Connect with us

Bomba

VIKINGS 4.Sezon Finali “THE RECKONING” İncelemesi

Yayınlandı

on

“Dinle ve öğren. En yüksektekini de , en alçaktakini de dinle. Prens’ten de çobandan da ders al. Unutma, Hristiyanların en büyük erdemi alçak gönüllülüktür.” 

Linus Roache‘dan ders niteliğinde bir oyunculuk performansı izledik. Üç sezon Krallar Kralı olarak King Ecbert‘i canlandırdı. Ragnar ile Ecbert’i izlemek bizim için şerefti. Ortak dostları Athelstan’dan sonra Ragnar’ın da gidişi, Ecbert’i yaşama tutunma ihtiyacını ortadan kaldırdı. İki dost , iki ezeli düşman. Ragnar’ın intikam senaryosunu izledik. Şimdi sıra Ecbert’in intikamında. Harika bir sezon finaliydi. Kardeşlerin ilk savaşı, karakterlerin gelişimi, savaş sahneleri, beklentileri karşılayışı… 4. sezonda da çizgisini bozmayarak ilerlemesi, 5. sezon konusunda güven aşıladı. Fazla uzatmadan SPOILER dolu incelememe geçiyorum.

Historys-Vikings-Season-4-Part-2-finale-Episode-20-The-Reckoning-King-Ecbert-670x344

The Great Army. Ragnar’ın intikamını almak için toplanmış, kuzeyli ordusu. Kıyıya çıkışından itibaren önünde hiçbir güç duramadı. King Aelle on saniye dayanamazken, Wessex bir on beş dakika kadar dayandı. Çok başarılı bir savaş sahnesi izledik. Kardeşlerin ve Aethelwulf’un cesurca mücadelesini gördük. Spartacus edasıyla Björn, İngiltere’nin tek umudu Aethelwulf. Elbette bir tarafın zaferiyle sonuçlanacak. Ivar the Boneless’ın stratejisiyle bozguna uğrayan Aethelwulf, geri çekilmek zorunda kalır. Çamura ve kana bulanan komutanın savaşı izlediği sahne muazzamdı. İnsan bu nefret karşısında ne yapabilir!

Yakıp yıkmasıyla ünlü Vikingler, kutsal sayılan her şeyi yok ederek başlar. Kalede herhangi bir direnişle karşılaşmamaları Björn’ü tedirgin eder. Tatmin olmamak mı diyelim ne diyelim? Deneyimsiz kardeşlerin zafer çığlıklarına katılmaması, Björn’ün farkını ortaya koydu. Her zaman da bunu görmeliyiz. Ragnar’ın varisi Björn olmalı. Biz bunları düşünürken Ecbert planını yapmıştı bile. Krallık haklarından feragat edip, oğluna devredecekti. Ragnar’ın planından çok da farklı diyemeyiz. Zeka ve kurnazlık. Ölümün intikam doğurması, sahte güven ve güçlenip geri gelmek. Bu planın yanı sıra başta da belirttiğim gibi King Ecbert’e hayran kaldım. Linus, harika bir oyunculuk sergiledi. Önünde eğilmek gerek.

v4_20_03092016_jh_26208

Bildiğiniz üzere geçen incelemem de Sigurd’un ölümünü söylemiştim. Bunun dramatik bir sahne olması gerekirdi. Olabilirdi de. Ama Floki… Dizinin dram müziği, Helga’nın ölümünü sırtladı. Asla iletişim kuramayacağı bir kızı, evladı yerine koymaya çalışan Helga, Valhalla’ya yelken açtı. Kızı suçlayabilir miyiz? Bir sevgi görüyor olabilir. Ama ülkesi yakıp yıkıldı, kimseyle konuşamıyor. Nasıl hala yaşamak istesin ki? Böyle biteceği belli de olsa Floki bizi bitirdi. Bu durumda da Michael Hirst, Viking kültürünü işlemeyi unutmadı. Bir tarak, altın bir bilezik, kolye , demir bıçak ve bir taş. Odin’in oğlunun ölümüyle bağdaşan bu mezar kültürü, maddelerin bile gözyaşı dökmesini simgelemekte. Dinine bağlı olan Floki, artık dünyaya bağlı değil. Björn ile vedalaştığı (ben öyle düşünüyorum) sahne bizi bitirdi. “Helga ile ben de öldüm. Bir parçam kızım Angboda ile yok oldu, bir diğer parçam Ragnar ile. Floki’den geriye kalan son parça da sevgili Helgam ile birlikte öldü. Artık bir hiçim.” Floki’yi böyle görmek içler acısıydı. Mevlana’nın “Öldüm der yine de yaşarsın” sözü Floki’nin durumunu tarif edebilir. Helga için gözyaşı döken Björn, Torvi’den habersiz. Ve bu konu diğer sezona kaldı. Sabırsızlandığım bir sahneydi.

