Connect with us

Bomba

Westworld 1. sezon 9. bölüm-Finale Doğru Muhteşem Tırmanış

Yayınlandı

on

Çok sık söylerim: 21. yüzyılda yaşıyor olmak bir taraftan çok şikayet ettiğimiz bir şey ama bir taraftan muhteşem şeylerin ortasında hayat sürüyoruz. Tv ve sinema yayıncılığı konusunda efsanevi işleri güncel yakalıyor olmak gerçekten büyük ayrıcalık. Biz bugün sözgelimi İyi, Kötü ve Çirkin’i sinemada naklen izleyen birine nasıl özeniyorsak bizden sonraki nesiller de bize bazı konularda öyle özenecek. İşte bu konulardan biri de Westworld. Gerçekten güncel takip ediyor olmaktan gurur duyduğum bir hikaye kendisi.

Dizi bir taraftan televizyon yayıncılığının belli başlı kurallarına uyarken bir taraftan hikaye anlatımı, yönetmenliği, oyuncu seçimiyle televizyon yayıncılığına yeni kapılar açıyor, yeni güzelliklerle aklımızı başımızdan alıyor. Altmetin konusunda da gayet bereketli bu yapım ekonomik sınıf mücadelesinden tut, tanrı insan ilişkisine kadar birçok alanda düşünmeye sevk ediyor.

Yukarıda bahsettiğimiz hususları detaylandırmayı önümüzdeki hafta yazacağımız final yazısına bırakıp incelememize geçiyor. Spoiler uyarımızı yaparak diziyi hala izlemeyenlere bir an önce izlemelerini salık veriyoruz.

mv5bmtg2mtqzmda1mf5bml5banbnxkftztgwodaynzk2mdi-_v1_sx1500_cr001500999_al_

Dizi sezon finaline doğru hikayeleri güzelce derleyip toparlamaya başladı. Yeni sezona dair umutlar yüksek. Soruları cevaplandırmada gösterdikleri cömertlik tüm dizi bittiğinde kafamızda çok da büyük açıklar kalmayacağına dair inancımızı tazeliyor.

Dizinin açılışını pek sevgili Maeve ve Bernand diyaloğu ile yaptık. Geçen bölüm kafalarda oluşan “Bu Bernand robot olduğunu hatırlıyor mu hatırlamıyor mu?” sorusu gayet güzel cevaplandırıldı. Maeve’in önünde duracak tek güç Ford gibi görünüyor şu an. İsyankar ablamız ev sahiplerinin gözlerini açarak kendine bir ordu kuracak gibi gözüküyor. Azılı haydut abimizle televizyon tarihinin en “ateşli” sevişme sahnelerinden birini yaşayarak ordusunu kurmaya başlayan Maeve herkesin başına sağlam bela olacak gibi. Tam bu noktada kafalarda Batman Dark Kinght’ın özünü oluşturan sorulardan biri beliriyor: Maeve böylesi bir güç ve böylesi bir destek sonunda iyi ve haklı kalmayı becerebilecek mi? “biz onlardan daha zekiyiz, biz onlardan daha iyiyiz” tarzı söylemleri şüphe yaratmıyor değil. Dizinin ilerleyen sezonlarında robotlar dünyayı ele geçiriyor teması izler miyiz bilmiyorum fakat dünyayı bir yapay zeka yönetecekse Person of İnterest’in suratsız Samaritan’ındansa Maeve ablamızın yönetmesini tercih ederim.

mv5bnta1njgwndywn15bml5banbnxkftztgwnjaynzk2mdi-_v1_sx1500_cr001500999_al_

Dizinin ilk bölümlerinden beri ortaya atılan zaman çizgileri teorisi artık teori olmaktan çıktı. William’ın bulunduğu zaman çizgisinde bir robotun içinin deşildiğini altından Siyahlı Adam’ın zamanında ifade ettiği gibi gayet mekanik şeyler çıktığını gördük. William’ın yaşadığı değişim doruk noktalara çıktı. Dizinin başlarında bıktıracak kadar iyi olan William sonunda parkın ve dünyanın realitesine uyum sağladı. Bu saatten sonra kendisinin Siyahlı adam çıkması değil çıkmaması büyük bir twist olacaktır. Haftalardır sorguladığımız peki bu Siyahlı Adam Arnold’u nereden biliyor? Sorusuna dair de bir şeyler söyledi bölüm. Kendisi muhtemelen Arnold’u ve Arnold’un misyonunu Dolores’ten öğrenecek zamanla “vur de vuralım öl de ölelim Arnold.” noktasına gelip bildiğimiz Siyahlı Adam’a dönüşecek.

