Connect with us

Bomba

VIKINGS 4.Sezon 19.Bölüm “ON THE EVE” İncelemesi

Yayınlandı

on

Vikings… Yine yaptı yapacağını Kara Büyücü severler! Fransa savaşından sonra muazzam bir savaş daha koydu önümüze. Ragnar gitti evet. Ve çocuklarından hiçbiri onun gibi olabilecek gibi durmuyor. Ancak konu savaş olduğunda, Ragnar gibi olmaya gerek kalmıyor. Kadınlarından çocuklarına hepsi birer savaşçı. Ve sezon finali öncesi kanlı bir bölümle karşımızdalar. Çizgisini bozmayan dizi 4. sezonunda da hız kaybetmedi ve 5. sezona umut verdi. İncelememize geçelim. Çalsın SPOILER alarmı! (En sonda spoilerın babası var, sadece spoiler almayı sevenler için)

 

Benim için bu bölüm King Harald ve Aethelwulf’un bölümüydü. Öncelikle İngiltere’de savaşmasına rağmen, Kattegat planları harekete geçen King Harald’ı ele alalım. Ragnar’lı bölümlerde potansiyel düşman ve güçlü bir Viking izleniminden başka bir şey vermiyordu. Ama şimdilerde çılgın bir aşık ve hırslı bir adam olarak görüyoruz. Kattegat’ı alması için yetki Egil’de. Stratejilerin konuştuğu bölümde, psikopat yüzlü Egil’in de bir planı var. Şahsen beğendim. Ufak bir ekiple alan analizi yapan Egil, sonrasında oyalamak için saldırttığı ordu ve asıl ekibin içeriye girişi. Beğendik mi beğendik. Torvi kapıyı savunurken Astrid ve Lagertha’da asıl planı bozmak için kolları sıvar. Hepimiz bayılıyoruz değil mi Lagertha’ya. Ragnar’ın yerini Björn değil ancak Lagertha tutabilir. Yönetmen Ben Bolt savaş sahnelerinin altından başarıyla kalkıyor. Great Hall’u almaya giden Egil karşısında elinde meşale tutan Lagertha’yı bulur. Ve saldırıyı alevlerle püskürtür. Askerler gibi kaçmayan Egil’i ise mızrak bekler. Eomer gibi fırlattı mızrağı, saygılar. Kattegat’ı savunmayı kendisine görev edinen Lagertha, sözünü tuttu. Hatta fazlasını yaptı. Egil’i de kuzu çevirme işkencesiyle konuşturup asıl düşmanlarının adını aldı. Kanımızın kaynadığı King Harald Finehair, artık cephesini belli etmek zorunda.

Historys-Vikings-Season-4-Part-2-Episode-19-On-The-Eve-Lagertha-with-shield-on-a-bridge

Bölümün kralı, Aethelwulf. En başından beri Ragnar’ı öldürmek istedi, Ivar’ı öldürmek istedi, hazır olmak için destek istedi. Hiçbir zaman isteklerine ulaşamadı ancak muhtemel ölümüne doğru herkesin inancına sahip oldu. Uzun süre babasından ihtiyacı olan sevgiyi göremedi. Karısından hiç göremedi. Ama bölümün en güzel sahnesiyle, ne kadar büyük bir adam olduğunu gördük. Üvey oğlu – Athelstan’ın oğlu – ile yaptığı konuşma yüreklerimizi dağladı. İhanetlerin hedefi olsa da oğluna duyduğu sevgiyi gördük. Athelstan ve Ragnar ölse de bu diziden hiç ayıralamayacak karakterler. Athelstan’a olan saygısını, Judith’e olan sevgisini yitirmediğini gördük. Bu sezon favori karakterlerimden olan Aethelwulf, vatan sevgisini sırtlayıp, babasından da gazı alıp savaşa doğru yola koyuldu. Komutanlarını gören askerlerin cesaretlenmesi “Leadership” dediğimiz özelliğin Aethelwulf’ta olduğunu gösterdi. Ancak gittiği savaşın sloganını ise İngiliz bir kadın belirledi. “Tanrım bizi Kuzeylilerin gazabından koru.”

