Connect with us

Bomba

Westworld 1. Sezon Genel Değerlendirmesi

Yayınlandı

on

İstanbul’da yaşanan terör saldırısı canımızı sıktı, moralimizi bozdu hatta akıl ve ruh sağlığımızı sarstı bir ucundan. Bu yüzden bu süreçte siz sevgili okuyucularımızla buluşamadık fakat terörün maksadının günlük hayatın olağan işleyişini kırmak olduğunu hesaba katarsak teröre karşı sivil yolla yapabileceğimiz en büyük mücadele yapmakta olduğumuz şeyleri yapmaya devam etmektir. Bu yüzden yazmaya, incelemeye, haber vermeye geri dönüyoruz. Sizi de bekliyoruz.

Sevgili takipçiler, bildiğiniz üzere gönüllerin efendisi Westworld geçen hafta itibariyle tatile girerek hepimizi 2 yıl sürecek derin bir özleme haline gark etti. Ben de Westworld olmadan geçecek ilk haftamızda bu hasretin etkilerini biraz olsun azaltabilmek adına dizinin ilk sezonunu genel bir yorumla yorumlayayım dedim. Az biraz hasret giderir, biraz anıları yad ederiz.

Yazının bundan sonrasında her an her yerden spoiler çıkabilir. Çıkmayabilir de. Hiç bir şeye söz vermiyoruz. Westworld’ü hala izlemediyseniz tez vakitte izlemenizi tavsiye edip yazımıza başlıyoruz. Yazı boyunca diziyi belli klasmanlar altında incelemeyip o klasmanlara dair görüşlerimizi aktaracağız.

Müzikler

Dizi ilk bölümün ilk anından itibaren müzikleriyle farklı bir deneyim yaşatacağının teminatını verdi. Gönüllerin bestekarı, şimdilik şaheseri olan muhteşem Game of Thrones müziklerini çok genç yaşında yapmış olan Ramin Djwadi duruyor müziklerin başında. Kendisi Game of Thrones dışında Abrahams-Nolan ortaklığının ilk meyvesi olan Person of İnterest’te de kulaklarımızı şenlendirmişti. Şimdi sağolsun Westworld’de hepimizi kendinden geçiriyor.  Kendi bestesi olan müziklerle birlikte muhteşem coverlar kullanıyor Djwadi. Efsanevi bazı müzikleri Westworld’ün evrenine çok güzel dahil ediyor. Zamanında dizinin müziklerine dair yazmıştık bu yüzden daha fazla konuşmaya gerek duymuyorum.

piano-opening-credits-westworld

 

Yönetmenlik

Televizyon işlerinden çoğu zaman yönetmenliğe pek dikkat edilmezdi. TV biraz daha popüler işlerin mekanı olduğu için açıkçası pek de sallanmazdı kameranın nerede durduğu. Bu durum yakın zamanda kökünden değişti. Siyah ekranda Hannibal gibi Breaking Bad gibi diziler izlemeye başladık. Netflix geldi bütün TV yayıncılığını bambaşka bir şeye çevirdi. Adamlar kalktı Wody Allen’a dizi yaptırdı. Şimdi bu trende Westworld’de dahil oldu.

İlk bölümü Jonathan Nolan tarafından yönetildi dizinin ve hakikaten bir sinema filmi kalitesindeydi. Muhteşem silahlı çatışma kareografileri, kusursuz kamera açıları, harika sekanslarla kalktık ilk bölümün başından. Dizi ağzımıza bir parmak bal çalıp gitmedi bu alanda. İlk on bölüm boyunca çok kaliteli isimlerle çalıştılar. Lost, Game of Thrones, Doctor Who, Breaking Bad gibi televizyon tarihinin kült işlerinden çalışmış insanları kamera arkasına geçirdi dizi. Yetmedi, yetinmedi 4. bölümde Vincenzo Natali’ye yönetmenlik verdi. Evet 2000’li yıllar bilim kurgusunun efsanevi ismi Cube filmini neredeyse tek başına yapan adam Vincenzo Natali geldi dizide yönetmenlik yaptı. daha ne diyelim.

