Connect with us

Bomba

Wonder Woman Film İncelemesi ve Easter Eggleri

Yayınlandı

on

Merhabalar. İncelememizin ilk kısmını Kutluhan SPOILERSIZ incelerken, bendeniz Anıl ise SPOILERLI bir şekilde inceliyor olacağız. Spoilerlı kısma geldiğimiz vakit tekrar bir uyaracağız.

Dırırın rın rın rı rın!

Süper Kahraman endüstrisinin en iyi yapımı Nolan’ın Batman’i olsa da DC, son hızla Marvel’i yakalamaya çalışıyor. Marvel’in dandik filmlerinden on kat dandik film yaparak akıllara kazınan DC Sinema Evreni, sonunda ortalamanın üzerinden bir filmle karşımıza çıktı. Justice League’den fazla beklenen bir yapımdı Wonder Woman. Beklediğimizi bulduk mu? Bulduk. Çünkü bu film fragmanda çoşturup, fragmandan öte gidemeyen yapımlardan olmadı. Böyle olumlu başladım ki ayağınız alışsın. Az sonra seri gömüp toprağını atacağım. Spoiler içermeyecek.

tumblr_og2r80Tymj1ugyuoto5_500

Oyunculuk

İsrailli model Gal Gadot’tan, mesleğinin sınırında bir performans izledik. Kendisini göstermek için en büyük fırsat buydu ancak bu fırsatı Wonder Woman olarak kazınmakla tepecek gibi görünüyor. Amazon Savaşçısı, naif, uğruna savaşmaya değer bir şey gördüğünde atlayan bir kadın. Ama ne kadın. İki buçuk saatlik filmin 42 dakikasında Gal Gadot’un güzelliği övülmüş, espri yapılmıştır. Filmde böyle altyazı geçmeliydi bence.

İngiltere’nin büyük yeteneklerinden David Thewlis’in canlandırdığı Sir Patrick, İngiltere’nin savaş diplomasisini yürüten biri. Harry Potter ile tanınan, Naked filmiyle Cannes’de en iyi aktör ödülü alan ve son zamanlarda Fargo’nun 3. Sezonunda oyunculuk dersi veren David ile bağlarınızı sıkı sıkıya tutmanızı öneriyorum.

Güzel mi güzel Elena Anaya, filmin en gizemli karakteri Dr. Zehir’i canlandırıyor. Yeterli seviyede. 3 tane figuran, komedi olsun film dolsun, bir tane her filmde kötü karakteri oynayan Danny Huston, attan inmeyen uçan kaçan CGI ürünü The Amazons… Saydıklarımın yanı sıra Captain Kirk rolünün altından başarıyla kalkmış Chris Pine bulunmakta. Steve Trevor gibi kilit bir karakteri muazzam bir şekilde oynuyor. Benim kanaatimle Gal Gadot’tan baya üstte ki, bu gayet normal.

Yönetmenlik

Kim bu Patty Jenkins diyebilirsiniz. Çünkü tanımıyoruz. Monster filminden sonra ilk sinema filmi için böyle ağır bir sorumluluk gerektiren filme verilmesi şaşırtıcı doğrusu. Genelde seyirci tüm övgüyü yönetmene ayırır. Ama işin yüzde 70’i (bazen yüzde 99’u) görüntü yönetmenine aittir. Yani Matthew Jensen. Kendisi, Game of Thrones, Ray Donovan ve True Blood gibi dizilerde görev yapmıştı. Eğer övecekseniz bu arkadaşı öveceksiniz. Ama benim gibi gömmek istiyorsanız, kim önünüze gelirse saydırın. Çünkü film slow-motion ve CGI’dan oluşuyor. Peter Jackson bile yıllar sonra bu hatayı yapmışken, fazla deneyimi olmayan yönetmen, bu sermayeyle neden yapmasın? Savaş temasını Zack Snyder gibi seçmiş, görsel olarak 3D’nin bir numarası olmayan film ortaya çıkarmış. IMAX, D-Box gitmiyorsanız, hiç sinemaya gitmeyin, paranıza değmeyecektir.

Senaryo

Filmin yarısında site yazarlarımızdan Anıl Kaleli’ye şunu söyledim:

“Süper kahraman filmi nasıl yapılır bize Nolan gösterdi. Wonder Woman hem süper kahraman hem savaş filmi. Nolan, Dunkirk filmi ile savaş filmi nasıl olur onu da gösterecek. Ve tüm bu parayla doldurmuş filmler tarihe kazınacak.”