vikings-season-2-floki-wedding-twitter

Old King Ecbert, planını gerçekleştirdi. Geçersiz bir tapuyu kardeşlere bıraktı. Aethelwulf zaman kazandı. Kan Kartalı ölümünden kurtuldu. Son kez hayatı film şeridi gibi gözünün önünden geçti. Onunla ilk tanıştığımız yerde ölmeyi seçti. Lagertha’yı Athelstan’ı Ragnar’ı misafir ettiği banyosunda. Rest in Peace.

İngiltere’den toprak alma planına herkes katılsa da amaçlar bir değil. Björn hala Akdeniz’e hükmetmek istiyor. Babasının intikamını almış, hatta Ragnar’ın hayalini gerçekleştirebilecek bir anlaşma bile yapmıştı. Artık yoluna gitmekte özgür. Halfdan the Black, Björn ile Akdeniz’e gitmeyi seçer. King Harald ise Ivar the Boneless ile İngiltere’de kalmayı seçer. İki kardeşin ayrılığını görüyoruz. Ama veda sahnesi de diğer sezona kaldı. Kim hayal edebilirdi onların ayrılabileceğini? Bu ayrılık iki kardeşin ve Vikinglerin gücünü bölecektir. Spartacus dizisinde görmüştük en son bu durumu. Crixus ile Spartacus ayrılmıştı ve ikisi de amacına ulaşamamıştı. Aynı sonucun burda da olması şaşırtıcı olmaz. Çünkü bu tehlikeyi sezen Sigurd oldu. Ayrılmamayı, birlikte kalmayı savunan Sigurd, sivri dilinin kurbanı oldu. Daha önce de Ivar, Sigurd’u öldürmeye teşebbüs etmişti. Bu yüzden daha dikkatli olunmalıydı. Yılan gözlü lanetli çocuk, büyük bir tehlikeydi. Sakat olması, hep örselenmesine neden oldu ancak sebep olacağı yıkımlar o kadar küçük olmayacak. Soğukkanlılıkla kardeşini öldüren Ivar, artık yalnız ilerleyecektir. Hiçbir kardeşinden destek görebileceğini zannetmiyorum. Onu izleyenlerle birlikte İngiltere macerası diğer sezonda başlayacak.

Historys-Vikings-Season-4-Part-2-finale-Episode-20-The-Reckoning-Ragnars-sons-look-around-resize-670x447

Ve gelelim soru işaretlerinizi yok etmeye. Son sahne fazla gizemliydi. Kocaları gömüp, kadınlarını beceren, Bishop Heahmund aslında kim? Aethelwulf’un yanı sıra İngiltere’yi savunacak liderdir kendileri. Marton Savaşı’nda Ivar the Boneless ile karşı karşıya gelecektir. Heahmund’u Jonathan Rhys Meyers’in canlandırması beni sevindirdi. Sevdiğim bir aktördür. Dracula dizisi pek tutmamıştı. Burda da iyi bir iş çıkaracağından eminim. Ve son sahnede gördüğümüz kılıç. Tapınak Şovalyeleri’ne ait olduğu rivayet ediliyor. ANANIZAPATA. Kılıcın üzerindeki yazı. Tarihten gerçek bir karakter olan Heahmund, dinine bağlılığıla bilinen, karizmatik bir savaşçıdır. Gelecek sezon Tapınakçılarla ilgili bir şeyler görebiliriz. Bu arada yazının anlamı şudur: “Cursed be the devil by the baptism of John.”  Yuhanna vaftiziyle lanetlenen şeytan, anlamına gelmektedir.  Bu John, Yuhanna olarak geçer, bizde de Hz. Yahya’dır. Hz. İsa’nın akrabası olduğu kabul edilir. Kılıçtaki mücevher de bağlantılıdır. Middleham mücevheri olarak bilinen safir taştır. Gelecek sezon baş düşman olarak göreceğiz. Kardeşlerin anlaşmazlıklarıyla doğan ayrılıklara da şahit olacağız. Yıl olarak da Ceaser’ın ölümünden sonraki Roma’ya denk gelecektir. Björn ile bu tarihe dokunabiliriz. Seneye görüşmek dileğiyle. Sağlıcakla kalın.

ananiz03

Bomba

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Yayınlandı

on

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider, oyuncak için ise o zamanlar evrenin sonsuzluğu gibi gelecek büyüklükte olan Toys ‘R’ Us’a doğru yola çıkardık. Space Jam oyuncakları, boyama kitaplarını, figürleri hala hatırlıyorum. Öyle güzeldi. Ancak Amerikan basınına göre oyuncak sektörünün eski büyük lideri, yeni nesil Amazon vb. sitelerle baş edemeyerek 1 hafta sonra iflasını açıklayacak.