Sanatsal Arka Plan

Westworld’den bahsederken muhakkak değinmemiz gereken şeylerden biri de bu. Dizi Rolling Stones gibi Radiohead gibi müzik gruplarının şarkılarını kullanmaktan öteye geçiyor yapımın sanatla irtibatı konusunda. William Shakespeare’den alıntılar yapıyor (hatta dizinin ilk sezonunu bu alıntılardan birinin üstüne inşa ediyor) Michelangelo’nun Adem’in yaratılışı tablosunu alıyor sözgelimi dizi kurgusunun orta yerine zaman ayarlı bir bomba olarak bırakıyor. En son sanatla bu kadar iç içe Hannibal’ı görmüştüm televizyon dünyasında.

dolores-and-teddy-with-dr-ford-westworld-finale

Prodüksiyon

Yanlış bilmiyorsam, daha pahalı bir şey çekmediysek geçen zamanda Türkiye’nin en yüksek bütçeli filmi hala Fetih 1453 olmalı. Üç saate yakınsayan bu “dev prodüksiyon” doların fiyatının daha makul seviyelerde olduğu zamanların parasıyla 18 milyon dolar bütçe ile çekilmiş. Padişah’ın saray dekorasyonu, kostümler, savaş kareografileri, özel efektler, müzikler falan derken 18 milyon dolar harcanmış filme. Peki bunu neden söylüyoruz? Fetih 1453 kendi halinde bir sinema dünyası olan arada sırada yakaladığı büyük çıkışları da yüksek bütçeli filmlerle değil düşük bütçeli sanat filmleriyle yakalayan Türk sineması için bir devrim niteliğindeydi. Peki esas konumuz olan Westworld’e gelelim: Westworld’ün ilk sezon için ayırdığı bütçe yüz milyon dolar. İlk sezondan Game of Thrones kadar para harcamış adamlar. Ha parayı har vurup harman mı savurmuşlar? Tabii hayır harcadıkları her sent her peni helal olsun aslanlarıma. Bu parayı Türk sinemasına yatırsan sana 6 dram, 2 Recep İvedik, 3 şive komedisi, 2 de cinli korku filmi çıkartırdı fakat hepsini toplasan bir Westworld etmezi.

Oyunculuk

Dizide on bölüm boyunca Anthony Hopkins ile Ed Harris ekrandan ateş etti hatta yeri geldi bu ikili karşı karşıya gelip birbirlerine oyunculuk fırlattı. Açıkçası kadronun geri kalanı Gerçek Kesit ayarından oyunculuk sergilese de itiraz edemeyecek Hopkins ile Harris’in hatrına izleyecektik ama adamlar durmamışlar ele güne karşı bütün paraları ihtiyarlara verdi adam gibi oyuncu kalmadı dedirtmeyiz deyip ne kadar yetenekli insan varsa doldurmuşlar içeri. Gerçekten oyuncu listesini açtım önüme uzun uzun bakıyorum bir tane Kitt Harrington ayarında oyunculuğu kabız ama yakışıklı olduğu için kadroda yer bulan insan göremiyorum. Herkes yapması gerekeni en iyisiyle yapıyor dizide.

bernard-basement

Anlatım Tekniği

Dizi ilk bölümüyle gündeme bomba gibi düşünce “bariz bir şekilde güzel olan bir şeyi gömeyim de ne kadar zeki ne kadar farklı olduğum belli olsun” düşüncesindeki insanlar ürperdi, zira ilk bölümde vurabilecekleri bir yer bu da olmamış diyebilecekleri hiç bir şey yoktu. Birkaçı ellerini göbeklerinin üzerine bağlayıp “abi ben western sevmiyorum.” diyebildi yalnızca. Derken 2. 3. bölümler yayınlandığında su içen geyik görmüş aslan gibi dikildi kafaları bu kimselerin. Dizi yavaş tempoda ilerliyordu. Dizi sağı solu patlatmak, her an yeni bir olay çıkarıp, her an açıklama yapıp, soru sorup, soru cevaplayıp CW dizisi gibi gitmektense ağır ağır ilerliyor, karakterler felsefi ve uzun sohbetler yapıyordu.

