Connect with us

Bomba

Westworld 1. Sezon 2. Bölüm İncelemesi

Yayınlandı

on

Henüz başlamadan kitleleri galeyana getiren ilk bölümüyle de yarattığı beklentiyi sonuna kadar karşılayan şimdiden kült olmaya yakın yapım Westworld’ün ikinci bölümü geldi ve biz de nihayet incelemenin başına oturabildik. Spoiler vermeden evvel diziyi henüz izlemeyenler için şunları söyleyebiliriz: dizi ilk bölümde yarattığı beklentiyi karşılıyor senaryonun dizi daha çekime başlanmadan tamamlanmış olmasının etkileri gayet açık açık hissediliyor, gizemlerin çözümü ve yeni gizemler gayet dozajında veriliyor. Ne J. J. Abrahams’ı meşhur eden yapım Lost’un yaptığı gibi son sezona kadar (hatta son sezonda dahi) hiçbir şey açıklamayan bir yapım izleyip çığrımızdan çıkacağız ne de senaristler tüm gizemi erkenden açık edip sonra senaryoyu olmadık hamlelerle genişletecekler. Elimizde aslanlar gibi tamamı yazılmış beş sezonluk bir hikaye var.

Yazının bundan sonrası Spoiler içereceği için konuda hassas olan kimselerin sessizce buradan ayrılması için son uyarımızı yaparak incelemenin esasına girişelim.

 

Dolores’e yöneltilen “hatırla” cümlesi bu bölümün temel hikaye arklarından birini oluşturuyor. Güncellemeden kaynaklı olan eski kimlikleri anımsama sıkıntısı devam ediyor gibi. Geçen bölümde Dolores’in parkın en eski ev sahibi olduğunun söylenmesini de hesaba katarsak ortada bulaşıcı bir problem varsa bunun kaynağının Dolores olması pek de şaşırtıcı olmaz. Bunun yanında Dolores’in Bernard ile görüşmesi de hikayeye eklenen yeni gizemlerden biri. Bernard bir deney mi yapıyor? Yaratıklarının gösterdiği yeni özelliklerden etkilenmiş ve devamında ne olacağını merak ederek sadece gözlem mi yapıyor şimdilik bilemiyoruz. Dolores’in bölüm sonunda bulduğu tabanca da kafalarda soru işareti yaratacak cinsten. Ed Harris’in sahnelerinde de gördüğümüz üzere parktaki tabancalar gerçek insanlar üzerinde etkili olmuyor. Silahların bu etkisizliğini açıklamak gayet kolay, sözgelimi içlerinde insan bedeninin sıcaklığını algılayan çipler olduğunu söylemek bile yeterli bir açıklama. Bu öncülleri göz önünde tutarak Dolores’in bulduğu silahın insanlara zarar verebilecek bir silah olduğunu düşünmek de gayet makul. Tabii ki esas soru o silahı oraya kimin koyduğu. Onu da zaman içinde öğreneceğiz umarım.

Robot fahişe rolüyle ergenlerin hayallerini süsleyen Maeve karakterinin de sadece ortalarda dolanıp birileriyle flörtleşmekten ibaret kalmayacağını görerek sevindik bu bölümde. Sevgili robotumuzun bünyesinde beliren aksaklıklar sıkıntının sadece birkaç robotla sınırlı kalmadığını gitgide yayıldığını bir kez daha ispatladı. Kendisinde çıkan sorunun Dolores’in “Şiddetle başlayan hazlar şiddetle son bulur.” Cümlesinden sonra ortaya çıkışı ise bir kez daha“Lan bu Dolores virüs falan mı taşıyor acaba millete” dedirtti. Ameliyat esnasında uyku moduna sokulmasına rağmen uyumayışı da dizinin çok güzelce hazırladığı gizemlerden biri daha olarak raflarımızda yerini aldı.