Reuters ve Wall Street Journal iflas haberini ilk alanlar oldu. Raporlarına göre, oyuncak perakendecisi birkaç hafta içinde iflas başvurusunda bulunmak zorunda kalacağını açıklamışlar. Markanın ABD’deki 1,600 artı mağazasında yaklaşık 5 milyar dolar borcu olduğu söyleniyor.

Toys ‘R’ Us’ın da tarihin tozlu raflarında kaybolduğu bir hayata hazır mıyız geekler? Ben değilim. 

Okumaya Devam Et

Bomba

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Yayınlandı

on

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol sayıda ilk kez Ben Urich’in anlatımıyla yapmadık açılışı. Onun yerine giriş sayfalarımızı Frank Castle, Punisher, suç ile ilgili görüşleri ile kapladı. Karakterin güzel bir özetiydi bu konuşması aslına bakarsanız. Kısaca kahramanların sağlamaya çalıştığı adaletin hiçbir zaman işe yaramamasından dem vurdu.

5. Sayıya bir giriş yaparsak,  ilk hikaye arkı 4. sayı ile bitmiş sanmıştım. Hem bitmiş gibi göründüğünden, hem de artık bitsin istememden olsun gerek. Görünen o ki Diamondback’in bir de kaçış planı varmış. Sayı beli kırılmış Iron Fist’in Night Nurse’ün mekanında uyanması akabinde artık bir teşekkür amaçlı binayı satın almasıyla açıldı. Buralardaki konuşmalar sayının geneli gibi çok güzel yazılmıştı, özellikle Danny’nin ”Vücudum bir tapınak” tarzı sözleri karakterin olması gerektiği halini iyi yansıttı. İsterdik ki dizide de bu yönü biraz daha ön plana çıksın. Punisher ile aynı polis aracında taşınan Diamondback çenesi ile Punisher’ı yormaya, hatta irrite etmeye çalışıyor. Ona ölen karısından dahi bahsediyor ve başarıyor da. Bu sırada ekibi ise 4 kişi bir çatıda görüyoruz tek kelime ile harika panellerdi. Marquez’in çizimleri yine harika, yine harika.  Ekibin burada gelecek hamlelerini planlamalarını ve birlikte hareket etmelerini okumak şahaneydi. Özellikle Danny’nin Matt’e;

“Çok fazla boks referansı kullanıyorsun, ünlü bir boksör falan mısın?”

sorusu güldürdü cidden. Sayının son anlarına doğru bir ikili diyalog da yine Danny-Matt ikilisinden geliyor. Danny’nin Matt’e neden maske taktığını sorduğunda geçen konuşmalar da çok iyi yazılmıştı. Evet yıllardır süper kahraman filmlerinde, dizilerinde izlediğimiz, gördüğümüz nedenlerden çok da farklı bir şey sunmadı bu diyalog belki ama Anad dönemi başladığından beri kimliğini koruyan Daredevil ve onun Danny ile ilişkisi için önemli bir gelişim noktası oluşturur cinstendi.

Sayının finali ise şok eden cinstendi Black Cat evine gidiyor ve onu bekleyen Diamondback ile karşılaşıyor. Kısa bir ikili konuşmanın ardından Diamondback Cat’e kurşunları yağdırıyor. Kedi bu sefer dört ayak üzerine düşer mi bilinmez. Matt’in silah seslerini duyması ile sayı perdesini kapıyor. Dediğim gibi, sayıda aksiyon belki azdı, ama okuması zevk veren unsurlarda ilk sırada bile gelmez aksiyon benim için. Özellikle bir ekip serisinde ekibin dinamikleridir önemli olan. Hala okumuyorsanız, okumadıysanız, Bendis’in kaleminden çıkan harika diyalogları, etkileşimleri ve Marquez’in ortaya döktüğü sanatı kaçırıyorsunuz. Şimdilik benim Defenders #5 için söyleyeceklerim bu kadar.

Gelecek sayı ve sayılarda görüşmek üzere!