Böyle olmalı hiç değilse. Yıl olmuş 2017, özgün işler izlemeyeceksek, eski filmleri izlemekten asla gocunmam. Paramı ve zamanımı çalmalarını doğru bulmuyorum. Ve senarist Allan Heinberg’ün de The O.C. ve Grey’s Anatomy gibi ortalama diziler haricinde bir başarısı bulunmamakta. Dawn of Justice rezilliğiyle güven kaybeden Zack Snyder da, filmin hikayesini hazırlamış. Olmuş mu olmamış mı sizinle de konuşmak isterim ancak bu kadar klişe dolu bir filmin senaryosu beni tatmin edemez. Basit twistler, muhtemel sonuçlar ve Justice League öncesi ısınma filmi.

Özet

“Dünya seni haketmiyor Diana!” repliği ve Is She With You epik müziği filmin en güzel yanlarıydı. Az değinilmiş karakterler, keşke değinmeseydi dediğimiz karakterler ve daha güzel işlenebilecek karakterler olarak üçe ayrılan bu film, Wonder Woman’ın görkemini gözümüze sokarak kapanışı yapıyor. Keşke film hep Amazon’da geçseydi diyorsunuz. Güzel yanlarıyla kapatalım, bir solo filminde görmek istenen artistik sahnelere sahip. Sizi gaza getiriyor. Polat Alemdar yapsa güldüğümüz ancak Wonder Woman yapınca tüylerimizin diken diken olduğu sahneler… Soundtrackler kuvvetli. Sosyal mesaj ağırlıklı. Feminizm kokan, savaşın kötülüğünü bas bas bağırarak anlatan tatlı mı tatlı bir DC filmi. Puan vermem gerekirse 7.5 diyebilirim. Çünkü şöyle şeyler mevcut, Wonder Woman bir yumrukla adam uçurabilen ancak kılıç savurarak sadece kesik atabilen bir savaşçı. Bir insan ile böyle bir büyük gücün karşılaşmasında R-rated sahneler görmek isteyebilirdik. Logan filmi gibi. Çünkü bir güç dengesizliği mevcut, Tanrı gibi dövüşüyor ancak insan gibi yaralıyor. Bekleyeceğiz. The Dark Knight’tan daha iyi bir film gelmesini bekleyeceğiz. Yıllar geçse de asırlar geçse de…

-BURADAN SONRASI FİLMLE İLGİLİ AĞIR SPOILER İÇERİR-

Anıl’ın İncelemesi:

Wonder Woman DC sinema tarihine adını şimdiden altın harflerle yazdırdığı kesin. Çünkü Dark Knight gibi bir üçleme sonrası süper kahraman filmleri ne Marvel ne DC ne de bir başka büyük film yapım şirketi bu üçlemenin gölgesinde kalmaya mahkummuş hissi veriyordu. Marvel kendi evreni içinde kurduğu ve ilmek ilmek işlediği filmleriyle bu gölgeyi aşamasa dahi ona paralel bir gölge çıkararak bu durumdan kendini kurtarmıştı. DC’nin işi çok daha zordu çünkü hem Nolan’lı Batman üçlemesinden sonra beklentiler stratosfere çıkmış, hem de Marvel’ın oldukça gerisinden geliyordu. Tüm bu zorlu süreç Superman’i ortaya atarak başladı ve Batman ile Wonder Woman ise Superman’in yaptıklarının bir sonucu olarak olaylara katıldılar. Çok büyük beklentilerle gidilen ama aynı büyüklükte bir hayal kırıklığı ile sonlanan Batman v Superman: Dawn of Justice’den sonra bir şeyler değişmeliydi. Bu Flash’ın yaklaşık 4-5 yönetmeninin değişmesi ve Suicide Squad’ın Joker’e rağmen yine mırıldanmalarla aldığı yorumlar sonrası DCEU’nun bir format yemesi gerektiğine dair görüşler bile ortaya atıldı. Ancak bu olumsuzluklar bir yerde sonlanacaktı. İşte sonlandığı yeri gururla açıklayabiliriz: Wonder Woman solo filmi!

wwladdergif

Öncelikle Kutluhan’ın yorumlarından birkaçına katılmakla beraber bazılarına da katılmıyorum. Katıldığım noktalardan biri yönetmen ve görüntü yönetmeninin harika bir iş çıkardığı yönünde. Amazonların orijin hikayesi temelleri sağlam bir şekilde anlatıldığı gibi Zeus ve Ares arasında tıpkı Rönesans tabloları gibi anlatılan resimli betimlemeler muhteşemdi. Kendimi sonunda DC evreninde olduğumu daha filmin başından itibaren hissetmeye başladım. Zeus’un neden insanları yarattığını, Ares’in neden Zeus’a karşı çıktığını ve Amazonların neden yaratıldığını teker teker anlıyor ve filme, çizgi romanları okumayanlar için her detayı öğrenmiş bir şekilde başlıyoruz.