002

Amerikan dizilerinin olmazsa olmazı tuhaf ilişkiler yaşayan insanlar rolü de Bernard ile Theresa’ya düşmüş. Şu an için yalnızca hikaye içerisinde birbirini sevip sevmediği tam anlaşılmayan ama fırsat buldukça sevişen insanlar olsun diye yazılmışa benzeyen bu ilişki ilerde nelere yol açar bilemiyoruz fakat ilk bölümde Ford’un Bernard’a “sen bir sürü hatadan oluştun.” Minvalinde bir laf etmesi ile Theresa’nın bu bölümde “Sen de şimdi mi pratik yapıyorsun?” sorusunu birlikte değerlendirdiğim zaman taa Lost zamanlarından kalma dizi teoricisi yanım açığa çıkıyor: “Ya Bernard da robotsa tüm bu cümleler güzel uygulanmış bir foreshadowing ise” diye soruyorum ister istemez. Teori doğru çıkarsa ben demiştim derim.

Bu bölümün ümit vadeden gelişmelerinden biri, şerefsiz arkadaşı tarafından Westworld’e getirilen William karakteri oldu. Daha önce Abrahams ve Nolan ortaklığından doğan Person of İnterest’te birkaç bölüm yazılım dâhisini oynayan Jimmi Simpson tarafından canlandırılan bu karakterin parka girmeden önceki sahneleri hem dizinin bilimkurgu yanını daha da yükseltti hem parkın işleyişine dair yeni bilgiler edindik hem de robotların sadece parkın içinde olmayabileceği gibi bir ihtimalle karşılaştık. William’a eşlik eden hanım kızımızın bir robot mu insan mı olduğu muallakta bırakılsa da kendisine “ev sahibi” olarak hitap etmesi robot olması ihtimalini daha yüksek kılıyor sanki. Kendisini Westworld’e getiren Hector’un tüm itlik puştluğuna rağmen efendiliğinden zerrece taviz vermeyen William karakteri de bir taraftan izleyicinin öğrenmek istediği soruları sormasıyla, bir taraftan kişiliği ve ufak ufak sezdirilen hikayesiyle şimdiden önemli bir karakter olacak gibi duruyor. Şu an için Dolores’e aşık olacak gibi görünmesiyle de Twilightvari (biraz hakaret gibi oldu ama) türler arası bir aşk motifini de diziye kazandıracak gibi.

3

Dizinin en büyük gizemlerinden biri olan Ed Harris’in çılgınlar gibi oynadığı Siyahlı Adam karakterinin de ne yapmaya çalıştığını az biraz anlıyoruz bu bölümde.  Oyunu Tanrı modunda oynamanın verdiği özgüvenle yine katliamlardan katliamlara yelken açan, kadındır çocuktur mahallemizin esnafıdır demeden önüne geleni vuran gizemli karkaterimiz anlaşıldığı kadarıyla oyunun gizli bir bölümüne erişmenin peşinde. Üstelik karaketin şirket tarafından da tanındığı bilindiği  toplu katliam yaratınca görevliler tarafından “bırakın onu o yapar öyle şeyler” denerek köyün delisi muamelesine maruz bırakıldığını da öğreniyoruz. Burada yine sözü içimdeki teori meraklısına bırakarak dizinin temel geriliminin Anthony Hopkins usta ile bu karakter arasında filizleneceği teorisini ortaya atmak istiyorum. Zira gerek Abrahams’ın Lost’ta yarattığı Jacob ve Siyahlı Adam zıtlığı (bakınız yine siyahlı adam) gerek Nolan biraderlerin Dark Knight’ta ortaya koyduğu Joker ve Batman düşmanlığı dizinin beynini oluşturan adamların böyle şeyleri sevdiğini açık açık gösteriyor.

4

Anthony Hopkins’in canlandırdığı Ford karakteri ise dizinin en karizmatik karakteri unvanını elbette ki kimselere bırakmıyor. Uyuzlukta, şerefsizlikte Joffrey itini aratmayan Sizemore karakterine verdiği ayarla hem alkışları topluyor, hem iyi bir hikaye nasıl yazılır dersini ayaküstü veriyor hem de “marifet insanlara görmek istediklerini vermek değil yeğenim. Marifet adam gibi özgün bir eser meydana getirebilmek” mealindeki konuşmasıyla “halk bunu istiyor” motivasyonuyla saçma sapan yapımları her Allah’ın günü önümüze koyan yapımcılara ayar çekiyor. Bilen bilir yine bir Nolan biraderler harikası olan Prestige’de de buna benzer bir tirat Micheal Caine’nin ağzından izleyiciye sunulur: “İyi bir gösteri üç bölümden oluşur.” Diye başlayan tirat bir taraftan iyi bir illüzyon gösterisini bir taraftan iyi bir kurgunun nasıl yaratılacağını tasvir ederken öte yandan da filmin kurgusuna dair ince ince nüanslar içerir. Buradan yola çıkarak Ford’un bu konuşmanın hem Ford’un yazdığı çok iddialı yeni hikayeyi, hem de dizinin geleceğini içereceğini düşünmek çok da uç bir tahmin olmaz.