Okumaya Devam Et

Bomba

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Yayınlandı

on

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en iyi dizi adaylarından birini yazabilecek olsam hangisini yazardım diye sordum. Verdiğim cevap için ise düşünmem gerekmedi! Peter Morgan tarafından yaratılan The Crown kuşkusuz bu yıl televizyonlarda – aslında bir Netflix yapımı – çıkan en iyi eserlerden biri. Netflix’in en pahalı işlerinden biri olan bu yapımın tahmini bütçesi tam 156 milyon dolar. Dizinin konusu ise Oscar’lı film The King’s Speech’te de izlediğimiz kekeme kral IV.George’un ölümünden sonra Elizabeth’in tahta çıkışı ve ardından gelişen tarihi olayları kapsıyor. Dizi konusu bakımından tarihi ve tarihi yapımları sevenler için bir elmas niteliğinde. Bir belgesel tadında tabi ki değil fakat bunu beklememiz de yersiz olurdu. Özellikle bazı bölümlerin sonlarında o bölümde ele alınan herhangi bir konunun gerçekte ne zaman vuku bulduğu, sonuçları ve sonrasında neler olduğu gibi bilgiler de yer alıyor.

Dizinin başrollerini Kraliçe 2. Elizabeth rolünde Claire Foy, eşi, Edinburgh Dükü Philip rolünde Doctor Who severlerin yakından tanıdığı Matt Smith, kraliçenin kardeşi Margaret rolünde güzelliğiyle izleyeni ekranlara kilitlemeyi başaran Vanessa Kirby ve son olarak Winston Churchill rolünde ise 2 Oscar adaylığı bulunan John Lithgow var. Üstteki görselden de görebileceğiniz gibi casting çok ama çok başarılı. Karakterlerin tarihteki gerçek halleri ile inanılmaz bir benzerlik sağlanmış. Dizinin o devasa bütçesinin nerelerde kullanıldığını hakkında koymuş olduğum görsellere baktığınızda fikir edinebilirsiniz diye düşünüyorum. İzlediğinizde ise kendi gözlerinizle görürsünüz. Çünkü prodüksiyon tek kelimeyle harika. Örnek vermek gerekirse kostüm departmanı ortaya çok ince bir işçilik koymuş.

Kostümler dışında kullanılan set, dekorlar muazzam, 20.yüzyıl İngiltere’sini hissedebiliyorsunuz. İç mekan tasarımları kraliyet ailesine yakışır cinsten görkemli, dış mekan çekimlerini izlerken ise kendimi sık sık ”Oha, bu kadar insanı nasıl toplamış da bu sahneleri çekmişler” derken buldum. Özellikle Elizabeth’in siyasi nedenlerden dolayı birçok ülkeyi gezmesi gerektiğinde, buralarda çekilmiş sahneler sizin, olayın içine girmenizi kolaylaştırıyor.

Dizinin müziklerinin başında Rupert Gregson-Williams var. O da çok başarılı bir iş çıkarmış. Özellikle ”Duck Shoot” parçasını dinlemekten sıkılmadım henüz. Tema müziğini ise Rupert değil, Hans Zimmer yapmış! Kendisini övmek için ayrı yazı yazarım ben, o kadar ünlü ve sektörde her iyi işin altında adını görebileceğiniz biri. Meraklısına araştırmayı öneririm, bakarsınız sizin de sevdiğiniz bir filmin, melodisinin yaratıcısıdır.

Dizinin değinmediğim noktalarından biri ise, dizinin ne kadar akıcı olduğu, 50 dakika – 1 saatlik bir dizi için inanılmaz derecede akıcı. Kendinizi üç dört bölümü ard arda izlerken buluyorsunuz. Bu süreye sahip diziler için bende bunu başarabilen son dizi sanırım Breaking Bad idi.

Biraz daha detaylı bir şekilde konuya değinmek gerekirse, merak etmeyin dizi, siyasete en ince ayrıntısına kadar girmektense, bir kitap olarak düşünürsek, onun sadece kapağını, iç çizimlerini ve belli kesitlerini alıntılıyor. Odak noktamız daha çok 2.Elizabeth. Onun yükselişini, bir Kraliçe ve aynı zamanda bir eş, bir anne olarak yaşadığı zorlukları görüyoruz. Siyaseti bilmiyor, okula gitmemiş, herhangi bir alanda eğitim almamış, çocukluk yıllarında sadece ülkenin yasaları, İngiliz Klisesi hakkında öğretiler görmüş ve dolayısıyla olduğu noktada zorluk çekiyor.