Moe-Dunford-stars-as-Aethelwulf-in-History-Channels-Vikings-Season-4-670x308

Savaş yaklaşıyor. Ancak savaş yukarıdan baktığınızda gördüğünüz bir grubun kan dökmesi değil. Bundan öncesi ve sonrası hikayelerde dolup taşan bir eylem. Bunlardan biri Ivar’ın liderlik savaşı. Babasının bu görevi kendisine verdiğinden emin olan Ivar pes etmiyor. Diğer yandan Björn her fırsatta Ivar’ı eziyor. Ivar, Sigurd’u küçümsüyor. Bu ufak ama derin didişme Floki’nin efsane gülüşüyle noktalandı. Büyük savaşları gören sadece Björn değil. Ya da hırs sahibi tek kişi Ivar değil. Bunların hepsini hatta haddinden fazlasını gören Floki var. Ragnar’a olan özlemini asla dindiremeyecek olsa da intikamını alacak güce sahip. Ancak bu intikam duygusu tatmin olduğunda, Floki’yi ne bekleyecek? Üvey kızı var tabi bir de. Onunla ve Helga ile ayrı uğraşıyor. Müslümanlığa bir hayranlık duyduğunu görmüştük. Bu konuda yeni sahneler görmek için can atıyorum.

Evvet, liderlik için didişme sona erse de Ivar pes etmedi. Kuzeyliler Great Army’yi toplamış olabilir ama İngiltere’de boş değil tabii. Taktik maktik yok bam bam bam diye girdikleri ilk savaş gibi olmayacaktır bu. Bu yüzden artık lider Ivar. Braveheart esintileriyle dolu bir savaş izlediğimiz için mutluyuz. Savaş sahneleri yönetmek zordur. Ben Bolt’a tekrar saygılarımı belirtiyorum. En son Battle of Bastards bölümüyle Game of Thrones’ta böyle coşmuştuk. Şimdi sıra Vikings’te. Osmanlı’nın Turan taktiğini anımsatan bir taktikle Aethelwulf hem psikolojik olarak hem de askeri olarak dağılır. Savaşı nedense öbür bölüme taşıma kararı almışlar yalnız. Bunu beğenmeyenler olabilir elbet.

Historys-Vikings-Season-4-Part-2-Episode-19-On-The-Eve-The-Vikings-run-into-battle-resize-1-670x447

King Harald’ı unuttum mu sandınız? Platonik sevdiceği Prenses Ellisif’i öldürememiş olabilir. Ama onu başkasıyla izlemek zorunda değil ya. Kral bile olmayan kocasının suratında balta gezdirmemesi için herhangi bir engel yok. Ufak bir iç savaş çıkmalı mıydı? Elbette ki! King Harald’a göre tırt bir ekibi olsa da hiçbiri, liderlerinin ölümüne göz yummamalıydı. Vikingler ölümden korkar mı hiç? Bu konuda askerler sessiz kalsa da prenses kalamadı. Vay aşufte diyebileceğimiz bir konumda yaklaşarak sinsi saldırısını gerçekleştirdi. Bu saldırıyı engelleyebilecek bir babayiğit tanımıyorum. Sevdiğiniz kız gelecek, üstünüze atlayacak siz de acaba öldürmek mi istiyor diye düşüneceksiniz. İmkanı yok. Böyle bir durumdan kurtulmanızın tek yolu sizi gerçekten seven birisidir. Gardaşı bu sinsi saldırıyı başarıya ulaşmadan engelledi. Karnına bir darbe indirmek yerine, kardeşini sevdiğinin kanına boğması da hoş değil tabi. Burda ölümden kurtulmuş olabilir, peki ya Lagertha ile yüzleşince kurtulabilecek mi? İşte gelecek bölümlerdeki soru bu.

x240-2wp

Savaş dolu bir bölüm izledik. Karakterlerin düşüncelerinde gezindik. Björn’ü fazla göremedik. Bunun nedeni artık yeni bir intikama sahip olması. Bilmediği bir intikam. Torvi’nin ölüm haberini duyduğunda, Harald’ın kelle gidecektir. Umarım bu durum Björn’ün Akdeniz hayallerine gölge düşürmez. Daha çok fazla zafer var önünde. Yönetmenlik şöleni izlediğimiz bölümün devamını beklemek zorundayız. Savaş hala sonuçlanmadı. Ancak çok fazla ölümün bizi beklediğini söylemek isterim. Kendinizi hazırlayın. Sezon finalinde görüşmek dileğiyle. Sağlıcakla kalın.

https://www.youtube.com/watch?v=pdK6vJjGbgA

##### SPOILER SEVENLERE #####

Ivar the Boneless, sonunda kardeşi Sigurd’u öldürüyor. Bu çocuk çok can yakacak.

