” kaleme alıyor. Afif Yesari ise işi adeta seri üretime döküp Muzaffer Ulukaya takma adıyla sözde orijinal eserlerin çevirmenliğini yaparak 200’den fazla Mayk Hammer Macerası yazıyor.

2

Hiç gitmediği bir şehirde geçen 200 dedektiflik romanı yazan Afif Yesari söylendiği kadarıyla çalışma odasına devcileyin bir New York haritası asmış ve eserlerini yazarken faydalanmak üzere birkaç adet New York Seyahat Rehberi almış. Kendisi bu romanları yazma sürecini bir ropörtajında şöyle anlatıyor:

“nevyorklu ve kafadan müselleh bi polis hafiyesinin akla mantığa sığmaz deli saçması serüvenlerine ve eskilerine taş çıkartan yenilerini eklediğim bu detektif romanlarını şöyle yazıyordum: patron, ressama para vermemek için yabancı dergilerden ve jiletle kesip oyduğu ve ayrı ayrı harf ve resimleri yan yana yapıştırarak hazırladığı ve kompozisyonunu da aynı yöntemle yaptığı kapakları bana veriyor ve ben de romanı bana verilen kapağa göre uyduruyordum. örneğin kitabın adı ‘genç kızlar cehennemi’ ve bi de şöyle bi resim; iri kıyım hayvan gibi bi herif, bi piknik sepeti başına çömelmiş gibi ve sarışın bi kızı, ağaçların arkasından kötü kötü dikizliyor… ve demek oluyor ki, aşk, kin, ırza tecavüz, intikam, entrika ve fiilen tasallutta bulunma gibi olayların yanı sıra, kan ve heyecan ve bi kaç da cinayet bu kapağın hakkıdır.

4
“kapağı alıp eve geliyor, bi kahve, bi cıgara içiyor ve nevyork şehir rehberini önüme açarak kafadan gayri müselleh detektifi daha da çileden çıkaracak serüvenlere koşturuyordum. ve bu 92-96 sayfalık cep kitaplarından her birini, üç günde tamamlayıp vermek zorundaydım. bu iş için nevyork şehir rehberinden faydalanıyordum çünkü ben nevyorka hiç gitmemiştim. beş yıl süreyle bu kitaplardan bi çok yazdım ve çok da satıldı ve kimse de şikâyetçi olmadı. serüvenlerini ürettiğim detektifi uyduran yazar, uydurduğu detektiften daha üşütüktü ve bu nedenle detektif de ipe sapa gelmez bir hergelenin tekiydi. ben, herife az bi şey çeki düzen verdim, bayağı adama döndü, daha insancıl oldu ve doktor o sıralar bana içkiyi yasakladığı için ben de ona viskiyi bıraktırdım. böylece bu kitaplardan 200 kadar yazdım. üşütük detektifin yazarı spileyn, o tarihte henüz 7 tane kadar mayk yazmıştı ve 200’e yaklaşık kitabın adını taşıdığından haberi yoktu ve hâlâ da bilmez.”

3

50’li yılların Amerika’sında üretilmiş bir karakter olan Mayk Hammer orijinal seride bu dönemin karakterini net bir şekilde yansıtmaktadır. Afif Yesari’nin “kafadan müselleh” olarak tasvir ettiği dedektif; kaba, ırkçı, cinsiyetçi bir adamdır velhasıl neresinden baksak ortalama bir Amerikan vatandaşıdır bu adam Afif Yesari’nin ve özellikle Kemal Tahir’in ellerinde bütün bu olumsuz özelliklerinden sıyrılır handiyse işçi emekçi dostu, ailemizin dedektifi kıvamına gelir.

Ucuz aksiyon, ucuz erotizm, ucuz entrika içeren bu kitaplar Türkiye’de yüz binlerce satar. “Tehlikeyi Severim, Ölüm Meleği, Genç Kızlar Cehennemi, Kana Karışan Günah” gibi isimlere sahip kitaplar bugünden baktığımızda adeta bir Kitsch resitali. Doğma büyüme New York’lu fakat adeta bir Yozgatlı bir Kütahyalı gibi konuşan Dedektif Mayk Hammer fırsat buldukça “fıstık gibi” kadınlarla takılıyor, “temeline tükürdüğümün New York’unda” cinayet vakaları çözüyor velhasıl ömrü itin uğursuzun peşinde geçiyor.

Yaratıcısından bile habersizce Türkiye’de yüzlercesi yazılan bu romanlardan Kemal Tahir’e ait olan dört tanesinin yeni basımları yapılıyor. Metin boyunca gördüğünüz fotoğraflardaki kitaplar ise şahsi koleksiyonumdan. Mayk Hammer kitaplarına hala sahafların en dip raflarında rastlamak mümkün. Klasik Polisiye ve film-noir seviyorsanız, New York sokaklarında katil kovalayan trençkotlu bir Afyonlu, bir Ankaralı görme fikri sizi eğlendiriyorsa muhakkak alın derim.

