Connect with us

Bomba

VIKINGS 4×17 “THE GREAT ARMY” İncelemesi

Yayınlandı

on

Son üç bölüm…

Geçtiğimiz tüm sezonlarda Ragnar hep doğru bildiği yolu izledi. İhanetlere, zorluklara göğüs gerdi. En dipten zirveye! Ancak çöküşünün Rollo’nun ihaneti hazırladı. Başlarda bunla baş edemediğini gördük. Kimse güvenmiyor, yolundan gitmiyordu. Halkına ve dinine ihanet ettiği düşünülüyordu. Herkes İngiltere’den intikam almayı isterdi ancak Ragnar bunu zamanında gizlemeseydi. Artık bu durumdan geriye dönüş yoktu. İntikam planı, yapabileceği son plandı. Taze bir amaç. Herkesi tek amaçta toplayabileceği bir durum. Kendisinin ölümü. Tek başına alamayacağı intikamı, The Great Army’nin oluşturulması ile alacak. Bu durağan geçen bölümde ise Ragnar’ın planı tıkır tıkır işliyor. SPOILER içeren yazı, başlıyor.

Crossings bölümünden sonra, gerçekten durağan olarak kalıyor The Great Army. Endülüs yağmalanmış, Björn’ün yolu açık. Ivar, annesinin intikamını almak istiyor. Hatta bu konuda gözü kara. Annesine laf eden herhangi birinin kafasını kesebilecek kadar. Buna kardeşi Sigurd dahil. Anneleri tarafından eşit sevgi gösterilmeyen kardeşler, Ivar kadar intikam dolu değiller. Ancak kendi evlerinin işgali, yapayalnız kalmaları, üç kardeşi birbirine kenetlemeye yetiyor. Kattegat’ı savunmayı amaç edinen Lagertha bu durumdan kaçacak gibi görünmüyor. Kaderinde oğullarından biri tarafından öldürülmek var ve buna boyun eğecek gibi. Tanrı ve kader inancı yüksek olan Kuzeyliler gibi Lagertha da ölümden korkmuyor. Ancak ticaretin merkezlerinden biri haline gelen Kattegat’ı son nefesine kadar savunmayı planlıyor. Herkes bu konuda elinden geleni yapmakta ancak Odin’in yaydığı haberin etkileri kendisini göstermeye başlıyor.

Historys-Vikings-Season-4-Part-2-Episode-17-The-Great-Army-Ivar-the-Boneless-looks-on-670x447

King Aelle, Ragnar’ı öldürdükten sonra olacakları tahmin edebiliyor. Güvenliği artıracak. Ve kardeşler de bu durumun farkındadır. Üçü birleşse bile Ragnar’ın gençliği etmeyecektir. Odin’in Björn’ü de çağırdığından eminler. Tek gereken birleşme çağrısıdır. Civara yapılan bu çağrı ciddi sonuç vermiştir. Earl’ler King’ler Kattegat’a teşrif etmiştir. Fransa yenilgisini gölgede bırakan Ragnar’ın ölümü, hepsini intikam yolunda ölmeye ateşlemiştir.