 

Bomba

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Yayınlandı

on

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider, oyuncak için ise o zamanlar evrenin sonsuzluğu gibi gelecek büyüklükte olan Toys ‘R’ Us’a doğru yola çıkardık. Space Jam oyuncakları, boyama kitaplarını, figürleri hala hatırlıyorum. Öyle güzeldi. Ancak Amerikan basınına göre oyuncak sektörünün eski büyük lideri, yeni nesil Amazon vb. sitelerle baş edemeyerek 1 hafta sonra iflasını açıklayacak.

Reuters ve Wall Street Journal iflas haberini ilk alanlar oldu. Raporlarına göre, oyuncak perakendecisi birkaç hafta içinde iflas başvurusunda bulunmak zorunda kalacağını açıklamışlar. Markanın ABD’deki 1,600 artı mağazasında yaklaşık 5 milyar dolar borcu olduğu söyleniyor.

Toys ‘R’ Us’ın da tarihin tozlu raflarında kaybolduğu bir hayata hazır mıyız geekler? Ben değilim. 

Okumaya Devam Et

Bomba

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Yayınlandı

on

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol sayıda ilk kez Ben Urich’in anlatımıyla yapmadık açılışı. Onun yerine giriş sayfalarımızı Frank Castle, Punisher, suç ile ilgili görüşleri ile kapladı. Karakterin güzel bir özetiydi bu konuşması aslına bakarsanız. Kısaca kahramanların sağlamaya çalıştığı adaletin hiçbir zaman işe yaramamasından dem vurdu.

5. Sayıya bir giriş yaparsak,  ilk hikaye arkı 4. sayı ile bitmiş sanmıştım. Hem bitmiş gibi göründüğünden, hem de artık bitsin istememden olsun gerek. Görünen o ki Diamondback’in bir de kaçış planı varmış. Sayı beli kırılmış Iron Fist’in Night Nurse’ün mekanında uyanması akabinde artık bir teşekkür amaçlı binayı satın almasıyla açıldı. Buralardaki konuşmalar sayının geneli gibi çok güzel yazılmıştı, özellikle Danny’nin ”Vücudum bir tapınak” tarzı sözleri karakterin olması gerektiği halini iyi yansıttı. İsterdik ki dizide de bu yönü biraz daha ön plana çıksın. Punisher ile aynı polis aracında taşınan Diamondback çenesi ile Punisher’ı yormaya, hatta irrite etmeye çalışıyor. Ona ölen karısından dahi bahsediyor ve başarıyor da. Bu sırada ekibi ise 4 kişi bir çatıda görüyoruz tek kelime ile harika panellerdi. Marquez’in çizimleri yine harika, yine harika.  Ekibin burada gelecek hamlelerini planlamalarını ve birlikte hareket etmelerini okumak şahaneydi. Özellikle Danny’nin Matt’e;

“Çok fazla boks referansı kullanıyorsun, ünlü bir boksör falan mısın?”

sorusu güldürdü cidden. Sayının son anlarına doğru bir ikili diyalog da yine Danny-Matt ikilisinden geliyor. Danny’nin Matt’e neden maske taktığını sorduğunda geçen konuşmalar da çok iyi yazılmıştı. Evet yıllardır süper kahraman filmlerinde, dizilerinde izlediğimiz, gördüğümüz nedenlerden çok da farklı bir şey sunmadı bu diyalog belki ama Anad dönemi başladığından beri kimliğini koruyan Daredevil ve onun Danny ile ilişkisi için önemli bir gelişim noktası oluşturur cinstendi.

Sayının finali ise şok eden cinstendi Black Cat evine gidiyor ve onu bekleyen Diamondback ile karşılaşıyor. Kısa bir ikili konuşmanın ardından Diamondback Cat’e kurşunları yağdırıyor. Kedi bu sefer dört ayak üzerine düşer mi bilinmez. Matt’in silah seslerini duyması ile sayı perdesini kapıyor. Dediğim gibi, sayıda aksiyon belki azdı, ama okuması zevk veren unsurlarda ilk sırada bile gelmez aksiyon benim için. Özellikle bir ekip serisinde ekibin dinamikleridir önemli olan. Hala okumuyorsanız, okumadıysanız, Bendis’in kaleminden çıkan harika diyalogları, etkileşimleri ve Marquez’in ortaya döktüğü sanatı kaçırıyorsunuz. Şimdilik benim Defenders #5 için söyleyeceklerim bu kadar.

Gelecek sayı ve sayılarda görüşmek üzere!