Ford’un gizli bir geçit ile çıkıp dolaştığı yerlerin çıngıraklı bir yılan içermesiyle yazdığı yeni hikayenin labirent ile bağlantılı olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz sanırım. Ford’un yanındaki başlarda insan sandığımız robot oğlanın ise ne olduğu şu an için meçhul fakat en akla yakın tahmin Ford’un kendi çocukluğunu da bir robot haline getirip kendisine yarenlik etsin diye oralara koyduğu olur sanırım. Yani zamanında torun torbaya karışmayan Ford karakteri eldeki imkanlardan yararlanarak kendisine misler gibi bir torun yapmış diyebiliriz.

Westworld bu senaryo, çekim ve oyunculuk kalitesiyle ilerlerse dizi tarihinin gelmiş geçmiş en muhteşem işlerinden biri olacak diyebiliriz gönül rahatlığıyla. Bir sonraki bölümü merakla bekliyor. Bize kalın, teoriden, incelemeden mahrum kalmayın diyoruz.

Okumaya Devam Et
2 Comments

2 Yorumlar

  1. Merve

    2 Aralık 2016 at 11:20

    Ya peki ben şurayı anlamadım: şimdi efendim bu robotlar kendilerini insan mı sanıyor yoksa olmadıklarının farkındalar mı? Eğer kendilerini insan sanıyor ve robot olduklarını biliyorlarsa o zaman niye “aralarına yeni katılanlara sen yenisin derin sertleşmemiş” diyorlar? Henüz daha ilk iki bölümü izledim tabi ilerleyen bölümlerde bu sorumun cevabı varsa bilemem ama yoksa bunun açıklaması nedir allah aşkına beni aydınlatın ben mi bi yeri kaçırdım ya da anlamadım?

    • Uğur Uçkıran

      2 Aralık 2016 at 14:38

      Efendim robotlar kendilerini insan zannediyor müşteri olan gerçek insanları ise kasabaya gelen birtakım misafirler olarak görüyorlar. O yüzden bardaki ablamızın “Sen yenisin galiba.” diyerek elini herkesin yanağına atıp mıncırması

Cevap Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bomba

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Yayınlandı

on

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider, oyuncak için ise o zamanlar evrenin sonsuzluğu gibi gelecek büyüklükte olan Toys ‘R’ Us’a doğru yola çıkardık. Space Jam oyuncakları, boyama kitaplarını, figürleri hala hatırlıyorum. Öyle güzeldi. Ancak Amerikan basınına göre oyuncak sektörünün eski büyük lideri, yeni nesil Amazon vb. sitelerle baş edemeyerek 1 hafta sonra iflasını açıklayacak.

Reuters ve Wall Street Journal iflas haberini ilk alanlar oldu. Raporlarına göre, oyuncak perakendecisi birkaç hafta içinde iflas başvurusunda bulunmak zorunda kalacağını açıklamışlar. Markanın ABD’deki 1,600 artı mağazasında yaklaşık 5 milyar dolar borcu olduğu söyleniyor.

Toys ‘R’ Us’ın da tarihin tozlu raflarında kaybolduğu bir hayata hazır mıyız geekler? Ben değilim. 

Okumaya Devam Et

Bomba

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Yayınlandı

on

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol sayıda ilk kez Ben Urich’in anlatımıyla yapmadık açılışı. Onun yerine giriş sayfalarımızı Frank Castle, Punisher, suç ile ilgili görüşleri ile kapladı. Karakterin güzel bir özetiydi bu konuşması aslına bakarsanız. Kısaca kahramanların sağlamaya çalıştığı adaletin hiçbir zaman işe yaramamasından dem vurdu.