Süper kahramanın kökeninin anlatıldığı solo filmlerin ilerleme sıkıntısı çok fazla çekmediğini görürüz. Çünkü bildiğimiz konular dahi olsa bunları işleme yöntemleri ve oyunculuklar farklılaşabiliyor. Elbette bu Spider-Man ve Batman için geçerli değil. Son 20 yılda yeterince Thomas-Martha Wayne ve Ben Amca öldürüldü. Zaten artık bunlar işlenmeden filmlerde çoktan yaşanmış bir şekilde ilerleniyor. Wonder Woman ise kökenini sağlam bir şekilde aktarırken, olaylara dahil olan Steve Trevor ile maceraları başlıyor.

7eb7f33d42f7261c57d607cc0b494e374b0b78d7_hq_niooem

Sinema salonlarında ülkemiz ile ilgili en ufak şeyde AS BAYRAKLARI AS moduna giren bir millet olarak 1. Dünya Savaşında geçen bir süper kahraman filminde Türkiye’nin geçmemesi üzerdi. Neyse ki bu atlanmadı ve iki büyük Türk bayrağı savaş sırasında gösterildi. Dr. Poison ile General Ludendorff’un uyumları birazcık sırıtsa da, görevleri savaşı kendi lehlerine çevirmek olması açısından filmde hak ettikleri yerleri aldılar. Bu arada Ludendorff diye bir Alman gerçekten yaşamış. 1. Dünya Savaşı’nın ünlü komutanlarından Erich Von Ludendorff, Wonder Woman’da da işlenmiş oldu. Hatta söylemiş olduğu ünlü bir söz, yanlış hatırlamıyorsam filmde de kullanıldı. Şöyle ki:

“Barış diye kalıcı bir şey yoktur. Barış, sadece savaşlar arasındaki geçici dönemlerdir.”

Kutluhan’a katıldığım ve hak verdiğim bir başka nokta ise sosyal mesajların fazlalığı idi. Örneğin gezegenimiz üzerinde Almanlar hem 1 hem 2. Dünya Savaşlarından ötürü çok iyi anılmazlar. Almanların savaşlarda kötü olarak anılması Hitler’den önce de var olan bir detaydı ve savaş tanrısını bir Alman olarak düşündürtmeleri sıradan ama geçerli bir nedendi. Ancak asıl olay Ares’in bir İngiliz yani Sir Patrick’in çıkmasıyla herkes bir aydınlanma yaşadı. Vatanım Sensin izleyen varsa orada söylenen sözü hatırlatmak isterim;

“Bir denizde iki balık kavga ediyorsa oradan mutlaka bir İngiliz geçmiştir.”

Savaş Tanrısı’nın bir İngiliz olması metaforu en etkilendiğim noktalardan biriydi. Ludendorff’un amaçsızca aldığı ve Injustice serisinde alınan Kriptonit haplarına benzer bir şekilde güçlenmesi sağlayan gazın onu Ares sanmamızdan başka hiçbir işe yaramadı. Ayrıca bir şikayetim de Ares’in tanrısal forma girdiğinde hala bıyıklı bir şekilde kalmasıydı. Çizgi romanlarda maskenin altı tamamen siyahtır ve kırmızı gözleriyle görünen Ares’in Sir Patrick formundan çıkmasını çok bekledim ama olmadı. Bıyık, koskoca savaş tanrısını ciddiye almamı zorlaştırdı. Dövüşü ise beğendim. İşin içinde Diana Prince olunca o dövüşü beğenmemek mümkün mü? Doomsday ile savaşırken ki attığı mutluluk gülüşü hala kafamızın içinde kalplerimizi ısıtırken, Wonder Woman’ın Ares ile dövüşü beni tatmin etti. Is She With You ise çalması gereken yerlerde çaldı ve dünyanın en güzel ost’u olduğunu bir kez daha kanıtladı.

Easter Eggler:

  • Ares’in Wonder Woman’ı kendi tarafına çekmeye çalıştığı bir sahne vardı. Dünya’nın yeşillenerek ormana, ilk haline döndüğü bir formunu gösteriyordu. Bu betimlemenin bir benzerini Zod ile Superman arasında görmüştük. Kötüler, iyileri yanlarına çekmeye çalışırken bu tekniği kullanmaya alışmış gibi.
  • Diana’nın dondurma sahnesini hatırlıyorsunuzdur. Bu sahne önce çizgi romanlarda, sonra Justice League: War animasyonunda karşımıza çıkmıştı. Diana’nın dondurma sevdasını atlamaması çok sevimliydi.

wonder-woman-ice-cream-jim-lee-dc-comics

 

DA2GIfMUwAAXhIQ

 

  • Her ne kadar 2. Dünya Savaşı’ndan kalma bir sembol olsa bile çoğumuz rosie the riveter’ı biliriz. Hani şu kol kasını sıkan ev hanımı görseli? Heh evet bildiniz, işte o kareyi Diana’da aynı pozu kurşunlardan kendini korurken veriyor. Benzerlik çok fazla inanın ve buram buram feminizm kokusunu alabiliyorsunuz.