Dizinin ilk yarısındaki anlatım dilini gören “boş eleştirici” arkadaşlar Breaking Bad izlerken labarotuvara giren bir sineği kovalayarak koca bölüm geçirmemiş gibi, hiç cevap alamayacağı soruların peşinden altı sezon Lost izlememiş gibi, hepsi bir yana 6 yıldır Khaleesi denilen çakma sarışının Westeros’a yola çıkmasını beklememiş gibi diziyi yavaş ve sıkıcı buldu. Ömrü güzel hikayeler okuyup orta karar hikayeler yazmakla geçmiş biri olarak “güzel kardeşim sakin olun. Bakın bunun karakter tanıtımı var, olay örgüsü oluşturması, gerilim yaratması var. Sizin istediğiniz gibi olmuyor o işler. Azcık sabredin iki üç bölüme kafaları yiyeceksiniz. Ben Nolan’a güveniyorum.” dedim “sıkıcı dizi işte abi bize masal anlatma” dediler. Kötü şive taklitleri yapıp güldüler uzun uzun.

Dizi sezonun ikinci yarısına geçtiği andan itibaren öyle bir şahlandı ki bir Allah’ın kulu durduramadı. Çoştukça çoştu iki hafta önce diziye çok sıkıcı diyenler hiç bir şey olmamışcasına diziyi övmeye geri döndü. Güzel hikaye kazandı. Nolan kazandı. HBO kazandı…

Hikaye

Yetmişli yılların klişe senaryolarından birini alıp televizyon tarihine damga vuracak bir şey haline getirmiş Nolan-Joy çifti. Senaryonun soru cevap dengesi harika kurulmuş, karakterler muhteşem yaratılmış, twistler fevkalade yerleştirilmiş. Zaten dizinin ana karakterlerinden Ford’un sağlam hikayeleri ne kadar sevdiğini biliyoruz.

Gayet sağlam bir hikaye meydana gelmiş.

Bomba

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Yayınlandı

on

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider, oyuncak için ise o zamanlar evrenin sonsuzluğu gibi gelecek büyüklükte olan Toys ‘R’ Us’a doğru yola çıkardık. Space Jam oyuncakları, boyama kitaplarını, figürleri hala hatırlıyorum. Öyle güzeldi. Ancak Amerikan basınına göre oyuncak sektörünün eski büyük lideri, yeni nesil Amazon vb. sitelerle baş edemeyerek 1 hafta sonra iflasını açıklayacak.

Reuters ve Wall Street Journal iflas haberini ilk alanlar oldu. Raporlarına göre, oyuncak perakendecisi birkaç hafta içinde iflas başvurusunda bulunmak zorunda kalacağını açıklamışlar. Markanın ABD’deki 1,600 artı mağazasında yaklaşık 5 milyar dolar borcu olduğu söyleniyor.

Toys ‘R’ Us’ın da tarihin tozlu raflarında kaybolduğu bir hayata hazır mıyız geekler? Ben değilim. 

Okumaya Devam Et

Bomba

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Yayınlandı

on

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol sayıda ilk kez Ben Urich’in anlatımıyla yapmadık açılışı. Onun yerine giriş sayfalarımızı Frank Castle, Punisher, suç ile ilgili görüşleri ile kapladı. Karakterin güzel bir özetiydi bu konuşması aslına bakarsanız. Kısaca kahramanların sağlamaya çalıştığı adaletin hiçbir zaman işe yaramamasından dem vurdu.