Okumaya Devam Et

Bomba

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Yayınlandı

on

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en iyi dizi adaylarından birini yazabilecek olsam hangisini yazardım diye sordum. Verdiğim cevap için ise düşünmem gerekmedi! Peter Morgan tarafından yaratılan The Crown kuşkusuz bu yıl televizyonlarda – aslında bir Netflix yapımı – çıkan en iyi eserlerden biri. Netflix’in en pahalı işlerinden biri olan bu yapımın tahmini bütçesi tam 156 milyon dolar. Dizinin konusu ise Oscar’lı film The King’s Speech’te de izlediğimiz kekeme kral IV.George’un ölümünden sonra Elizabeth’in tahta çıkışı ve ardından gelişen tarihi olayları kapsıyor. Dizi konusu bakımından tarihi ve tarihi yapımları sevenler için bir elmas niteliğinde. Bir belgesel tadında tabi ki değil fakat bunu beklememiz de yersiz olurdu. Özellikle bazı bölümlerin sonlarında o bölümde ele alınan herhangi bir konunun gerçekte ne zaman vuku bulduğu, sonuçları ve sonrasında neler olduğu gibi bilgiler de yer alıyor.

Dizinin başrollerini Kraliçe 2. Elizabeth rolünde Claire Foy, eşi, Edinburgh Dükü Philip rolünde Doctor Who severlerin yakından tanıdığı Matt Smith, kraliçenin kardeşi Margaret rolünde güzelliğiyle izleyeni ekranlara kilitlemeyi başaran Vanessa Kirby ve son olarak Winston Churchill rolünde ise 2 Oscar adaylığı bulunan John Lithgow var. Üstteki görselden de görebileceğiniz gibi casting çok ama çok başarılı. Karakterlerin tarihteki gerçek halleri ile inanılmaz bir benzerlik sağlanmış. Dizinin o devasa bütçesinin nerelerde kullanıldığını hakkında koymuş olduğum görsellere baktığınızda fikir edinebilirsiniz diye düşünüyorum. İzlediğinizde ise kendi gözlerinizle görürsünüz. Çünkü prodüksiyon tek kelimeyle harika. Örnek vermek gerekirse kostüm departmanı ortaya çok ince bir işçilik koymuş.

Kostümler dışında kullanılan set, dekorlar muazzam, 20.yüzyıl İngiltere’sini hissedebiliyorsunuz. İç mekan tasarımları kraliyet ailesine yakışır cinsten görkemli, dış mekan çekimlerini izlerken ise kendimi sık sık ”Oha, bu kadar insanı nasıl toplamış da bu sahneleri çekmişler” derken buldum. Özellikle Elizabeth’in siyasi nedenlerden dolayı birçok ülkeyi gezmesi gerektiğinde, buralarda çekilmiş sahneler sizin, olayın içine girmenizi kolaylaştırıyor.

Dizinin müziklerinin başında Rupert Gregson-Williams var. O da çok başarılı bir iş çıkarmış. Özellikle ”Duck Shoot” parçasını dinlemekten sıkılmadım henüz. Tema müziğini ise Rupert değil, Hans Zimmer yapmış! Kendisini övmek için ayrı yazı yazarım ben, o kadar ünlü ve sektörde her iyi işin altında adını görebileceğiniz biri. Meraklısına araştırmayı öneririm, bakarsınız sizin de sevdiğiniz bir filmin, melodisinin yaratıcısıdır.

Dizinin değinmediğim noktalarından biri ise, dizinin ne kadar akıcı olduğu, 50 dakika – 1 saatlik bir dizi için inanılmaz derecede akıcı. Kendinizi üç dört bölümü ard arda izlerken buluyorsunuz. Bu süreye sahip diziler için bende bunu başarabilen son dizi sanırım Breaking Bad idi.

Biraz daha detaylı bir şekilde konuya değinmek gerekirse, merak etmeyin dizi, siyasete en ince ayrıntısına kadar girmektense, bir kitap olarak düşünürsek, onun sadece kapağını, iç çizimlerini ve belli kesitlerini alıntılıyor. Odak noktamız daha çok 2.Elizabeth. Onun yükselişini, bir Kraliçe ve aynı zamanda bir eş, bir anne olarak yaşadığı zorlukları görüyoruz. Siyaseti bilmiyor, okula gitmemiş, herhangi bir alanda eğitim almamış, çocukluk yıllarında sadece ülkenin yasaları, İngiliz Klisesi hakkında öğretiler görmüş ve dolayısıyla olduğu noktada zorluk çekiyor.