Siyahlı Adam’ın tek derdi kendi şahsi tatmini ve içsel yolculuğu mu yoksa tüm bunların temelinde yukarıda dediğimiz gibi Arnold’un misyonunu tamamlamak mı var tam olarak bilemiyoruz fakat daha evvel El Lazo’ya “Ben seni özgürleştirmeye çalışıyorum” minvalinden laflar etmesi ikinci ihtimale yaklaştırıyor beni. Muhtemelen Siyahlı Adam kendi içsel yolculuğu ile ev sahiplerini özgürleştirmeyi birbirine bağdaştırmış. Yine muhtemelen bu amaca ulaştığında ya da bu amaca ulaşamayacağı kesinleştiğinde kendisinin ölümüne şahit olacağız.

Siyahlı Adam’a dair cevaplanan sorular bunlarla da bitmedi bu bölüm. Kendisinin şu meşhur Kurul’un üyelerinden biri olduğunu da öğrendik. Hale ile konuşmalarına bakılırsa bu kurul işlerini pek de önemsemiyor gibi kendisi. Logan’ın “İşte biz buraları hep satın alacaz. Binecez üstlerine vuracaz kırbacı.” laflarından sonra gerçi bu şirket ortaklığı durumu pek de şaşırtıcı olmadı. Benim tam burada manasızca merak ettiğim şeylerden biri ise Logan’ın akıbeti. Lee Sizmore ile dizinin en itici karakteri olma konusunda durmaksızın yarışan Logan ne olacak halen yaşıyor mu? William’ın altında çalışan bir adama mı dönüştü yoksa talihsiz bir kaza(!) sonucu öldü mü henüz bilmiyoruz.

mv5bmtc3njiwnji5nf5bml5banbnxkftztgwotaynzk2mdi-_v1_sx1500_cr001500999_al_

Değinmeden geçemeyeceğimiz bir de fotoğraf konusu var elbette. Elf gözlerim beni aldatmıyorsa Logan’ın William’ın cebine attığı fotoğraf Abernathy’nin bulup baka baka kafayı yediği fotoğraf. William ile Siyahlı Adam’ın aynı kişi olduğuna hemen hemen emin olduğumuza göre bu fotoğraf William yanlışlıkla mı düşürdü yoksa bir zincirleme reaksiyon başlatmak için kasıtlı olarak mı bıraktı bilmiyoruz.

Teddy’nin Wyatt çıkması ise düşük dereceli olsa da gayet tatlı bir twistti. İlerleyen zamanda Wyatt hikayesi ana konuya nasıl bağlanacak, o korkunç maskeli şeylerin altından ne çıkacak merakla bekliyoruz.

mv5bmjayndi5mta2of5bml5banbnxkftztgwnzaynzk2mdi-_v1_sx1500_cr001500999_al_

Dizinin en büyük bombası şüphesiz ki Bernard/Arnold vakasıydı. Tarihler bu durumu düzmece Arnold olayı olarak kaydetse yeridir. Dizinin gerçekten insafsızca başardığı adeta ders verircesine yaptığı bir şey var. İnternetin bu derece yaygın, bilgi alışverişinin böylesine hızlı olduğu bu dönemde gizeme dayalı dizi yapmak elbette zor. Zamanında Lost’ta da gördüğümüz üzere internet teorilerle çoştukça çoşuyor, birtakım müthiş zeki insanlar durmaksızın teoriler ortaya atıyor. Bazen ortaya atılan teoriler senaristin kafasındakilerden güzel olabildiği gibi çoğu zaman parçaları birleştirme kabiliyetine sahip kişiler dizide olacakları internet forumlarından, inceleme sitelerinden youtube kanallarından falan görüyor. Bu da haliyle twistin yaratmak istediği vurucu etkiyi azaltıyor. Westworld’ün farkı işte tam da bu süreçte ortaya çıkıyor. Dizi zaten teorisi yapılmış, çoğu kişi tarafından da kabul edilmiş hususları öyle güzel önümüze sürüyor ki twistin kendisine değilse bile aktarılma şekline kesinlikle hayran kalıyor, yükseldikçe yükseliyoruz.