5. Sayıya bir giriş yaparsak,  ilk hikaye arkı 4. sayı ile bitmiş sanmıştım. Hem bitmiş gibi göründüğünden, hem de artık bitsin istememden olsun gerek. Görünen o ki Diamondback’in bir de kaçış planı varmış. Sayı beli kırılmış Iron Fist’in Night Nurse’ün mekanında uyanması akabinde artık bir teşekkür amaçlı binayı satın almasıyla açıldı. Buralardaki konuşmalar sayının geneli gibi çok güzel yazılmıştı, özellikle Danny’nin ”Vücudum bir tapınak” tarzı sözleri karakterin olması gerektiği halini iyi yansıttı. İsterdik ki dizide de bu yönü biraz daha ön plana çıksın. Punisher ile aynı polis aracında taşınan Diamondback çenesi ile Punisher’ı yormaya, hatta irrite etmeye çalışıyor. Ona ölen karısından dahi bahsediyor ve başarıyor da. Bu sırada ekibi ise 4 kişi bir çatıda görüyoruz tek kelime ile harika panellerdi. Marquez’in çizimleri yine harika, yine harika.  Ekibin burada gelecek hamlelerini planlamalarını ve birlikte hareket etmelerini okumak şahaneydi. Özellikle Danny’nin Matt’e;

“Çok fazla boks referansı kullanıyorsun, ünlü bir boksör falan mısın?”

sorusu güldürdü cidden. Sayının son anlarına doğru bir ikili diyalog da yine Danny-Matt ikilisinden geliyor. Danny’nin Matt’e neden maske taktığını sorduğunda geçen konuşmalar da çok iyi yazılmıştı. Evet yıllardır süper kahraman filmlerinde, dizilerinde izlediğimiz, gördüğümüz nedenlerden çok da farklı bir şey sunmadı bu diyalog belki ama Anad dönemi başladığından beri kimliğini koruyan Daredevil ve onun Danny ile ilişkisi için önemli bir gelişim noktası oluşturur cinstendi.

Sayının finali ise şok eden cinstendi Black Cat evine gidiyor ve onu bekleyen Diamondback ile karşılaşıyor. Kısa bir ikili konuşmanın ardından Diamondback Cat’e kurşunları yağdırıyor. Kedi bu sefer dört ayak üzerine düşer mi bilinmez. Matt’in silah seslerini duyması ile sayı perdesini kapıyor. Dediğim gibi, sayıda aksiyon belki azdı, ama okuması zevk veren unsurlarda ilk sırada bile gelmez aksiyon benim için. Özellikle bir ekip serisinde ekibin dinamikleridir önemli olan. Hala okumuyorsanız, okumadıysanız, Bendis’in kaleminden çıkan harika diyalogları, etkileşimleri ve Marquez’in ortaya döktüğü sanatı kaçırıyorsunuz. Şimdilik benim Defenders #5 için söyleyeceklerim bu kadar.

Gelecek sayı ve sayılarda görüşmek üzere!

Okumaya Devam Et

Bomba

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Yayınlandı

on

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en iyi dizi adaylarından birini yazabilecek olsam hangisini yazardım diye sordum. Verdiğim cevap için ise düşünmem gerekmedi! Peter Morgan tarafından yaratılan The Crown kuşkusuz bu yıl televizyonlarda – aslında bir Netflix yapımı – çıkan en iyi eserlerden biri. Netflix’in en pahalı işlerinden biri olan bu yapımın tahmini bütçesi tam 156 milyon dolar. Dizinin konusu ise Oscar’lı film The King’s Speech’te de izlediğimiz kekeme kral IV.George’un ölümünden sonra Elizabeth’in tahta çıkışı ve ardından gelişen tarihi olayları kapsıyor. Dizi konusu bakımından tarihi ve tarihi yapımları sevenler için bir elmas niteliğinde. Bir belgesel tadında tabi ki değil fakat bunu beklememiz de yersiz olurdu. Özellikle bazı bölümlerin sonlarında o bölümde ele alınan herhangi bir konunun gerçekte ne zaman vuku bulduğu, sonuçları ve sonrasında neler olduğu gibi bilgiler de yer alıyor.