Bomba

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Yayınlandı

on

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider, oyuncak için ise o zamanlar evrenin sonsuzluğu gibi gelecek büyüklükte olan Toys ‘R’ Us’a doğru yola çıkardık. Space Jam oyuncakları, boyama kitaplarını, figürleri hala hatırlıyorum. Öyle güzeldi. Ancak Amerikan basınına göre oyuncak sektörünün eski büyük lideri, yeni nesil Amazon vb. sitelerle baş edemeyerek 1 hafta sonra iflasını açıklayacak.

Reuters ve Wall Street Journal iflas haberini ilk alanlar oldu. Raporlarına göre, oyuncak perakendecisi birkaç hafta içinde iflas başvurusunda bulunmak zorunda kalacağını açıklamışlar. Markanın ABD’deki 1,600 artı mağazasında yaklaşık 5 milyar dolar borcu olduğu söyleniyor.

Toys ‘R’ Us’ın da tarihin tozlu raflarında kaybolduğu bir hayata hazır mıyız geekler? Ben değilim. 

Okumaya Devam Et

Bomba

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Yayınlandı

on

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol sayıda ilk kez Ben Urich’in anlatımıyla yapmadık açılışı. Onun yerine giriş sayfalarımızı Frank Castle, Punisher, suç ile ilgili görüşleri ile kapladı. Karakterin güzel bir özetiydi bu konuşması aslına bakarsanız. Kısaca kahramanların sağlamaya çalıştığı adaletin hiçbir zaman işe yaramamasından dem vurdu.

5. Sayıya bir giriş yaparsak,  ilk hikaye arkı 4. sayı ile bitmiş sanmıştım. Hem bitmiş gibi göründüğünden, hem de artık bitsin istememden olsun gerek. Görünen o ki Diamondback’in bir de kaçış planı varmış. Sayı beli kırılmış Iron Fist’in Night Nurse’ün mekanında uyanması akabinde artık bir teşekkür amaçlı binayı satın almasıyla açıldı. Buralardaki konuşmalar sayının geneli gibi çok güzel yazılmıştı, özellikle Danny’nin ”Vücudum bir tapınak” tarzı sözleri karakterin olması gerektiği halini iyi yansıttı. İsterdik ki dizide de bu yönü biraz daha ön plana çıksın. Punisher ile aynı polis aracında taşınan Diamondback çenesi ile Punisher’ı yormaya, hatta irrite etmeye çalışıyor. Ona ölen karısından dahi bahsediyor ve başarıyor da. Bu sırada ekibi ise 4 kişi bir çatıda görüyoruz tek kelime ile harika panellerdi. Marquez’in çizimleri yine harika, yine harika.  Ekibin burada gelecek hamlelerini planlamalarını ve birlikte hareket etmelerini okumak şahaneydi. Özellikle Danny’nin Matt’e;

“Çok fazla boks referansı kullanıyorsun, ünlü bir boksör falan mısın?”

sorusu güldürdü cidden. Sayının son anlarına doğru bir ikili diyalog da yine Danny-Matt ikilisinden geliyor. Danny’nin Matt’e neden maske taktığını sorduğunda geçen konuşmalar da çok iyi yazılmıştı. Evet yıllardır süper kahraman filmlerinde, dizilerinde izlediğimiz, gördüğümüz nedenlerden çok da farklı bir şey sunmadı bu diyalog belki ama Anad dönemi başladığından beri kimliğini koruyan Daredevil ve onun Danny ile ilişkisi için önemli bir gelişim noktası oluşturur cinstendi.

Sayının finali ise şok eden cinstendi Black Cat evine gidiyor ve onu bekleyen Diamondback ile karşılaşıyor. Kısa bir ikili konuşmanın ardından Diamondback Cat’e kurşunları yağdırıyor. Kedi bu sefer dört ayak üzerine düşer mi bilinmez. Matt’in silah seslerini duyması ile sayı perdesini kapıyor. Dediğim gibi, sayıda aksiyon belki azdı, ama okuması zevk veren unsurlarda ilk sırada bile gelmez aksiyon benim için. Özellikle bir ekip serisinde ekibin dinamikleridir önemli olan. Hala okumuyorsanız, okumadıysanız, Bendis’in kaleminden çıkan harika diyalogları, etkileşimleri ve Marquez’in ortaya döktüğü sanatı kaçırıyorsunuz. Şimdilik benim Defenders #5 için söyleyeceklerim bu kadar.

Gelecek sayı ve sayılarda görüşmek üzere!