5. Sayıya bir giriş yaparsak,  ilk hikaye arkı 4. sayı ile bitmiş sanmıştım. Hem bitmiş gibi göründüğünden, hem de artık bitsin istememden olsun gerek. Görünen o ki Diamondback’in bir de kaçış planı varmış. Sayı beli kırılmış Iron Fist’in Night Nurse’ün mekanında uyanması akabinde artık bir teşekkür amaçlı binayı satın almasıyla açıldı. Buralardaki konuşmalar sayının geneli gibi çok güzel yazılmıştı, özellikle Danny’nin ”Vücudum bir tapınak” tarzı sözleri karakterin olması gerektiği halini iyi yansıttı. İsterdik ki dizide de bu yönü biraz daha ön plana çıksın. Punisher ile aynı polis aracında taşınan Diamondback çenesi ile Punisher’ı yormaya, hatta irrite etmeye çalışıyor. Ona ölen karısından dahi bahsediyor ve başarıyor da. Bu sırada ekibi ise 4 kişi bir çatıda görüyoruz tek kelime ile harika panellerdi. Marquez’in çizimleri yine harika, yine harika.  Ekibin burada gelecek hamlelerini planlamalarını ve birlikte hareket etmelerini okumak şahaneydi. Özellikle Danny’nin Matt’e;

“Çok fazla boks referansı kullanıyorsun, ünlü bir boksör falan mısın?”

sorusu güldürdü cidden. Sayının son anlarına doğru bir ikili diyalog da yine Danny-Matt ikilisinden geliyor. Danny’nin Matt’e neden maske taktığını sorduğunda geçen konuşmalar da çok iyi yazılmıştı. Evet yıllardır süper kahraman filmlerinde, dizilerinde izlediğimiz, gördüğümüz nedenlerden çok da farklı bir şey sunmadı bu diyalog belki ama Anad dönemi başladığından beri kimliğini koruyan Daredevil ve onun Danny ile ilişkisi için önemli bir gelişim noktası oluşturur cinstendi.

Sayının finali ise şok eden cinstendi Black Cat evine gidiyor ve onu bekleyen Diamondback ile karşılaşıyor. Kısa bir ikili konuşmanın ardından Diamondback Cat’e kurşunları yağdırıyor. Kedi bu sefer dört ayak üzerine düşer mi bilinmez. Matt’in silah seslerini duyması ile sayı perdesini kapıyor. Dediğim gibi, sayıda aksiyon belki azdı, ama okuması zevk veren unsurlarda ilk sırada bile gelmez aksiyon benim için. Özellikle bir ekip serisinde ekibin dinamikleridir önemli olan. Hala okumuyorsanız, okumadıysanız, Bendis’in kaleminden çıkan harika diyalogları, etkileşimleri ve Marquez’in ortaya döktüğü sanatı kaçırıyorsunuz. Şimdilik benim Defenders #5 için söyleyeceklerim bu kadar.

Gelecek sayı ve sayılarda görüşmek üzere!

Okumaya Devam Et

Bomba

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Yayınlandı

on

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en iyi dizi adaylarından birini yazabilecek olsam hangisini yazardım diye sordum. Verdiğim cevap için ise düşünmem gerekmedi! Peter Morgan tarafından yaratılan The Crown kuşkusuz bu yıl televizyonlarda – aslında bir Netflix yapımı – çıkan en iyi eserlerden biri. Netflix’in en pahalı işlerinden biri olan bu yapımın tahmini bütçesi tam 156 milyon dolar. Dizinin konusu ise Oscar’lı film The King’s Speech’te de izlediğimiz kekeme kral IV.George’un ölümünden sonra Elizabeth’in tahta çıkışı ve ardından gelişen tarihi olayları kapsıyor. Dizi konusu bakımından tarihi ve tarihi yapımları sevenler için bir elmas niteliğinde. Bir belgesel tadında tabi ki değil fakat bunu beklememiz de yersiz olurdu. Özellikle bazı bölümlerin sonlarında o bölümde ele alınan herhangi bir konunun gerçekte ne zaman vuku bulduğu, sonuçları ve sonrasında neler olduğu gibi bilgiler de yer alıyor.