Dizinin başrollerini Kraliçe 2. Elizabeth rolünde Claire Foy, eşi, Edinburgh Dükü Philip rolünde Doctor Who severlerin yakından tanıdığı Matt Smith, kraliçenin kardeşi Margaret rolünde güzelliğiyle izleyeni ekranlara kilitlemeyi başaran Vanessa Kirby ve son olarak Winston Churchill rolünde ise 2 Oscar adaylığı bulunan John Lithgow var. Üstteki görselden de görebileceğiniz gibi casting çok ama çok başarılı. Karakterlerin tarihteki gerçek halleri ile inanılmaz bir benzerlik sağlanmış. Dizinin o devasa bütçesinin nerelerde kullanıldığını hakkında koymuş olduğum görsellere baktığınızda fikir edinebilirsiniz diye düşünüyorum. İzlediğinizde ise kendi gözlerinizle görürsünüz. Çünkü prodüksiyon tek kelimeyle harika. Örnek vermek gerekirse kostüm departmanı ortaya çok ince bir işçilik koymuş.

Kostümler dışında kullanılan set, dekorlar muazzam, 20.yüzyıl İngiltere’sini hissedebiliyorsunuz. İç mekan tasarımları kraliyet ailesine yakışır cinsten görkemli, dış mekan çekimlerini izlerken ise kendimi sık sık ”Oha, bu kadar insanı nasıl toplamış da bu sahneleri çekmişler” derken buldum. Özellikle Elizabeth’in siyasi nedenlerden dolayı birçok ülkeyi gezmesi gerektiğinde, buralarda çekilmiş sahneler sizin, olayın içine girmenizi kolaylaştırıyor.

Dizinin müziklerinin başında Rupert Gregson-Williams var. O da çok başarılı bir iş çıkarmış. Özellikle ”Duck Shoot” parçasını dinlemekten sıkılmadım henüz. Tema müziğini ise Rupert değil, Hans Zimmer yapmış! Kendisini övmek için ayrı yazı yazarım ben, o kadar ünlü ve sektörde her iyi işin altında adını görebileceğiniz biri. Meraklısına araştırmayı öneririm, bakarsınız sizin de sevdiğiniz bir filmin, melodisinin yaratıcısıdır.

Dizinin değinmediğim noktalarından biri ise, dizinin ne kadar akıcı olduğu, 50 dakika – 1 saatlik bir dizi için inanılmaz derecede akıcı. Kendinizi üç dört bölümü ard arda izlerken buluyorsunuz. Bu süreye sahip diziler için bende bunu başarabilen son dizi sanırım Breaking Bad idi.

Biraz daha detaylı bir şekilde konuya değinmek gerekirse, merak etmeyin dizi, siyasete en ince ayrıntısına kadar girmektense, bir kitap olarak düşünürsek, onun sadece kapağını, iç çizimlerini ve belli kesitlerini alıntılıyor. Odak noktamız daha çok 2.Elizabeth. Onun yükselişini, bir Kraliçe ve aynı zamanda bir eş, bir anne olarak yaşadığı zorlukları görüyoruz. Siyaseti bilmiyor, okula gitmemiş, herhangi bir alanda eğitim almamış, çocukluk yıllarında sadece ülkenin yasaları, İngiliz Klisesi hakkında öğretiler görmüş ve dolayısıyla olduğu noktada zorluk çekiyor.