Sherlock dizisinde Moriarty’nin öldükten sonra bir şeyler yapmasını düşünürüz. Testere filminde Jigsaw öldükten sonra planlarına devam etmiş, mesajlarını vermiştir. Vikings adlı tarih dizisinde de böyle bir kurguya şahit olmak muazzam bir duygu. Çünkü film dünyasında başrol harcamak kolay değildir. Game of Thrones bu özelliğiyle zirveyi yakaladı ve bırakmaya hiç niyeti yok. Bu dizide de duyduğumuz bir yankıydı; Ragnar ölürse dizi biter. Ragnar’ın ölümü nasıl Vikinglerin fetihlerini durdurmadıysa diziyi de bitirmedi. Ragnar’daki asaleti Björn’de görmeye başladım şahsen. Bölümlerde gözlerim Björn’ü arıyor. Başrolün değiştiği kabullendim ve genç yetenek Alexander Ludwig’e ısındım diyebilirim. Gerçekten harika rol kesiyor ve Björn rolüyle Ragnar’ın yolundan ilerliyor. Ne yazık ki fethetme özelliğinin yanında aldatma özelliği de gelmiş. Bölümün sonunda Astrid ile Björn’ü görüyoruz. Torvi’ye ihanet ediyor tıpkı Ragnar’ın Lagertha’ya yaptığı gibi. Bu duruma hep karşı olacağım. İnsan hırslarını, sevdikleriyle dizginleyebilir. Arzuları konusunda bile hırslı davranırsa, ölü bir kalp, eksik bir karakter sahibi olarak kalacaktır. Björn’ün bu yolda kaybolmasını hiç istemem. Üç yavrucağın yanında masadan öfkeyle kalkıp gitmesini yakıştıramadım. Tıpkı babaannem gibiyim, o da karakterleri böyle eleştirirdi, üzgünüm. Bu arada Helga karakteri beni acayip etkilemeye başladı. Çocuğunu kaybettikten sonra delilikten yana Floki’den bir eksiği kalmadı. Yaşıt bir müslüman çocuğu evlat edindi. Dil bilmeden yol bilmeden bu ilişki nasıl ilerleyecek göreceğiz.

Historys-Vikings-Season-4-Part-2-Episode-18-Revenge-Great-Heathen-Army-Bjorn-and-Ubbe

Ragnar’ın intikamı için yurduna dönen Björn, yolda Rollo’yu Fransa’ya bırakır. Yeniden Viking gibi hissetse de yaptıklarının affı zordur. Ne Björn ne Floki ne de Kuzeyliler onu affedecektir. Ancak halkını Fransa’da yaşamaya davet eder. Fransız halkının bunu reddedeceği açık ve sariftir. Yine de bu teklifi yapar. Sanırım Ragnar’ın fethetme planını farklı bir şekilde gerçekleştirdi Rollo. Yakıp yıkarak almak istenen Fransa’yı, Rollo savunarak ve tanıyarak fethetmiştir. Güçlü bir statü elde etmiş ve askeri açıdan da güçlenmiştir. İlerleyen bölümlerde Rollo’nun yolunu izleyeceğiz. Björn’e tekrar katılabilir ya da kendi amaçları uğruna adını tek başına duyurabilir. İhanetinden dolayı artık sevmesek de başarısı göz ardı edilebilecek bir durum değil.

Ailesini uyarmak için gelen Judith, beklenen tepkiyi alacaktır. Sanırım Kuzeylilere karşı savunmayı bir bütün olarak yapmak isteyen Judith, King Ecbert ile babası King Aelle’nin anlaşmasını ister. Tabi kocası Aethelwulf yerine King Ecbert ile birliktelik yaşayan Judith, bu birleşmeyi imkansız kılan öğedir. Gayet çirkin görünen bu ilişki yüzünden, Kral’ın kararı katı ve kesindir. Annesinin de koyu katolik olduğunu düşünürsek alacağı destek sadece kız kardeşindendir. Onun da duruma etki edebileceğini sanmıyorum. Cehenneme gideceği söylenen Judith, hiç değilse yaşadıklarımın tadını çıkarırım gibi sert bir cevap verir. Kadınların özgürlüğünü de alttan verirler ve katı muhafakar görüşe karşı durduğunu da gösterir. Kardeşine de okumayı öğren diyerek sosyal mesajını verir. Ve anlaşma çıkmaza girer. King Ecbert de bu sırada Alfred’e harika bir ders verir. Oğluna göstermediği ilgiyi Athelstan’ın oğluna gösteriyordur. Ölene kadar bu çocuğu, büyük bir kral olması için hazırlayacaktır.