Bernand’ın ev sahibi çıkması olayında da söylemiştim. Olan şey hiç tahmin edilmeyecek, çok girift, çok beklenmedik bir şey değildi fakat ortaya konma şekli: hikaye anlatımıyla, müzikleriyle, oyunculuklarıyla, yönetmenliğiyle enfesti. Bernand’ın Arnold olduğuna dair teori haftalar öncesinden ortaya kondu, haftalar öncesinden konuşulmaya başlandı fakat diziyi o noktaya götüren sahneler gerçekten senaryo nasıl yazılır dizi nasıl çekilir dersi olmaya adaydı. Bernand’ı oynayan Jeffrey Wright’ın oyunculuğunu ilk bölümler fazlaca donuk bulmuş olan ben şu son iki bölümdür kendisini hayranlıkla izliyor her sahnede mest oluyorum. Bernand tamamen öldü mü? Yoksa yazılımını temizleyip tekrar kullanacaklar mı bilemiyoruz. İmdb’de kendisinin 10. bölümde de oynayacağı gösteriliyor fakat Arnold olarak mı gözükecek Bernand olarak mı bilmiyorum.

Ford karakteri uzun zamandır hasretini çektiğimiz, karizmatik, felsefi derinliği olan, zarif kötü adam rolüyle herkesi kendinden geçiriyordur tahminimce. Oyunculuğunun da karakterinin de üzerine fazla konuşmaya gerek yok. Vallahi yok. Enfes.

Sezonun son bölümü Bicameral Mind isminde olacakmış. Dizinin ilk bölümlerinde bahsi geçen bikameral zihin bilincin ortaya çıkışına dair teorilerden biri. Öz bilinci tam olarak gelişmemiş insanın kafasında duyduğu sesi tanrısal buyruğu zannetmesi olarak özetlenebilir bu durum. Şüphesiz ki ev sahiplerimizin bilinçlenme şeklini de andırıyor. Sezon finalinde muhtemelen keyif çığlıkları atarak bilinç kazanan robotların yükselişini izleyeceğiz.

Haftaya sezon finaline dair incelememizle beraber sezonun genel bir incelemesini yapacağımız, teorilerden teorilere koşacağımız yazılarımızda görüşmek üzere. Yorumlarınızı, eleştirileriniz, teorilerinizi bizden sakınmayın. 

 

 

Bomba

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Yayınlandı

on

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider, oyuncak için ise o zamanlar evrenin sonsuzluğu gibi gelecek büyüklükte olan Toys ‘R’ Us’a doğru yola çıkardık. Space Jam oyuncakları, boyama kitaplarını, figürleri hala hatırlıyorum. Öyle güzeldi. Ancak Amerikan basınına göre oyuncak sektörünün eski büyük lideri, yeni nesil Amazon vb. sitelerle baş edemeyerek 1 hafta sonra iflasını açıklayacak.

Reuters ve Wall Street Journal iflas haberini ilk alanlar oldu. Raporlarına göre, oyuncak perakendecisi birkaç hafta içinde iflas başvurusunda bulunmak zorunda kalacağını açıklamışlar. Markanın ABD’deki 1,600 artı mağazasında yaklaşık 5 milyar dolar borcu olduğu söyleniyor.

Toys ‘R’ Us’ın da tarihin tozlu raflarında kaybolduğu bir hayata hazır mıyız geekler? Ben değilim. 

Okumaya Devam Et

Bomba

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Yayınlandı

on

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol sayıda ilk kez Ben Urich’in anlatımıyla yapmadık açılışı. Onun yerine giriş sayfalarımızı Frank Castle, Punisher, suç ile ilgili görüşleri ile kapladı. Karakterin güzel bir özetiydi bu konuşması aslına bakarsanız. Kısaca kahramanların sağlamaya çalıştığı adaletin hiçbir zaman işe yaramamasından dem vurdu.