Claire Foy sergilediği performansla hem Taç’ın (Crown) hem de rolün altından kalkmış. Hazır bir oyuncunun performansına değinmişken, oyunculuklardan bahsedeyim. Dizi diğer çoğu alanda olduğu gibi oyunculuklar konusunda da sizi etkiliyor. Hatta yeri geliyor tüyleriniz diken diken bir şekilde ekrana bakarken buluyorsunuz kendinizi. Başta dizinin castını saymıştım. Tekrar saymama ya da tek tek değinmeme gerek yok zira hepsi iyi derecesinde performanslar sergiliyorlar ancak 2 kişi oldukça ön plana çıkıyor. Biri zaten ana karakterimize hayat veren Claire Foy. İlk sezonu bitirdiğinizde, bir kez daha ilk bölümü izleyip, daha sonra son bölüme bir göz atmanızı istiyorum. Karakterin yaşadığı değişimi nokta atışı diyebileceğimiz şekilde, eksiksiz gösteriyor. Diğer kişi ise Winston Churchill rolündeki John Lithgow. Dönem veya karakterler hakkında herhangi bir belgeseli ya da Youtube’dan birkaç videoyu izlerseniz görürsünüz. John Lithgow’un kullandığı beden dili, yürüyüşü, mimikleri, sanki gerçekten O’ymuş gibi hissettiriyor. Zaten her iki oyuncu da rolleri ile oyunculuk dallarındaki adaylıklara sahip. Claire Foy, ”En iyi kadın oyuncu” dalında, John Lithgow ise ”En iyi yardımcı erkek oyuncu” dalında aday. Yazı boyunca amma övdün, hiç mi kötü, olumsuz etken, faktör yok diye düşünmüş olabilirsiniz. Ama inanın yoklar. Dizinin Emmy ödüllerinde tam 11 adaylığı var.

Bu adaylıkların en önemlilerinden bazıları:

  • En İyi Drama Dizisi
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yönetmenlik
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Casting
  • En İyi Müzik Kompozisyonu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Senaryo

Dizi Golden Globe (Altın Küre) ödül töreninde ise En Drama Dizisi ve Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini evine götürdü. Sırada Emmy ödülleri var. Ben yapımın törenden en az birkaç ödül ile ayrılmasını istiyorum ve ümit ediyorum.

Diziyi hala izlememişseniz inanın bu yılın en iyi dizilerinden birini kaçırıyorsunuz. The Crown, çok kaliteli bir yapım ve her ayrıntısını incelemeniz, hayranlıkla döneme tanıklık etmeniz için sizleri bekliyor.

 

Okumaya Devam Et

Facebook

Bombalamasyon

Genel4 gün ago

Bir Stephen King Uyarlaması: “IT” Film İncelemesi

Kaliteli filmlerin ülkemize geç gelişinden ya da hiç gelmeyişinden muzdaribiz. Geç gelmeyenler ise popüler filmler oluyor. Yani sinemada Imax kalitesiyle,...

Bomba7 gün ago

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider,...

Bomba7 gün ago

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol...

Bomba1 hafta ago

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en...

Bomba2 hafta ago

Jeneriği ile Akıllara Kazınmış 15+2 Efsane Televizyon Dizisi!

Bir dizinin en önemli öğesi jeneriğidir. Bu cümlemi direkt kıran bir dizi var Ray Donovan. Jenerik kullanmıyor. Sert bir mizacı...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones: Kitaplarda Hala Hayatta Olan Karakterler!

George R.R. Martin acımadan karakter öldüren bir yazar olabilir fakat öyle karakterler var ki dizi yapımcıları öldürse de sevimli yazarımız...

Bomba3 hafta ago

Inhumans Imax İncelemesi, İlk İzlenim

İlk önce film olması planlanan, daha sonra diziye evrilen Inhumans’ın ilk 2 bölümü Imax sinemalarda gösterime girdi. Amerika’da ABC kanalının...

Bomba3 hafta ago

Beyaz Perde’de Boy Göstermiş Can Alıcı 11 Kadın!

Daha önce en efsane kötü karakterler videosu ile karşınıza çıkmıştık. Şimdi ise iyisiyle, kötüsüyle, çılgınıyla, tatlısıyla, kurbanlık koyun gibi insan...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones’u Neden Bu Kadar Çok Seviyoruz? Nedir bu Game of Thrones Manyaklığı?

Manyak, kelimesi burada kötü anlama gelmemektedir. Ülkemizde tatlı kişilere manyak tepkisini veririz. Ve bu ülke, kalıbımı basarım ki Game of...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones 7.Sezon Finali “The Dragon and the Wolf” İncelemesi ve Akılda Kalanlar

“Karlar yağdığında ve ak rüzgarlar estiğinde yalnız kurt ölür ama sürü yaşamayı sürdürür.” SPOILER Dizinin asıl müziği en hafif halinde...

Bomba