Plan hazırdır. Ragnar’a rağmen intikam yerine Kattegat’ı korumayı seçen Lagertha’nın ölüm planı tıkır tıkır işliyordur. Kutlama paravan olarak kullanılır. Ivar ve Ubbe, Lagertha’nın sonunu hazırlamıştır. Evet, harika oyunculuklara sahne olan bu bölüm, sona yaklaşır. Uzun zamandır nasıl ölecek nasıl ölecek diye düşündüğümüz Lagertha’nın ölümü, Björn’ün Polat Alemdar girişiyle engellenir. Aslında bu giriş Ivar’ı çok etkilemedi bence. Björn’ü de Lagertha’yı da üst üste koyup yakabilecek bir öfkeye sahip olduğu açık. Ancak çevrede Björn’ü karşısına alabilecek başka kimse yoktur. Lagertha’nın intikamını aldığına sevinen Björn, şimdi de babasının intikamını almak için yüce amacına ara vermek zorunda kalmıştır.

Historys-Vikings-Season-4-Part-2-Episode-17-The-Great-Army-Egil-in-Kattegat-resize-670x346

King Harald, Lagertha’yı öldürecekler listesinde yükseliyor. Kattegat’a savunma hattı oluştursalar bile, Harald içeridedir. Zayıf bir nokta kollamakta ve zamanını beklemektedir. Egil adlı yeni bir psikopat da bu plana dahil olmuştur. Ragnar’ın intikamı sırasına geride kalmayı seçerlerse, Kattegat tehlikede demektir. Kardeşler, Earl’ler, Krallar intikam için The Great Army’yi oluşturmuştur. Çoğu birbirine düşmandır. Bu öfkeye ara verip, İngiltere’nin üzerine yağacaklar. Bölümün en güzel sahnesi Floki ve Ivar’ın dostluğudur. Ragnar’ı yine özletiyorlar sanırım. Floki ve Ragnar dostluğuyla başlayan dizi Ivar ile devam edecek. Floki’nin gemi dışındaki savaş arabası icadı, muazzamdır. Ivar the Boneless gücüne güç katmaktadır. Müslüman kız dahil Ivar’dan herkes korkuyordur ve korkmaya devam edecektir. Alex Høgh Andersen muhteşem bir oyuncu. Kast seçimi kusursuz, Ivar’ı hissettiriyor bizlere. Şahsen gözlerinden korkuyorum.

Historys-Vikings-Season-4-Part-2-Episode-17-The-Great-Army-Floki-and-Ivar-the-Boneless-resize-2-670x447

Haftaya mükemmel bir bölüm bizi bekliyor. The Great Army, İngiltere’ye yola çıkıyor. Şimdilerde dünyaya hükmeden İngiltere, Ragnar’ın ölümünün cezasını çekecek. Haftaya görüşmek dileğiyle, sağlıcakla kalın. Gelecek bölüm fragmanı aşağıdadır.

Bomba

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Yayınlandı

on

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider, oyuncak için ise o zamanlar evrenin sonsuzluğu gibi gelecek büyüklükte olan Toys ‘R’ Us’a doğru yola çıkardık. Space Jam oyuncakları, boyama kitaplarını, figürleri hala hatırlıyorum. Öyle güzeldi. Ancak Amerikan basınına göre oyuncak sektörünün eski büyük lideri, yeni nesil Amazon vb. sitelerle baş edemeyerek 1 hafta sonra iflasını açıklayacak.

Reuters ve Wall Street Journal iflas haberini ilk alanlar oldu. Raporlarına göre, oyuncak perakendecisi birkaç hafta içinde iflas başvurusunda bulunmak zorunda kalacağını açıklamışlar. Markanın ABD’deki 1,600 artı mağazasında yaklaşık 5 milyar dolar borcu olduğu söyleniyor.

Toys ‘R’ Us’ın da tarihin tozlu raflarında kaybolduğu bir hayata hazır mıyız geekler? Ben değilim. 

Okumaya Devam Et

Bomba

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Yayınlandı

on

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol sayıda ilk kez Ben Urich’in anlatımıyla yapmadık açılışı. Onun yerine giriş sayfalarımızı Frank Castle, Punisher, suç ile ilgili görüşleri ile kapladı. Karakterin güzel bir özetiydi bu konuşması aslına bakarsanız. Kısaca kahramanların sağlamaya çalıştığı adaletin hiçbir zaman işe yaramamasından dem vurdu.