5. Sayıya bir giriş yaparsak,  ilk hikaye arkı 4. sayı ile bitmiş sanmıştım. Hem bitmiş gibi göründüğünden, hem de artık bitsin istememden olsun gerek. Görünen o ki Diamondback’in bir de kaçış planı varmış. Sayı beli kırılmış Iron Fist’in Night Nurse’ün mekanında uyanması akabinde artık bir teşekkür amaçlı binayı satın almasıyla açıldı. Buralardaki konuşmalar sayının geneli gibi çok güzel yazılmıştı, özellikle Danny’nin ”Vücudum bir tapınak” tarzı sözleri karakterin olması gerektiği halini iyi yansıttı. İsterdik ki dizide de bu yönü biraz daha ön plana çıksın. Punisher ile aynı polis aracında taşınan Diamondback çenesi ile Punisher’ı yormaya, hatta irrite etmeye çalışıyor. Ona ölen karısından dahi bahsediyor ve başarıyor da. Bu sırada ekibi ise 4 kişi bir çatıda görüyoruz tek kelime ile harika panellerdi. Marquez’in çizimleri yine harika, yine harika.  Ekibin burada gelecek hamlelerini planlamalarını ve birlikte hareket etmelerini okumak şahaneydi. Özellikle Danny’nin Matt’e;

“Çok fazla boks referansı kullanıyorsun, ünlü bir boksör falan mısın?”

sorusu güldürdü cidden. Sayının son anlarına doğru bir ikili diyalog da yine Danny-Matt ikilisinden geliyor. Danny’nin Matt’e neden maske taktığını sorduğunda geçen konuşmalar da çok iyi yazılmıştı. Evet yıllardır süper kahraman filmlerinde, dizilerinde izlediğimiz, gördüğümüz nedenlerden çok da farklı bir şey sunmadı bu diyalog belki ama Anad dönemi başladığından beri kimliğini koruyan Daredevil ve onun Danny ile ilişkisi için önemli bir gelişim noktası oluşturur cinstendi.

Sayının finali ise şok eden cinstendi Black Cat evine gidiyor ve onu bekleyen Diamondback ile karşılaşıyor. Kısa bir ikili konuşmanın ardından Diamondback Cat’e kurşunları yağdırıyor. Kedi bu sefer dört ayak üzerine düşer mi bilinmez. Matt’in silah seslerini duyması ile sayı perdesini kapıyor. Dediğim gibi, sayıda aksiyon belki azdı, ama okuması zevk veren unsurlarda ilk sırada bile gelmez aksiyon benim için. Özellikle bir ekip serisinde ekibin dinamikleridir önemli olan. Hala okumuyorsanız, okumadıysanız, Bendis’in kaleminden çıkan harika diyalogları, etkileşimleri ve Marquez’in ortaya döktüğü sanatı kaçırıyorsunuz. Şimdilik benim Defenders #5 için söyleyeceklerim bu kadar.

Gelecek sayı ve sayılarda görüşmek üzere!

Okumaya Devam Et

Bomba

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Yayınlandı

on

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en iyi dizi adaylarından birini yazabilecek olsam hangisini yazardım diye sordum. Verdiğim cevap için ise düşünmem gerekmedi! Peter Morgan tarafından yaratılan The Crown kuşkusuz bu yıl televizyonlarda – aslında bir Netflix yapımı – çıkan en iyi eserlerden biri. Netflix’in en pahalı işlerinden biri olan bu yapımın tahmini bütçesi tam 156 milyon dolar. Dizinin konusu ise Oscar’lı film The King’s Speech’te de izlediğimiz kekeme kral IV.George’un ölümünden sonra Elizabeth’in tahta çıkışı ve ardından gelişen tarihi olayları kapsıyor. Dizi konusu bakımından tarihi ve tarihi yapımları sevenler için bir elmas niteliğinde. Bir belgesel tadında tabi ki değil fakat bunu beklememiz de yersiz olurdu. Özellikle bazı bölümlerin sonlarında o bölümde ele alınan herhangi bir konunun gerçekte ne zaman vuku bulduğu, sonuçları ve sonrasında neler olduğu gibi bilgiler de yer alıyor.