Dizinin başrollerini Kraliçe 2. Elizabeth rolünde Claire Foy, eşi, Edinburgh Dükü Philip rolünde Doctor Who severlerin yakından tanıdığı Matt Smith, kraliçenin kardeşi Margaret rolünde güzelliğiyle izleyeni ekranlara kilitlemeyi başaran Vanessa Kirby ve son olarak Winston Churchill rolünde ise 2 Oscar adaylığı bulunan John Lithgow var. Üstteki görselden de görebileceğiniz gibi casting çok ama çok başarılı. Karakterlerin tarihteki gerçek halleri ile inanılmaz bir benzerlik sağlanmış. Dizinin o devasa bütçesinin nerelerde kullanıldığını hakkında koymuş olduğum görsellere baktığınızda fikir edinebilirsiniz diye düşünüyorum. İzlediğinizde ise kendi gözlerinizle görürsünüz. Çünkü prodüksiyon tek kelimeyle harika. Örnek vermek gerekirse kostüm departmanı ortaya çok ince bir işçilik koymuş.

Kostümler dışında kullanılan set, dekorlar muazzam, 20.yüzyıl İngiltere’sini hissedebiliyorsunuz. İç mekan tasarımları kraliyet ailesine yakışır cinsten görkemli, dış mekan çekimlerini izlerken ise kendimi sık sık ”Oha, bu kadar insanı nasıl toplamış da bu sahneleri çekmişler” derken buldum. Özellikle Elizabeth’in siyasi nedenlerden dolayı birçok ülkeyi gezmesi gerektiğinde, buralarda çekilmiş sahneler sizin, olayın içine girmenizi kolaylaştırıyor.

Dizinin müziklerinin başında Rupert Gregson-Williams var. O da çok başarılı bir iş çıkarmış. Özellikle ”Duck Shoot” parçasını dinlemekten sıkılmadım henüz. Tema müziğini ise Rupert değil, Hans Zimmer yapmış! Kendisini övmek için ayrı yazı yazarım ben, o kadar ünlü ve sektörde her iyi işin altında adını görebileceğiniz biri. Meraklısına araştırmayı öneririm, bakarsınız sizin de sevdiğiniz bir filmin, melodisinin yaratıcısıdır.

Dizinin değinmediğim noktalarından biri ise, dizinin ne kadar akıcı olduğu, 50 dakika – 1 saatlik bir dizi için inanılmaz derecede akıcı. Kendinizi üç dört bölümü ard arda izlerken buluyorsunuz. Bu süreye sahip diziler için bende bunu başarabilen son dizi sanırım Breaking Bad idi.

Biraz daha detaylı bir şekilde konuya değinmek gerekirse, merak etmeyin dizi, siyasete en ince ayrıntısına kadar girmektense, bir kitap olarak düşünürsek, onun sadece kapağını, iç çizimlerini ve belli kesitlerini alıntılıyor. Odak noktamız daha çok 2.Elizabeth. Onun yükselişini, bir Kraliçe ve aynı zamanda bir eş, bir anne olarak yaşadığı zorlukları görüyoruz. Siyaseti bilmiyor, okula gitmemiş, herhangi bir alanda eğitim almamış, çocukluk yıllarında sadece ülkenin yasaları, İngiliz Klisesi hakkında öğretiler görmüş ve dolayısıyla olduğu noktada zorluk çekiyor.