5. Sayıya bir giriş yaparsak,  ilk hikaye arkı 4. sayı ile bitmiş sanmıştım. Hem bitmiş gibi göründüğünden, hem de artık bitsin istememden olsun gerek. Görünen o ki Diamondback’in bir de kaçış planı varmış. Sayı beli kırılmış Iron Fist’in Night Nurse’ün mekanında uyanması akabinde artık bir teşekkür amaçlı binayı satın almasıyla açıldı. Buralardaki konuşmalar sayının geneli gibi çok güzel yazılmıştı, özellikle Danny’nin ”Vücudum bir tapınak” tarzı sözleri karakterin olması gerektiği halini iyi yansıttı. İsterdik ki dizide de bu yönü biraz daha ön plana çıksın. Punisher ile aynı polis aracında taşınan Diamondback çenesi ile Punisher’ı yormaya, hatta irrite etmeye çalışıyor. Ona ölen karısından dahi bahsediyor ve başarıyor da. Bu sırada ekibi ise 4 kişi bir çatıda görüyoruz tek kelime ile harika panellerdi. Marquez’in çizimleri yine harika, yine harika.  Ekibin burada gelecek hamlelerini planlamalarını ve birlikte hareket etmelerini okumak şahaneydi. Özellikle Danny’nin Matt’e;

“Çok fazla boks referansı kullanıyorsun, ünlü bir boksör falan mısın?”

sorusu güldürdü cidden. Sayının son anlarına doğru bir ikili diyalog da yine Danny-Matt ikilisinden geliyor. Danny’nin Matt’e neden maske taktığını sorduğunda geçen konuşmalar da çok iyi yazılmıştı. Evet yıllardır süper kahraman filmlerinde, dizilerinde izlediğimiz, gördüğümüz nedenlerden çok da farklı bir şey sunmadı bu diyalog belki ama Anad dönemi başladığından beri kimliğini koruyan Daredevil ve onun Danny ile ilişkisi için önemli bir gelişim noktası oluşturur cinstendi.

Sayının finali ise şok eden cinstendi Black Cat evine gidiyor ve onu bekleyen Diamondback ile karşılaşıyor. Kısa bir ikili konuşmanın ardından Diamondback Cat’e kurşunları yağdırıyor. Kedi bu sefer dört ayak üzerine düşer mi bilinmez. Matt’in silah seslerini duyması ile sayı perdesini kapıyor. Dediğim gibi, sayıda aksiyon belki azdı, ama okuması zevk veren unsurlarda ilk sırada bile gelmez aksiyon benim için. Özellikle bir ekip serisinde ekibin dinamikleridir önemli olan. Hala okumuyorsanız, okumadıysanız, Bendis’in kaleminden çıkan harika diyalogları, etkileşimleri ve Marquez’in ortaya döktüğü sanatı kaçırıyorsunuz. Şimdilik benim Defenders #5 için söyleyeceklerim bu kadar.

Gelecek sayı ve sayılarda görüşmek üzere!

Okumaya Devam Et

Bomba

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Yayınlandı

on

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en iyi dizi adaylarından birini yazabilecek olsam hangisini yazardım diye sordum. Verdiğim cevap için ise düşünmem gerekmedi! Peter Morgan tarafından yaratılan The Crown kuşkusuz bu yıl televizyonlarda – aslında bir Netflix yapımı – çıkan en iyi eserlerden biri. Netflix’in en pahalı işlerinden biri olan bu yapımın tahmini bütçesi tam 156 milyon dolar. Dizinin konusu ise Oscar’lı film The King’s Speech’te de izlediğimiz kekeme kral IV.George’un ölümünden sonra Elizabeth’in tahta çıkışı ve ardından gelişen tarihi olayları kapsıyor. Dizi konusu bakımından tarihi ve tarihi yapımları sevenler için bir elmas niteliğinde. Bir belgesel tadında tabi ki değil fakat bunu beklememiz de yersiz olurdu. Özellikle bazı bölümlerin sonlarında o bölümde ele alınan herhangi bir konunun gerçekte ne zaman vuku bulduğu, sonuçları ve sonrasında neler olduğu gibi bilgiler de yer alıyor.