Dizinin başrollerini Kraliçe 2. Elizabeth rolünde Claire Foy, eşi, Edinburgh Dükü Philip rolünde Doctor Who severlerin yakından tanıdığı Matt Smith, kraliçenin kardeşi Margaret rolünde güzelliğiyle izleyeni ekranlara kilitlemeyi başaran Vanessa Kirby ve son olarak Winston Churchill rolünde ise 2 Oscar adaylığı bulunan John Lithgow var. Üstteki görselden de görebileceğiniz gibi casting çok ama çok başarılı. Karakterlerin tarihteki gerçek halleri ile inanılmaz bir benzerlik sağlanmış. Dizinin o devasa bütçesinin nerelerde kullanıldığını hakkında koymuş olduğum görsellere baktığınızda fikir edinebilirsiniz diye düşünüyorum. İzlediğinizde ise kendi gözlerinizle görürsünüz. Çünkü prodüksiyon tek kelimeyle harika. Örnek vermek gerekirse kostüm departmanı ortaya çok ince bir işçilik koymuş.

Kostümler dışında kullanılan set, dekorlar muazzam, 20.yüzyıl İngiltere’sini hissedebiliyorsunuz. İç mekan tasarımları kraliyet ailesine yakışır cinsten görkemli, dış mekan çekimlerini izlerken ise kendimi sık sık ”Oha, bu kadar insanı nasıl toplamış da bu sahneleri çekmişler” derken buldum. Özellikle Elizabeth’in siyasi nedenlerden dolayı birçok ülkeyi gezmesi gerektiğinde, buralarda çekilmiş sahneler sizin, olayın içine girmenizi kolaylaştırıyor.

Dizinin müziklerinin başında Rupert Gregson-Williams var. O da çok başarılı bir iş çıkarmış. Özellikle ”Duck Shoot” parçasını dinlemekten sıkılmadım henüz. Tema müziğini ise Rupert değil, Hans Zimmer yapmış! Kendisini övmek için ayrı yazı yazarım ben, o kadar ünlü ve sektörde her iyi işin altında adını görebileceğiniz biri. Meraklısına araştırmayı öneririm, bakarsınız sizin de sevdiğiniz bir filmin, melodisinin yaratıcısıdır.

Dizinin değinmediğim noktalarından biri ise, dizinin ne kadar akıcı olduğu, 50 dakika – 1 saatlik bir dizi için inanılmaz derecede akıcı. Kendinizi üç dört bölümü ard arda izlerken buluyorsunuz. Bu süreye sahip diziler için bende bunu başarabilen son dizi sanırım Breaking Bad idi.

Biraz daha detaylı bir şekilde konuya değinmek gerekirse, merak etmeyin dizi, siyasete en ince ayrıntısına kadar girmektense, bir kitap olarak düşünürsek, onun sadece kapağını, iç çizimlerini ve belli kesitlerini alıntılıyor. Odak noktamız daha çok 2.Elizabeth. Onun yükselişini, bir Kraliçe ve aynı zamanda bir eş, bir anne olarak yaşadığı zorlukları görüyoruz. Siyaseti bilmiyor, okula gitmemiş, herhangi bir alanda eğitim almamış, çocukluk yıllarında sadece ülkenin yasaları, İngiliz Klisesi hakkında öğretiler görmüş ve dolayısıyla olduğu noktada zorluk çekiyor.