Wonder-Woman-Movie-Rosie-Riveter

  • Wonder Woman çizgi romanlarında Themyscira’nın en önemli savaşçılarndan biri olan Artemis yer alır. Filmde ise Artemis’i canlandıran kişi boksör Ann Wolfe oldu. Küçük Diana’nın hayran hayran izlediği, büyük Diana’nın ise Antiope’yi yere sermeden hemen önce dövüştüğü kişi dersem sahnelerini hatırlarsınız.
  • Said Tahmaoui’nin hayat verdiği Sameer karakteri’nin Blackhawk pilotlarının kurucusu olabileceği teorisi ortalarda dolanmaya başladı. Blackhawks, 2. Dünya Savaşında yer alan bir pilot grubu. Bunların kurucusunun Sameer olabileceği söyleniyor ki, oyuncu Said’de aynı fikirde olduğunu şu tweeti ile gösterdi:

  • Dr. Poison’ı merak eden varsa diye bir özet geçelim. Çizgi romanlardaki kostümüne yaklaştıkları ancak orada erkek burada kadın olarak aktarıldığını belirtelim. Dr. Poison / Dr. Maru, ilk kez 1942’s Sensation Comics # 2’de görünen Wonder Woman’ın ilk çizgi roman düşmanlarından biridir. Diana, Steve ve Etta gibi William Moulton Marston ve Harry G. Peter tarafından yaratılmıştır.

images

 

  • Rebirth şu sıralar en popüler olay. Rebirth’ün açılışı ile Wonder Woman’ın açılışında DÜNYA’NIN GÜZELLİĞİ tiradı birbirine oldukça benziyordu.

dc-universe-rebirth-earth

  • Godkiller, Wonder Woman ile değil daha çok Deathstroke ile anılan bir kılıçtır. DC Wikia’dan alıntılayarak kılıcı bir anlatalım:

“Tanrı Hephaestus, Deathstroke’u, Olympus’un yaşayan düşmanı Lapetus’u öldürmesi için bir sözleşme teklif etti. Kılıcın pek çok harika özelliği var, ancak birincil direktifi ölümsüzlerin öldürülmesi. Bir dereceye kadar, fiziksel formunu değiştirme yeteneğine ve kendi bilincine de sahiptir.”

Tanrı öldürme özelliğini korumasıyla birlikte Ares üzerinde hiçbir işe yaramaması filmi basitlikten kurtarmıştı. Wonder Woman’ın solo gücüyle Ares’in tozunu bırakmaması sevdiğim en güzel yanlardan biriydi.

İncelememiz burada sonlanıyor. Umarım keyifle okumuşunuzdur. Olumlu, olumsuz tüm yorumlarınızı bizlere aktarmanızı bekliyoruz.

Görüşmek üzere!

Bomba

The Walking Dead 8.Sezon 8.Bölüm “How It’s Gotta Be” İncelemesi

Yayınlandı

on

Kutluhan’ın incelemesi:

The Walking Dead, 8. sezona hızlı bir giriş yapmıştı. Resident Evil filmi gibi konu değiştirmiş,  zombi mücadelesi insanların savaşına dönmüştü. Bunun ilk nedeni, apokaliptik bir dünyada da yaşansa, baya bir insanın savaşçı ve değişmiş olmasıydı. Negan da geçen sezonu hareketlendirmiş ancak yükseldiği yerde kalmıştı. How It’s Gotta Be bölümü de Negan’ın yükseliş bölümlerinden biri oldu. Sezonun en dolu, en hareketli bölümünü de sezon arasına denk getirmişler. Ki bu çoğu izleyiciyi yoran bir durum oluyor. Bu durum bana biraz tembel bir stratejiymiş gibi geliyor. Her bölümü aynı tempoda olan diziler beni kendine bağlamıştır. Walking Dead, bazen tüm bütçeyi birkaç bölüme ayırıyor, geri kalan bölümlere az mekanlı dramatik sahneler bırakıyor. Walking Dead’in artık bir tempo seçmesini ve sezonlar arası bu kadar kalite farkı olmaması gerektiğini düşünüyorum. Ve “How It’s Gotta Be” sekizinci sezonun en iyi bölümü olabilir. SPOILER içeren yazıya geçebiliriz.