Claire Foy sergilediği performansla hem Taç’ın (Crown) hem de rolün altından kalkmış. Hazır bir oyuncunun performansına değinmişken, oyunculuklardan bahsedeyim. Dizi diğer çoğu alanda olduğu gibi oyunculuklar konusunda da sizi etkiliyor. Hatta yeri geliyor tüyleriniz diken diken bir şekilde ekrana bakarken buluyorsunuz kendinizi. Başta dizinin castını saymıştım. Tekrar saymama ya da tek tek değinmeme gerek yok zira hepsi iyi derecesinde performanslar sergiliyorlar ancak 2 kişi oldukça ön plana çıkıyor. Biri zaten ana karakterimize hayat veren Claire Foy. İlk sezonu bitirdiğinizde, bir kez daha ilk bölümü izleyip, daha sonra son bölüme bir göz atmanızı istiyorum. Karakterin yaşadığı değişimi nokta atışı diyebileceğimiz şekilde, eksiksiz gösteriyor. Diğer kişi ise Winston Churchill rolündeki John Lithgow. Dönem veya karakterler hakkında herhangi bir belgeseli ya da Youtube’dan birkaç videoyu izlerseniz görürsünüz. John Lithgow’un kullandığı beden dili, yürüyüşü, mimikleri, sanki gerçekten O’ymuş gibi hissettiriyor. Zaten her iki oyuncu da rolleri ile oyunculuk dallarındaki adaylıklara sahip. Claire Foy, ”En iyi kadın oyuncu” dalında, John Lithgow ise ”En iyi yardımcı erkek oyuncu” dalında aday. Yazı boyunca amma övdün, hiç mi kötü, olumsuz etken, faktör yok diye düşünmüş olabilirsiniz. Ama inanın yoklar. Dizinin Emmy ödüllerinde tam 11 adaylığı var.

Bu adaylıkların en önemlilerinden bazıları:

  • En İyi Drama Dizisi
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yönetmenlik
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Casting
  • En İyi Müzik Kompozisyonu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Senaryo

Dizi Golden Globe (Altın Küre) ödül töreninde ise En Drama Dizisi ve Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini evine götürdü. Sırada Emmy ödülleri var. Ben yapımın törenden en az birkaç ödül ile ayrılmasını istiyorum ve ümit ediyorum.

Diziyi hala izlememişseniz inanın bu yılın en iyi dizilerinden birini kaçırıyorsunuz. The Crown, çok kaliteli bir yapım ve her ayrıntısını incelemeniz, hayranlıkla döneme tanıklık etmeniz için sizleri bekliyor.

 

Okumaya Devam Et

Facebook

Bombalamasyon

Genel5 gün ago

Bir Stephen King Uyarlaması: “IT” Film İncelemesi

Kaliteli filmlerin ülkemize geç gelişinden ya da hiç gelmeyişinden muzdaribiz. Geç gelmeyenler ise popüler filmler oluyor. Yani sinemada Imax kalitesiyle,...

Bomba1 hafta ago

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider,...

Bomba1 hafta ago

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol...

Bomba1 hafta ago

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en...

Bomba3 hafta ago

Jeneriği ile Akıllara Kazınmış 15+2 Efsane Televizyon Dizisi!

Bir dizinin en önemli öğesi jeneriğidir. Bu cümlemi direkt kıran bir dizi var Ray Donovan. Jenerik kullanmıyor. Sert bir mizacı...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones: Kitaplarda Hala Hayatta Olan Karakterler!

George R.R. Martin acımadan karakter öldüren bir yazar olabilir fakat öyle karakterler var ki dizi yapımcıları öldürse de sevimli yazarımız...

Bomba3 hafta ago

Inhumans Imax İncelemesi, İlk İzlenim

İlk önce film olması planlanan, daha sonra diziye evrilen Inhumans’ın ilk 2 bölümü Imax sinemalarda gösterime girdi. Amerika’da ABC kanalının...

Bomba4 hafta ago

Beyaz Perde’de Boy Göstermiş Can Alıcı 11 Kadın!

Daha önce en efsane kötü karakterler videosu ile karşınıza çıkmıştık. Şimdi ise iyisiyle, kötüsüyle, çılgınıyla, tatlısıyla, kurbanlık koyun gibi insan...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones’u Neden Bu Kadar Çok Seviyoruz? Nedir bu Game of Thrones Manyaklığı?

Manyak, kelimesi burada kötü anlama gelmemektedir. Ülkemizde tatlı kişilere manyak tepkisini veririz. Ve bu ülke, kalıbımı basarım ki Game of...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones 7.Sezon Finali “The Dragon and the Wolf” İncelemesi ve Akılda Kalanlar

“Karlar yağdığında ve ak rüzgarlar estiğinde yalnız kurt ölür ama sürü yaşamayı sürdürür.” SPOILER Dizinin asıl müziği en hafif halinde...

Bomba