Okumaya Devam Et

Bomba

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Yayınlandı

on

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en iyi dizi adaylarından birini yazabilecek olsam hangisini yazardım diye sordum. Verdiğim cevap için ise düşünmem gerekmedi! Peter Morgan tarafından yaratılan The Crown kuşkusuz bu yıl televizyonlarda – aslında bir Netflix yapımı – çıkan en iyi eserlerden biri. Netflix’in en pahalı işlerinden biri olan bu yapımın tahmini bütçesi tam 156 milyon dolar. Dizinin konusu ise Oscar’lı film The King’s Speech’te de izlediğimiz kekeme kral IV.George’un ölümünden sonra Elizabeth’in tahta çıkışı ve ardından gelişen tarihi olayları kapsıyor. Dizi konusu bakımından tarihi ve tarihi yapımları sevenler için bir elmas niteliğinde. Bir belgesel tadında tabi ki değil fakat bunu beklememiz de yersiz olurdu. Özellikle bazı bölümlerin sonlarında o bölümde ele alınan herhangi bir konunun gerçekte ne zaman vuku bulduğu, sonuçları ve sonrasında neler olduğu gibi bilgiler de yer alıyor.

Dizinin başrollerini Kraliçe 2. Elizabeth rolünde Claire Foy, eşi, Edinburgh Dükü Philip rolünde Doctor Who severlerin yakından tanıdığı Matt Smith, kraliçenin kardeşi Margaret rolünde güzelliğiyle izleyeni ekranlara kilitlemeyi başaran Vanessa Kirby ve son olarak Winston Churchill rolünde ise 2 Oscar adaylığı bulunan John Lithgow var. Üstteki görselden de görebileceğiniz gibi casting çok ama çok başarılı. Karakterlerin tarihteki gerçek halleri ile inanılmaz bir benzerlik sağlanmış. Dizinin o devasa bütçesinin nerelerde kullanıldığını hakkında koymuş olduğum görsellere baktığınızda fikir edinebilirsiniz diye düşünüyorum. İzlediğinizde ise kendi gözlerinizle görürsünüz. Çünkü prodüksiyon tek kelimeyle harika. Örnek vermek gerekirse kostüm departmanı ortaya çok ince bir işçilik koymuş.

Kostümler dışında kullanılan set, dekorlar muazzam, 20.yüzyıl İngiltere’sini hissedebiliyorsunuz. İç mekan tasarımları kraliyet ailesine yakışır cinsten görkemli, dış mekan çekimlerini izlerken ise kendimi sık sık ”Oha, bu kadar insanı nasıl toplamış da bu sahneleri çekmişler” derken buldum. Özellikle Elizabeth’in siyasi nedenlerden dolayı birçok ülkeyi gezmesi gerektiğinde, buralarda çekilmiş sahneler sizin, olayın içine girmenizi kolaylaştırıyor.

Dizinin müziklerinin başında Rupert Gregson-Williams var. O da çok başarılı bir iş çıkarmış. Özellikle ”Duck Shoot” parçasını dinlemekten sıkılmadım henüz. Tema müziğini ise Rupert değil, Hans Zimmer yapmış! Kendisini övmek için ayrı yazı yazarım ben, o kadar ünlü ve sektörde her iyi işin altında adını görebileceğiniz biri. Meraklısına araştırmayı öneririm, bakarsınız sizin de sevdiğiniz bir filmin, melodisinin yaratıcısıdır.

Dizinin değinmediğim noktalarından biri ise, dizinin ne kadar akıcı olduğu, 50 dakika – 1 saatlik bir dizi için inanılmaz derecede akıcı. Kendinizi üç dört bölümü ard arda izlerken buluyorsunuz. Bu süreye sahip diziler için bende bunu başarabilen son dizi sanırım Breaking Bad idi.

Biraz daha detaylı bir şekilde konuya değinmek gerekirse, merak etmeyin dizi, siyasete en ince ayrıntısına kadar girmektense, bir kitap olarak düşünürsek, onun sadece kapağını, iç çizimlerini ve belli kesitlerini alıntılıyor. Odak noktamız daha çok 2.Elizabeth. Onun yükselişini, bir Kraliçe ve aynı zamanda bir eş, bir anne olarak yaşadığı zorlukları görüyoruz. Siyaseti bilmiyor, okula gitmemiş, herhangi bir alanda eğitim almamış, çocukluk yıllarında sadece ülkenin yasaları, İngiliz Klisesi hakkında öğretiler görmüş ve dolayısıyla olduğu noktada zorluk çekiyor.