Sinema televizyon öğrencisinin ilk kurgu ödevi gibi bir sahneyle başlıyor. Müzik eşliğinde sahne ve karakter geçişleriyle bölüme başlıyoruz. Basit bir sahne olsa da dizi belirgin bir çizgi çizdi. Karakter düşünceleriyle başlıyor ve karakterlerin son haliyle bitiyor. Herkes düşünceli ama Negan kararlı. Sezonun ilk bölümünden beri Saviors’ın çaresizliğini görmemiz, bize bu bölümün geleceğini hissettiriyordu. “Now, Negan in charge!”

Kötü karakteri sevilen dizi başarılıdır. Kilit öğedir. Peki Negan’ı hala seviyor muyuz? Karakter derinleştikçe daha çok seviyor olabiliriz. Ama bu bölümdeki zayıflığı beni hayal kırıklığına uğrattı. Sinirli olduğunu biliyoruz ama Carl ile vakit kaybedecek kadar mı sinirli? Daha sabırsız daha yıkıcı olmalıydı. Kalabalık bir güce karşı saldırmayı seçen birinin kaçışı düşünmüş olmalıydı. Hatta üç dakika verdi değil mi? Gerçi bu senaryoyu da Dwight ile toparladılar sanırım. Kaçış imkansızdı ama Dwight’ın ihaneti kaçışın anahtarıydı. Carl’ın liderliği, Carl’ın iyiliği, Eugene’in pişmanlığı, Rick’in ve Daryl’in korkusu, Maggie’nin kararlığı, Ezekiel’ın geri dönüşü ve Michonne… Karakterin girişi çok yüksek olup durgunlaşmıştı. Ama bu bölümde kılıçla bir insan parçaladığını gördük. Carol’dan sonra başka bir psikopata hazırız. Her neyse bölümü bir bir konuşmaya gerek yok. Konuşmamız gereken oyunculuklar, müzikler, sahneler ve final.

Gerçekten bir saatin nasıl geçtiğini anlamadık. Sebebi ise müzikler. Tempoyu belirleyip, sahnelerin akıcı hale gelmesini sağladı. Gölgeler, sis bombaları ve durum çatışmaları da bana istediğimi verdi. Kayıp görmek istiyorum. Cehennemi dünyaya uyarlamaları gerekiyordu ki bu bölümde bunu Negan’ın gazabı olarak yansıttılar bu da beni tatmin etti. Rick’in kaçışı, Maggie’yi salışları ekibin geri dönüşünün habercisi elbette. Bu sezon bu iş sonlanabilir. Bölümün finali bunu gösteriyor. Carl’a çoğu zaman uyuz olsak da bu bölümün gözdesiydi. Karakterinin değişimlerini hep beraber izledik. Bir çocuğun bu dünyada büyüyüşünü gördük. Maggie ve Judith ile umut yeşerttik ama buraya kadarmış. Rick ise artık oğlunun zombiye dönüşmesini kaldıramayacaktır ve son gücüyle darbeyi vuracaktır.

En iyi bölümün sezon arası olduğu için üzgünüm ancak güzel bir tempo yakaladığı için mutluyum. Umarım ara bitince yaşlı Rick yine görünmez. Mutlu son fazla ütopik olur bu senaryo için. Daha gerçekçi, daha detaycı bölümler bekliyorum. Umarım tempoyu kaybetmez ve bizi güzel bölümler bekler.

Anıl’ın incelemesi:

Kutluhan’ın görüşlerinin çoğuna katıldığım için ara sezon finalini tekrar özetlememe gerek yok. Söyleyeceğim birkaç detay olacak ve incelemeyi bitireceğim.

Rick, yaptığı tüm planların başarısız olduğunu gördüğü gibi hem sezon başında izlediğimiz gelecek yok oldu, hem de Carl’ı zombi ısırarak gözünün önünde oğlunun yavaş yavaş ölümüne tanıklık ediyor. Kısacası Rick, insanlığı ile bağlantılı olan tek kişiyi de kaybediyor. Bundan sonra Negan’ın kötü kaderini beklemeye başlayabiliriz.

Bir başka kötü kader ise Ezekiel’ın başına gelecek. Çizgi romanlarda baya kötü bir şekilde can veren Ezekiel, aynı şekilde burada da ölüme doğru ilerliyor. Ancak yaptığı onurlu davranış sonucu ölümü de son derece onurlu olacak biz izleyenler için.