Claire Foy sergilediği performansla hem Taç’ın (Crown) hem de rolün altından kalkmış. Hazır bir oyuncunun performansına değinmişken, oyunculuklardan bahsedeyim. Dizi diğer çoğu alanda olduğu gibi oyunculuklar konusunda da sizi etkiliyor. Hatta yeri geliyor tüyleriniz diken diken bir şekilde ekrana bakarken buluyorsunuz kendinizi. Başta dizinin castını saymıştım. Tekrar saymama ya da tek tek değinmeme gerek yok zira hepsi iyi derecesinde performanslar sergiliyorlar ancak 2 kişi oldukça ön plana çıkıyor. Biri zaten ana karakterimize hayat veren Claire Foy. İlk sezonu bitirdiğinizde, bir kez daha ilk bölümü izleyip, daha sonra son bölüme bir göz atmanızı istiyorum. Karakterin yaşadığı değişimi nokta atışı diyebileceğimiz şekilde, eksiksiz gösteriyor. Diğer kişi ise Winston Churchill rolündeki John Lithgow. Dönem veya karakterler hakkında herhangi bir belgeseli ya da Youtube’dan birkaç videoyu izlerseniz görürsünüz. John Lithgow’un kullandığı beden dili, yürüyüşü, mimikleri, sanki gerçekten O’ymuş gibi hissettiriyor. Zaten her iki oyuncu da rolleri ile oyunculuk dallarındaki adaylıklara sahip. Claire Foy, ”En iyi kadın oyuncu” dalında, John Lithgow ise ”En iyi yardımcı erkek oyuncu” dalında aday. Yazı boyunca amma övdün, hiç mi kötü, olumsuz etken, faktör yok diye düşünmüş olabilirsiniz. Ama inanın yoklar. Dizinin Emmy ödüllerinde tam 11 adaylığı var.

Bu adaylıkların en önemlilerinden bazıları:

  • En İyi Drama Dizisi
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yönetmenlik
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Casting
  • En İyi Müzik Kompozisyonu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Senaryo

Dizi Golden Globe (Altın Küre) ödül töreninde ise En Drama Dizisi ve Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini evine götürdü. Sırada Emmy ödülleri var. Ben yapımın törenden en az birkaç ödül ile ayrılmasını istiyorum ve ümit ediyorum.

Diziyi hala izlememişseniz inanın bu yılın en iyi dizilerinden birini kaçırıyorsunuz. The Crown, çok kaliteli bir yapım ve her ayrıntısını incelemeniz, hayranlıkla döneme tanıklık etmeniz için sizleri bekliyor.

 

Okumaya Devam Et

Facebook

Bombalamasyon

Genel4 gün ago

Bir Stephen King Uyarlaması: “IT” Film İncelemesi

Kaliteli filmlerin ülkemize geç gelişinden ya da hiç gelmeyişinden muzdaribiz. Geç gelmeyenler ise popüler filmler oluyor. Yani sinemada Imax kalitesiyle,...

Bomba7 gün ago

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider,...

Bomba7 gün ago

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol...

Bomba1 hafta ago

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en...

Bomba2 hafta ago

Jeneriği ile Akıllara Kazınmış 15+2 Efsane Televizyon Dizisi!

Bir dizinin en önemli öğesi jeneriğidir. Bu cümlemi direkt kıran bir dizi var Ray Donovan. Jenerik kullanmıyor. Sert bir mizacı...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones: Kitaplarda Hala Hayatta Olan Karakterler!

George R.R. Martin acımadan karakter öldüren bir yazar olabilir fakat öyle karakterler var ki dizi yapımcıları öldürse de sevimli yazarımız...

Bomba3 hafta ago

Inhumans Imax İncelemesi, İlk İzlenim

İlk önce film olması planlanan, daha sonra diziye evrilen Inhumans’ın ilk 2 bölümü Imax sinemalarda gösterime girdi. Amerika’da ABC kanalının...

Bomba3 hafta ago

Beyaz Perde’de Boy Göstermiş Can Alıcı 11 Kadın!

Daha önce en efsane kötü karakterler videosu ile karşınıza çıkmıştık. Şimdi ise iyisiyle, kötüsüyle, çılgınıyla, tatlısıyla, kurbanlık koyun gibi insan...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones’u Neden Bu Kadar Çok Seviyoruz? Nedir bu Game of Thrones Manyaklığı?

Manyak, kelimesi burada kötü anlama gelmemektedir. Ülkemizde tatlı kişilere manyak tepkisini veririz. Ve bu ülke, kalıbımı basarım ki Game of...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones 7.Sezon Finali “The Dragon and the Wolf” İncelemesi ve Akılda Kalanlar

“Karlar yağdığında ve ak rüzgarlar estiğinde yalnız kurt ölür ama sürü yaşamayı sürdürür.” SPOILER Dizinin asıl müziği en hafif halinde...

Bomba