Claire Foy sergilediği performansla hem Taç’ın (Crown) hem de rolün altından kalkmış. Hazır bir oyuncunun performansına değinmişken, oyunculuklardan bahsedeyim. Dizi diğer çoğu alanda olduğu gibi oyunculuklar konusunda da sizi etkiliyor. Hatta yeri geliyor tüyleriniz diken diken bir şekilde ekrana bakarken buluyorsunuz kendinizi. Başta dizinin castını saymıştım. Tekrar saymama ya da tek tek değinmeme gerek yok zira hepsi iyi derecesinde performanslar sergiliyorlar ancak 2 kişi oldukça ön plana çıkıyor. Biri zaten ana karakterimize hayat veren Claire Foy. İlk sezonu bitirdiğinizde, bir kez daha ilk bölümü izleyip, daha sonra son bölüme bir göz atmanızı istiyorum. Karakterin yaşadığı değişimi nokta atışı diyebileceğimiz şekilde, eksiksiz gösteriyor. Diğer kişi ise Winston Churchill rolündeki John Lithgow. Dönem veya karakterler hakkında herhangi bir belgeseli ya da Youtube’dan birkaç videoyu izlerseniz görürsünüz. John Lithgow’un kullandığı beden dili, yürüyüşü, mimikleri, sanki gerçekten O’ymuş gibi hissettiriyor. Zaten her iki oyuncu da rolleri ile oyunculuk dallarındaki adaylıklara sahip. Claire Foy, ”En iyi kadın oyuncu” dalında, John Lithgow ise ”En iyi yardımcı erkek oyuncu” dalında aday. Yazı boyunca amma övdün, hiç mi kötü, olumsuz etken, faktör yok diye düşünmüş olabilirsiniz. Ama inanın yoklar. Dizinin Emmy ödüllerinde tam 11 adaylığı var.

Bu adaylıkların en önemlilerinden bazıları:

  • En İyi Drama Dizisi
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yönetmenlik
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Casting
  • En İyi Müzik Kompozisyonu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Senaryo

Dizi Golden Globe (Altın Küre) ödül töreninde ise En Drama Dizisi ve Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini evine götürdü. Sırada Emmy ödülleri var. Ben yapımın törenden en az birkaç ödül ile ayrılmasını istiyorum ve ümit ediyorum.

Diziyi hala izlememişseniz inanın bu yılın en iyi dizilerinden birini kaçırıyorsunuz. The Crown, çok kaliteli bir yapım ve her ayrıntısını incelemeniz, hayranlıkla döneme tanıklık etmeniz için sizleri bekliyor.

 

Okumaya Devam Et

Facebook

Bombalamasyon

Genel3 gün ago

Bir Stephen King Uyarlaması: “IT” Film İncelemesi

Kaliteli filmlerin ülkemize geç gelişinden ya da hiç gelmeyişinden muzdaribiz. Geç gelmeyenler ise popüler filmler oluyor. Yani sinemada Imax kalitesiyle,...

Bomba6 gün ago

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider,...

Bomba6 gün ago

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol...

Bomba1 hafta ago

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en...

Bomba2 hafta ago

Jeneriği ile Akıllara Kazınmış 15+2 Efsane Televizyon Dizisi!

Bir dizinin en önemli öğesi jeneriğidir. Bu cümlemi direkt kıran bir dizi var Ray Donovan. Jenerik kullanmıyor. Sert bir mizacı...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones: Kitaplarda Hala Hayatta Olan Karakterler!

George R.R. Martin acımadan karakter öldüren bir yazar olabilir fakat öyle karakterler var ki dizi yapımcıları öldürse de sevimli yazarımız...

Bomba3 hafta ago

Inhumans Imax İncelemesi, İlk İzlenim

İlk önce film olması planlanan, daha sonra diziye evrilen Inhumans’ın ilk 2 bölümü Imax sinemalarda gösterime girdi. Amerika’da ABC kanalının...

Bomba3 hafta ago

Beyaz Perde’de Boy Göstermiş Can Alıcı 11 Kadın!

Daha önce en efsane kötü karakterler videosu ile karşınıza çıkmıştık. Şimdi ise iyisiyle, kötüsüyle, çılgınıyla, tatlısıyla, kurbanlık koyun gibi insan...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones’u Neden Bu Kadar Çok Seviyoruz? Nedir bu Game of Thrones Manyaklığı?

Manyak, kelimesi burada kötü anlama gelmemektedir. Ülkemizde tatlı kişilere manyak tepkisini veririz. Ve bu ülke, kalıbımı basarım ki Game of...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones 7.Sezon Finali “The Dragon and the Wolf” İncelemesi ve Akılda Kalanlar

“Karlar yağdığında ve ak rüzgarlar estiğinde yalnız kurt ölür ama sürü yaşamayı sürdürür.” SPOILER Dizinin asıl müziği en hafif halinde...

Bomba