Ezekiel’in ölümü

 

Carl’a geri dönecek olursak, ölecek olması TWD evreninde büyük değişimlere yol açacağı neredeyse kesin. Ne zaman ısırıldı diye soruyorsanız, Siddiq’in anasını onurlandırmak için zombileri öldürdükleri sırada zombiler Carl’ı yere sermişti. Muhtemelen o sırada ısırıldı ve bu sayede Negan’ın karşısına korkusuzca çıktı. Zaten öleceğini bildiği için kendini feda etmek istedi. Diğerleri buna nasıl izin verdi bilinmez ancak Carl’a 8 senedir ilk defa saygı duydum.

Son olarak Negan vs. Rick’e bayıla bayıla izlerken bir saçmalık meydana geldi. Lucille’i kapan Rick, Negan’ın beynini dağıtacağına sopa ucuyla dokundu. Evet evet, dokundu. YAHU BEYNİNİ DAĞITSANA BE ADAM! diye fırlattım sehpayı da laptop’u da. Negan hemen ölemez anlıyorum ama o zaman böyle bir sahne çekmeyeceksin. Yazık ettiler güzelim dövüşü. Neyse incelemem bu kadar arkadaşlar.

Sezon açılışında görüşmek üzere!

 

Okumaya Devam Et

Bomba

Inhumans 1.Sezon 4. 5. ve 6. Bölümleri İnceleme ve Easter Eggleri

Yayınlandı

on

Bu dizi, çok sancılı süreçlerden geçerek ekranlarımıza geldi. Ortaya bu konsept ile çıkabilecek çok güzel işler varken, elimizdeki sonuç ne yazık ki hüsran oldu, eminim ki Marvel dizileri arasında hem en az izlenen hem en az sevilen yapım olarak yerini almıştır. Dizinin iyi olduğu yanları az da olsa vardı, ben de bölümleri hatırlatıp kısaca neler iyiydi, gerekirse neler kötüydü, ve gözlerden kaçmış olabilecek easter egglere değineceğim.

Dizinin kötü çıkmasının sebep olduğu bir durum daha var ki bunu son bölümü izleyenler tahmin edeceklerdir ben de orada bahsetmeyi tercih ediyorum, fakat hepimiz Inhumans ailesi çok daha görkemli bir şekilde, hatta sinemada kullanılsın isterdik bundan şüphem yok.

Make Way for… Medusa

Bölüm Medusa ve Felicity çakması karakter Louise’nin Dünya’da Black Bolt’u aramasını, Karnak ve Jen’in ilişkisini, Gorgon’un ekip ile maceralarını anlatıyor. Ayrıca yine bu bölüm Maximus’un Dünya’daki doktor Evan Declan ile çalıştığını öğreniyoruz. Maximus Dünya’ya ne ara bu kadar yayıldı, orada iletişime geçebileceği, gerektiğinde kullanabileceği kontaklar edindi hiçbir şekilde bilmiyoruz ve dizi buralara girmiyor. Ayrıca Gorgon’un sahnelerinde benim yüzümden öldü muhabbeti artık milyon kere izlemiş olduğumuz için mide bulandırdı. Karaktere gereken gelişimi, değişimi her defasında senaristler bu yolla vermek zorunda değiller. Attilan’da ise Maximus genetik konseyi – amaçları ne bu konseyin?! – kendi tarafına çekiyor. Bölümün güzel yanları mı? Sadece easter eggler.

Onlar da;

  • Bölüm ismi ”Make Way for… Medusa” Amazing Spider-Man vol 1 62.sayısındaki öykünün ismine bir gönderme.
  • Karnak’ın Dünya’da giydiği giysiler son yıllardaki çizgi romanlarda giydikleri ile birebir aynı.

Something Inhuman This Way Comes…

Bu bölüm ise Black Bolt, Medusa ve Louise ailenin kalan üyelerini arıyor. Gorgon da aynı zamanda Karnak’ı arıyor. Bölüm içinde Karnak Gorgon ilişkisine odaklanan bir flashback de görüyoruz. Şu Ay’dan Amerikan bayrağını sökmeli bu sahne bize Gorgon’un zekasının ne kadar yerlerde olduğunu gösteriyor. Karnak ise yeni aşkı Jene ile kaçıyor. Aralarındaki bir sahnede Karnak’ın Jene’e ”senin ırkın farklı olan herkese kötü tepki verme eğiliminde, özellikle de otorite sahiplerine” kısmı güzeldi. Beklemediğim diziden geldiği için şaşırttı diyebilirim. Jene ile yakalandıklarında, dövüş sahneleri, Gorgon’un yardıma gelişi, bu kısımlar bölümün en iyi sahneleriydi. Bölüm sonunda ise aile buluşuyor, tekrar ayrılmak için! Easter eggler ise yine yüze tebessüm konduran cinstendi.