Claire Foy sergilediği performansla hem Taç’ın (Crown) hem de rolün altından kalkmış. Hazır bir oyuncunun performansına değinmişken, oyunculuklardan bahsedeyim. Dizi diğer çoğu alanda olduğu gibi oyunculuklar konusunda da sizi etkiliyor. Hatta yeri geliyor tüyleriniz diken diken bir şekilde ekrana bakarken buluyorsunuz kendinizi. Başta dizinin castını saymıştım. Tekrar saymama ya da tek tek değinmeme gerek yok zira hepsi iyi derecesinde performanslar sergiliyorlar ancak 2 kişi oldukça ön plana çıkıyor. Biri zaten ana karakterimize hayat veren Claire Foy. İlk sezonu bitirdiğinizde, bir kez daha ilk bölümü izleyip, daha sonra son bölüme bir göz atmanızı istiyorum. Karakterin yaşadığı değişimi nokta atışı diyebileceğimiz şekilde, eksiksiz gösteriyor. Diğer kişi ise Winston Churchill rolündeki John Lithgow. Dönem veya karakterler hakkında herhangi bir belgeseli ya da Youtube’dan birkaç videoyu izlerseniz görürsünüz. John Lithgow’un kullandığı beden dili, yürüyüşü, mimikleri, sanki gerçekten O’ymuş gibi hissettiriyor. Zaten her iki oyuncu da rolleri ile oyunculuk dallarındaki adaylıklara sahip. Claire Foy, ”En iyi kadın oyuncu” dalında, John Lithgow ise ”En iyi yardımcı erkek oyuncu” dalında aday. Yazı boyunca amma övdün, hiç mi kötü, olumsuz etken, faktör yok diye düşünmüş olabilirsiniz. Ama inanın yoklar. Dizinin Emmy ödüllerinde tam 11 adaylığı var.

Bu adaylıkların en önemlilerinden bazıları:

  • En İyi Drama Dizisi
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yönetmenlik
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Casting
  • En İyi Müzik Kompozisyonu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Senaryo

Dizi Golden Globe (Altın Küre) ödül töreninde ise En Drama Dizisi ve Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini evine götürdü. Sırada Emmy ödülleri var. Ben yapımın törenden en az birkaç ödül ile ayrılmasını istiyorum ve ümit ediyorum.

Diziyi hala izlememişseniz inanın bu yılın en iyi dizilerinden birini kaçırıyorsunuz. The Crown, çok kaliteli bir yapım ve her ayrıntısını incelemeniz, hayranlıkla döneme tanıklık etmeniz için sizleri bekliyor.

 

Okumaya Devam Et

Facebook

Bombalamasyon

Genel2 gün ago

Bir Stephen King Uyarlaması: “IT” Film İncelemesi

Kaliteli filmlerin ülkemize geç gelişinden ya da hiç gelmeyişinden muzdaribiz. Geç gelmeyenler ise popüler filmler oluyor. Yani sinemada Imax kalitesiyle,...

Bomba5 gün ago

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider,...

Bomba5 gün ago

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol...

Bomba1 hafta ago

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en...

Bomba2 hafta ago

Jeneriği ile Akıllara Kazınmış 15+2 Efsane Televizyon Dizisi!

Bir dizinin en önemli öğesi jeneriğidir. Bu cümlemi direkt kıran bir dizi var Ray Donovan. Jenerik kullanmıyor. Sert bir mizacı...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones: Kitaplarda Hala Hayatta Olan Karakterler!

George R.R. Martin acımadan karakter öldüren bir yazar olabilir fakat öyle karakterler var ki dizi yapımcıları öldürse de sevimli yazarımız...

Bomba3 hafta ago

Inhumans Imax İncelemesi, İlk İzlenim

İlk önce film olması planlanan, daha sonra diziye evrilen Inhumans’ın ilk 2 bölümü Imax sinemalarda gösterime girdi. Amerika’da ABC kanalının...

Bomba3 hafta ago

Beyaz Perde’de Boy Göstermiş Can Alıcı 11 Kadın!

Daha önce en efsane kötü karakterler videosu ile karşınıza çıkmıştık. Şimdi ise iyisiyle, kötüsüyle, çılgınıyla, tatlısıyla, kurbanlık koyun gibi insan...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones’u Neden Bu Kadar Çok Seviyoruz? Nedir bu Game of Thrones Manyaklığı?

Manyak, kelimesi burada kötü anlama gelmemektedir. Ülkemizde tatlı kişilere manyak tepkisini veririz. Ve bu ülke, kalıbımı basarım ki Game of...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones 7.Sezon Finali “The Dragon and the Wolf” İncelemesi ve Akılda Kalanlar

“Karlar yağdığında ve ak rüzgarlar estiğinde yalnız kurt ölür ama sürü yaşamayı sürdürür.” SPOILER Dizinin asıl müziği en hafif halinde...

Bomba