Dizinin başrollerini Kraliçe 2. Elizabeth rolünde Claire Foy, eşi, Edinburgh Dükü Philip rolünde Doctor Who severlerin yakından tanıdığı Matt Smith, kraliçenin kardeşi Margaret rolünde güzelliğiyle izleyeni ekranlara kilitlemeyi başaran Vanessa Kirby ve son olarak Winston Churchill rolünde ise 2 Oscar adaylığı bulunan John Lithgow var. Üstteki görselden de görebileceğiniz gibi casting çok ama çok başarılı. Karakterlerin tarihteki gerçek halleri ile inanılmaz bir benzerlik sağlanmış. Dizinin o devasa bütçesinin nerelerde kullanıldığını hakkında koymuş olduğum görsellere baktığınızda fikir edinebilirsiniz diye düşünüyorum. İzlediğinizde ise kendi gözlerinizle görürsünüz. Çünkü prodüksiyon tek kelimeyle harika. Örnek vermek gerekirse kostüm departmanı ortaya çok ince bir işçilik koymuş.

Kostümler dışında kullanılan set, dekorlar muazzam, 20.yüzyıl İngiltere’sini hissedebiliyorsunuz. İç mekan tasarımları kraliyet ailesine yakışır cinsten görkemli, dış mekan çekimlerini izlerken ise kendimi sık sık ”Oha, bu kadar insanı nasıl toplamış da bu sahneleri çekmişler” derken buldum. Özellikle Elizabeth’in siyasi nedenlerden dolayı birçok ülkeyi gezmesi gerektiğinde, buralarda çekilmiş sahneler sizin, olayın içine girmenizi kolaylaştırıyor.

Dizinin müziklerinin başında Rupert Gregson-Williams var. O da çok başarılı bir iş çıkarmış. Özellikle ”Duck Shoot” parçasını dinlemekten sıkılmadım henüz. Tema müziğini ise Rupert değil, Hans Zimmer yapmış! Kendisini övmek için ayrı yazı yazarım ben, o kadar ünlü ve sektörde her iyi işin altında adını görebileceğiniz biri. Meraklısına araştırmayı öneririm, bakarsınız sizin de sevdiğiniz bir filmin, melodisinin yaratıcısıdır.

Dizinin değinmediğim noktalarından biri ise, dizinin ne kadar akıcı olduğu, 50 dakika – 1 saatlik bir dizi için inanılmaz derecede akıcı. Kendinizi üç dört bölümü ard arda izlerken buluyorsunuz. Bu süreye sahip diziler için bende bunu başarabilen son dizi sanırım Breaking Bad idi.

Biraz daha detaylı bir şekilde konuya değinmek gerekirse, merak etmeyin dizi, siyasete en ince ayrıntısına kadar girmektense, bir kitap olarak düşünürsek, onun sadece kapağını, iç çizimlerini ve belli kesitlerini alıntılıyor. Odak noktamız daha çok 2.Elizabeth. Onun yükselişini, bir Kraliçe ve aynı zamanda bir eş, bir anne olarak yaşadığı zorlukları görüyoruz. Siyaseti bilmiyor, okula gitmemiş, herhangi bir alanda eğitim almamış, çocukluk yıllarında sadece ülkenin yasaları, İngiliz Klisesi hakkında öğretiler görmüş ve dolayısıyla olduğu noktada zorluk çekiyor.