Easter eggler;

  • Bölüm ismi yine bir çizgi roman sayısı Black Bolt:Something Inhuman This Way Comes’dan gelmekte.
  • Karnak’ın eli ile kurşunu ikiye böldüğü sahne muazzamdı, diziyi izlememin üstünden günler geçmesine rağmen aklımda kalan sahnelerden biri, ve tamamen çizgi romandan alınma.

 The Gentleman’s Name is Gorgon

Bölüm Maximus’un Kraliyet Ailesi tarafından tahtından edildiği bir kabusu görmesiyle açılıyor. Crystal aileye şimşekler yaratarak mesaj gönderiyor. Black Bolt ve Medusa Crystal’in yanında, Karnak ve Gorgon ise tuzak olduklarını bildikleri halde Auron’a doğru gidiyorlar. Maximus ise Dünya’ya onun için savaşmaları adına madencileri gönderiyor. Cidden ”bu mu planın Maximus?” diye sorgulamamak elde değil. Bu bölümdeki bir flashback sahnesi ise Gorgon, Karnak ve Maximus’un eğitim sahnesi. Maximus güzel resmedilmiş. İyi bir sahneydi fakat neden üstünde spor taytı var ve Attilan’daki bütün her şey taht odasında yapılıyor?! Attilan’da Tibor karakteri ise Maximus’a bir darbe planlıyor fakat başarısız oluyor ve bölüm sonunda Maximus tarafında boğazı kesilerek ölüyor, yoksa Ramsey mi demeliyiz? Son olarak fake Cyclops’umuz Mordis’imiz ise Gorgon’un kendini feda etmesi sonucu yeniliyor. Triton’dan sonra Gorgon’un da ölümü kesinlikle saçma dizi bütün karakterlerine yanlış davranıyor ve hepsini tek tek harcıyor.

Easter Eggler;

  • Medusa’nın daha önce Dünya’da yaşadık sözleri çizgi roman’a bir göndermeydi. Çizgi romanlarda 60’lı yıllarda Inhumans ailesi, hatta Attilan ilk olarak Dünya’da bulunmaktaydı, 80’li yıllardaki sayılarda ilk olarak Ay’a taşındılar.
  • Maximus boğaz kesme sahnesi kesinlikle bir Ramsey Bolton göndermesi.
  • Dave Crystal’e God of Thunder diye hitap ediyor, Marvel evreninde bu lakabın sahibi tabi ki de Thor.

 

Şimdilik bu kadar, diziyi Mcu’u eksiksiz takip etmek istiyorum diyorsanız, çerezlik bir dizide olsa izlerim diyorsanız bir iki günde ard arda bölümler izleyerek bitirebilirsiniz. Fakat bahsettiğim gibi, çok kaliteli bir dizi, hatta kaliteli bir dizi beklemeyiz! Bu gibi beklentiler için sizi yine abc’nin dizisi Agents of Shield’a alalım.

Son iki bölümün incelemesinde görüşmek üzere!

Okumaya Devam Et

Bomba

En Underrated Diziler #3 : Falling Skies!

Yayınlandı

on

Doğancan Gedik’in başlattığı ve Person of Interest ile Luther hakkında yazmış olduğu ”En Underrated Diziler” serisinde mutlaka olması gerektiğini düşündüğüm bir diziyi anlatmak istiyorum: Falling Skies.

Bundan yaklaşık altı yıl önce yabancı dizi izlemeye başladım ve bu süreçte yirmiden fazla dizi bitirip, bir o kadar diziyi de yarım bıraktım. Yabancı dizilerin hayatımda bu kadar yer tutmasını sağlayan en önemli etmen ise tüm bu diziler arasında ilk izlemiş olduğum dizi Falling Skies’tır diyebilirim.

2011’de başlamış olan dizimiz onlarca başarılı yapımda emeği geçen Stephen Spielberg ve Er Ryan’ı Kurtarmak ve Thor: Karanlık Dünya gibi önemli filmlerin yazarlarından olan Robert Rodat tarafından oluşturulmuş bir Dreamworks Television yapımı. 5 sezon boyunca TNT’de yayınlanan dizi, 2015 yılında ekranlara veda etti.

Dizi, genel olarak, hala devam eden uzaylı istilasında eşini kaybeden Tom Mason (Noah Wyle) ve oğullarının uzaylılara karşı olan savaşta hayatta kalma mücadelelerini işliyor.