Claire Foy sergilediği performansla hem Taç’ın (Crown) hem de rolün altından kalkmış. Hazır bir oyuncunun performansına değinmişken, oyunculuklardan bahsedeyim. Dizi diğer çoğu alanda olduğu gibi oyunculuklar konusunda da sizi etkiliyor. Hatta yeri geliyor tüyleriniz diken diken bir şekilde ekrana bakarken buluyorsunuz kendinizi. Başta dizinin castını saymıştım. Tekrar saymama ya da tek tek değinmeme gerek yok zira hepsi iyi derecesinde performanslar sergiliyorlar ancak 2 kişi oldukça ön plana çıkıyor. Biri zaten ana karakterimize hayat veren Claire Foy. İlk sezonu bitirdiğinizde, bir kez daha ilk bölümü izleyip, daha sonra son bölüme bir göz atmanızı istiyorum. Karakterin yaşadığı değişimi nokta atışı diyebileceğimiz şekilde, eksiksiz gösteriyor. Diğer kişi ise Winston Churchill rolündeki John Lithgow. Dönem veya karakterler hakkında herhangi bir belgeseli ya da Youtube’dan birkaç videoyu izlerseniz görürsünüz. John Lithgow’un kullandığı beden dili, yürüyüşü, mimikleri, sanki gerçekten O’ymuş gibi hissettiriyor. Zaten her iki oyuncu da rolleri ile oyunculuk dallarındaki adaylıklara sahip. Claire Foy, ”En iyi kadın oyuncu” dalında, John Lithgow ise ”En iyi yardımcı erkek oyuncu” dalında aday. Yazı boyunca amma övdün, hiç mi kötü, olumsuz etken, faktör yok diye düşünmüş olabilirsiniz. Ama inanın yoklar. Dizinin Emmy ödüllerinde tam 11 adaylığı var.

Bu adaylıkların en önemlilerinden bazıları:

  • En İyi Drama Dizisi
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yönetmenlik
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Casting
  • En İyi Müzik Kompozisyonu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Senaryo

Dizi Golden Globe (Altın Küre) ödül töreninde ise En Drama Dizisi ve Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini evine götürdü. Sırada Emmy ödülleri var. Ben yapımın törenden en az birkaç ödül ile ayrılmasını istiyorum ve ümit ediyorum.

Diziyi hala izlememişseniz inanın bu yılın en iyi dizilerinden birini kaçırıyorsunuz. The Crown, çok kaliteli bir yapım ve her ayrıntısını incelemeniz, hayranlıkla döneme tanıklık etmeniz için sizleri bekliyor.

 

Okumaya Devam Et

Facebook

Bombalamasyon

Genel5 gün ago

Bir Stephen King Uyarlaması: “IT” Film İncelemesi

Kaliteli filmlerin ülkemize geç gelişinden ya da hiç gelmeyişinden muzdaribiz. Geç gelmeyenler ise popüler filmler oluyor. Yani sinemada Imax kalitesiyle,...

Bomba1 hafta ago

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider,...

Bomba1 hafta ago

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol...

Bomba1 hafta ago

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en...

Bomba3 hafta ago

Jeneriği ile Akıllara Kazınmış 15+2 Efsane Televizyon Dizisi!

Bir dizinin en önemli öğesi jeneriğidir. Bu cümlemi direkt kıran bir dizi var Ray Donovan. Jenerik kullanmıyor. Sert bir mizacı...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones: Kitaplarda Hala Hayatta Olan Karakterler!

George R.R. Martin acımadan karakter öldüren bir yazar olabilir fakat öyle karakterler var ki dizi yapımcıları öldürse de sevimli yazarımız...

Bomba3 hafta ago

Inhumans Imax İncelemesi, İlk İzlenim

İlk önce film olması planlanan, daha sonra diziye evrilen Inhumans’ın ilk 2 bölümü Imax sinemalarda gösterime girdi. Amerika’da ABC kanalının...

Bomba4 hafta ago

Beyaz Perde’de Boy Göstermiş Can Alıcı 11 Kadın!

Daha önce en efsane kötü karakterler videosu ile karşınıza çıkmıştık. Şimdi ise iyisiyle, kötüsüyle, çılgınıyla, tatlısıyla, kurbanlık koyun gibi insan...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones’u Neden Bu Kadar Çok Seviyoruz? Nedir bu Game of Thrones Manyaklığı?

Manyak, kelimesi burada kötü anlama gelmemektedir. Ülkemizde tatlı kişilere manyak tepkisini veririz. Ve bu ülke, kalıbımı basarım ki Game of...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones 7.Sezon Finali “The Dragon and the Wolf” İncelemesi ve Akılda Kalanlar

“Karlar yağdığında ve ak rüzgarlar estiğinde yalnız kurt ölür ama sürü yaşamayı sürdürür.” SPOILER Dizinin asıl müziği en hafif halinde...

Bomba