Claire Foy sergilediği performansla hem Taç’ın (Crown) hem de rolün altından kalkmış. Hazır bir oyuncunun performansına değinmişken, oyunculuklardan bahsedeyim. Dizi diğer çoğu alanda olduğu gibi oyunculuklar konusunda da sizi etkiliyor. Hatta yeri geliyor tüyleriniz diken diken bir şekilde ekrana bakarken buluyorsunuz kendinizi. Başta dizinin castını saymıştım. Tekrar saymama ya da tek tek değinmeme gerek yok zira hepsi iyi derecesinde performanslar sergiliyorlar ancak 2 kişi oldukça ön plana çıkıyor. Biri zaten ana karakterimize hayat veren Claire Foy. İlk sezonu bitirdiğinizde, bir kez daha ilk bölümü izleyip, daha sonra son bölüme bir göz atmanızı istiyorum. Karakterin yaşadığı değişimi nokta atışı diyebileceğimiz şekilde, eksiksiz gösteriyor. Diğer kişi ise Winston Churchill rolündeki John Lithgow. Dönem veya karakterler hakkında herhangi bir belgeseli ya da Youtube’dan birkaç videoyu izlerseniz görürsünüz. John Lithgow’un kullandığı beden dili, yürüyüşü, mimikleri, sanki gerçekten O’ymuş gibi hissettiriyor. Zaten her iki oyuncu da rolleri ile oyunculuk dallarındaki adaylıklara sahip. Claire Foy, ”En iyi kadın oyuncu” dalında, John Lithgow ise ”En iyi yardımcı erkek oyuncu” dalında aday. Yazı boyunca amma övdün, hiç mi kötü, olumsuz etken, faktör yok diye düşünmüş olabilirsiniz. Ama inanın yoklar. Dizinin Emmy ödüllerinde tam 11 adaylığı var.

Bu adaylıkların en önemlilerinden bazıları:

  • En İyi Drama Dizisi
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yönetmenlik
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Casting
  • En İyi Müzik Kompozisyonu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Senaryo

Dizi Golden Globe (Altın Küre) ödül töreninde ise En Drama Dizisi ve Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini evine götürdü. Sırada Emmy ödülleri var. Ben yapımın törenden en az birkaç ödül ile ayrılmasını istiyorum ve ümit ediyorum.

Diziyi hala izlememişseniz inanın bu yılın en iyi dizilerinden birini kaçırıyorsunuz. The Crown, çok kaliteli bir yapım ve her ayrıntısını incelemeniz, hayranlıkla döneme tanıklık etmeniz için sizleri bekliyor.

 

Okumaya Devam Et

Facebook

Bombalamasyon

Genel3 gün ago

Bir Stephen King Uyarlaması: “IT” Film İncelemesi

Kaliteli filmlerin ülkemize geç gelişinden ya da hiç gelmeyişinden muzdaribiz. Geç gelmeyenler ise popüler filmler oluyor. Yani sinemada Imax kalitesiyle,...

Bomba6 gün ago

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider,...

Bomba6 gün ago

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol...

Bomba1 hafta ago

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en...

Bomba2 hafta ago

Jeneriği ile Akıllara Kazınmış 15+2 Efsane Televizyon Dizisi!

Bir dizinin en önemli öğesi jeneriğidir. Bu cümlemi direkt kıran bir dizi var Ray Donovan. Jenerik kullanmıyor. Sert bir mizacı...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones: Kitaplarda Hala Hayatta Olan Karakterler!

George R.R. Martin acımadan karakter öldüren bir yazar olabilir fakat öyle karakterler var ki dizi yapımcıları öldürse de sevimli yazarımız...

Bomba3 hafta ago

Inhumans Imax İncelemesi, İlk İzlenim

İlk önce film olması planlanan, daha sonra diziye evrilen Inhumans’ın ilk 2 bölümü Imax sinemalarda gösterime girdi. Amerika’da ABC kanalının...

Bomba3 hafta ago

Beyaz Perde’de Boy Göstermiş Can Alıcı 11 Kadın!

Daha önce en efsane kötü karakterler videosu ile karşınıza çıkmıştık. Şimdi ise iyisiyle, kötüsüyle, çılgınıyla, tatlısıyla, kurbanlık koyun gibi insan...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones’u Neden Bu Kadar Çok Seviyoruz? Nedir bu Game of Thrones Manyaklığı?

Manyak, kelimesi burada kötü anlama gelmemektedir. Ülkemizde tatlı kişilere manyak tepkisini veririz. Ve bu ülke, kalıbımı basarım ki Game of...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones 7.Sezon Finali “The Dragon and the Wolf” İncelemesi ve Akılda Kalanlar

“Karlar yağdığında ve ak rüzgarlar estiğinde yalnız kurt ölür ama sürü yaşamayı sürdürür.” SPOILER Dizinin asıl müziği en hafif halinde...

Bomba