 ”Sıradan” diyebileceğimiz bir ana konuya sahip olan Falling Skies’ı bence diğer post apokaliptik dizilerden ayıran önemli etmenler; kullanılan düşük bütçeye rağmen dizideki efektlerin güzel olması, bol aksiyon içerip hiç sıkmaması ve savaş psikolojisini olabildiğince gerçekçi anlatabilmesi. Bunlar haricinde, dizinin en iyi yanlarından biriyse ”iyi” ya da ”kötü” karakterler olmaması: savaşın ve kıtlığın insanlar üzerindeki etkisi ve insanların çıkarları doğrultusundaki değişimleri çok gerçekçi bir şekilde işleniyor.

Peki, yapımcılarının Steven Spielberg ve Robert Rodat olduğu bu Dreamworks dizisinin bu kadar underrated olma sebebi ne? Bu soruya cevap olarak konusunun daha önce birçok yapımda kullanılmış olması, bütçesinin gerekenden az olması, dizide rol alan oyuncuların çok ünlü olmamaları ve hepsinden önemlisi: dizinin yayınlandığı dönemde benzer bir konuya sahip The Walking Dead’in ortalığı kasıp kavuruyor olması söylenebilir.

Sonuç olarak, Falling Skies’ın ”muhteşem” olduğunu ya da kesinlikle kendine hayran bırakacağını söylemiyorum ama zaman öldürmek isterseniz kesinlikle denemeniz gereken, oldukça akıcı bir dizi olduğunu düşünüyorum.

 

Okumaya Devam Et

Facebook

Bombalamasyon

Genel3 saat ago

Star Wars: The Last Jedi İncelemesi – Skywalker Efsanesine Saygı Duruşu!

Herkese merhaba. Star Wars: The Last Jedi’ı izledik ve incelememizi hazırladık. İncelemeyi Kutluhan ile Anıl farklı açılardan, farklı bakış açılarıyla...

Bomba3 gün ago

The Walking Dead 8.Sezon 8.Bölüm “How It’s Gotta Be” İncelemesi

Kutluhan’ın incelemesi: The Walking Dead, 8. sezona hızlı bir giriş yapmıştı. Resident Evil filmi gibi konu değiştirmiş,  zombi mücadelesi insanların savaşına...

Bomba3 gün ago

Inhumans 1.Sezon 4. 5. ve 6. Bölümleri İnceleme ve Easter Eggleri

Bu dizi, çok sancılı süreçlerden geçerek ekranlarımıza geldi. Ortaya bu konsept ile çıkabilecek çok güzel işler varken, elimizdeki sonuç ne...

Bomba3 gün ago

En Underrated Diziler #3 : Falling Skies!

Doğancan Gedik’in başlattığı ve Person of Interest ile Luther hakkında yazmış olduğu ”En Underrated Diziler” serisinde mutlaka olması gerektiğini düşündüğüm...

Bomba1 hafta ago

Agents of Shield 5.Sezon Part 1 ve Part 2 İncelemesi: Orientation!

Marvel hayranları şu sıralar ellerini kana bulamış ve Punisher’ı bitirmiş, Infinity War fragmanıyla yükselmiş, Black Panther’i ve tabi ki Infinity...

Bomba1 hafta ago

İddialar Gerçek Olmak Üzere! Disney, Fox’un Haklarını Aldığını Haftaya Açıklayabilir!

Biliyorsunuz ki, şu sıralar en önemli konu Disney’in 20. Century Fox’un çoğunluk hakkını satın alıp alamayacağı idi. Hatta haberini X-Men,...

Bomba2 hafta ago

The Walking Dead 8. Sezon 7. Bölüm İncelemesi: Time For After

Bu inceleme The Walking Dead 8. sezon 7. bölüm hakkında SPOILER içermektedir. 8. sezon hayal kırıklıkları ile yoluna devam ediyor....

Bomba2 hafta ago

Avengers: Infinity War Fragman İncelemesi!

Marvel, kurmuş olduğu sinematik evreninin 10. yılına girmiş bulunmakta. Çok şanslı bir nesil olarak, çizgi romanların sinemaya düzgün bir şekilde...

Bomba3 hafta ago

The Walking Dead 8. Sezon 6. Bölüm The King, The Widow and Rick İncelemesi

Bu inceleme The Walking Dead 8. Sezon 6. Bölüm hakkında SPOILER içermektedir Geçtiğimiz haftanın incelemesi gelemediği için özür dileyerek sözlerime giriş...

Bomba4 hafta ago

Justice League İncelemesi ve Tüm Çizgi Roman Referansları!

-SPOILER OLMAYAN KISIM- Kutluhan’ın Görüşleri Villian, solo hikayeler, diyaloglar, espriler, efektler, yan karakterler filmi bir bütün olarak karşımıza çıkardı. Avengers’tan...

Bomba