Connect with us

Bomba

Wonder Woman Film İncelemesi ve Easter Eggleri

Yayınlandı

on

Merhabalar. İncelememizin ilk kısmını Kutluhan SPOILERSIZ incelerken, bendeniz Anıl ise SPOILERLI bir şekilde inceliyor olacağız. Spoilerlı kısma geldiğimiz vakit tekrar bir uyaracağız.

Dırırın rın rın rı rın!

Süper Kahraman endüstrisinin en iyi yapımı Nolan’ın Batman’i olsa da DC, son hızla Marvel’i yakalamaya çalışıyor. Marvel’in dandik filmlerinden on kat dandik film yaparak akıllara kazınan DC Sinema Evreni, sonunda ortalamanın üzerinden bir filmle karşımıza çıktı. Justice League’den fazla beklenen bir yapımdı Wonder Woman. Beklediğimizi bulduk mu? Bulduk. Çünkü bu film fragmanda çoşturup, fragmandan öte gidemeyen yapımlardan olmadı. Böyle olumlu başladım ki ayağınız alışsın. Az sonra seri gömüp toprağını atacağım. Spoiler içermeyecek.

tumblr_og2r80Tymj1ugyuoto5_500

Oyunculuk

İsrailli model Gal Gadot’tan, mesleğinin sınırında bir performans izledik. Kendisini göstermek için en büyük fırsat buydu ancak bu fırsatı Wonder Woman olarak kazınmakla tepecek gibi görünüyor. Amazon Savaşçısı, naif, uğruna savaşmaya değer bir şey gördüğünde atlayan bir kadın. Ama ne kadın. İki buçuk saatlik filmin 42 dakikasında Gal Gadot’un güzelliği övülmüş, espri yapılmıştır. Filmde böyle altyazı geçmeliydi bence.

İngiltere’nin büyük yeteneklerinden David Thewlis’in canlandırdığı Sir Patrick, İngiltere’nin savaş diplomasisini yürüten biri. Harry Potter ile tanınan, Naked filmiyle Cannes’de en iyi aktör ödülü alan ve son zamanlarda Fargo’nun 3. Sezonunda oyunculuk dersi veren David ile bağlarınızı sıkı sıkıya tutmanızı öneriyorum.

Güzel mi güzel Elena Anaya, filmin en gizemli karakteri Dr. Zehir’i canlandırıyor. Yeterli seviyede. 3 tane figuran, komedi olsun film dolsun, bir tane her filmde kötü karakteri oynayan Danny Huston, attan inmeyen uçan kaçan CGI ürünü The Amazons… Saydıklarımın yanı sıra Captain Kirk rolünün altından başarıyla kalkmış Chris Pine bulunmakta. Steve Trevor gibi kilit bir karakteri muazzam bir şekilde oynuyor. Benim kanaatimle Gal Gadot’tan baya üstte ki, bu gayet normal.

Yönetmenlik

Kim bu Patty Jenkins diyebilirsiniz. Çünkü tanımıyoruz. Monster filminden sonra ilk sinema filmi için böyle ağır bir sorumluluk gerektiren filme verilmesi şaşırtıcı doğrusu. Genelde seyirci tüm övgüyü yönetmene ayırır. Ama işin yüzde 70’i (bazen yüzde 99’u) görüntü yönetmenine aittir. Yani Matthew Jensen. Kendisi, Game of Thrones, Ray Donovan ve True Blood gibi dizilerde görev yapmıştı. Eğer övecekseniz bu arkadaşı öveceksiniz. Ama benim gibi gömmek istiyorsanız, kim önünüze gelirse saydırın. Çünkü film slow-motion ve CGI’dan oluşuyor. Peter Jackson bile yıllar sonra bu hatayı yapmışken, fazla deneyimi olmayan yönetmen, bu sermayeyle neden yapmasın? Savaş temasını Zack Snyder gibi seçmiş, görsel olarak 3D’nin bir numarası olmayan film ortaya çıkarmış. IMAX, D-Box gitmiyorsanız, hiç sinemaya gitmeyin, paranıza değmeyecektir.

Senaryo

Filmin yarısında site yazarlarımızdan Anıl Kaleli’ye şunu söyledim:

“Süper kahraman filmi nasıl yapılır bize Nolan gösterdi. Wonder Woman hem süper kahraman hem savaş filmi. Nolan, Dunkirk filmi ile savaş filmi nasıl olur onu da gösterecek. Ve tüm bu parayla doldurmuş filmler tarihe kazınacak.”

Böyle olmalı hiç değilse. Yıl olmuş 2017, özgün işler izlemeyeceksek, eski filmleri izlemekten asla gocunmam. Paramı ve zamanımı çalmalarını doğru bulmuyorum. Ve senarist Allan Heinberg’ün de The O.C. ve Grey’s Anatomy gibi ortalama diziler haricinde bir başarısı bulunmamakta. Dawn of Justice rezilliğiyle güven kaybeden Zack Snyder da, filmin hikayesini hazırlamış. Olmuş mu olmamış mı sizinle de konuşmak isterim ancak bu kadar klişe dolu bir filmin senaryosu beni tatmin edemez. Basit twistler, muhtemel sonuçlar ve Justice League öncesi ısınma filmi.

Özet

“Dünya seni haketmiyor Diana!” repliği ve Is She With You epik müziği filmin en güzel yanlarıydı. Az değinilmiş karakterler, keşke değinmeseydi dediğimiz karakterler ve daha güzel işlenebilecek karakterler olarak üçe ayrılan bu film, Wonder Woman’ın görkemini gözümüze sokarak kapanışı yapıyor. Keşke film hep Amazon’da geçseydi diyorsunuz. Güzel yanlarıyla kapatalım, bir solo filminde görmek istenen artistik sahnelere sahip. Sizi gaza getiriyor. Polat Alemdar yapsa güldüğümüz ancak Wonder Woman yapınca tüylerimizin diken diken olduğu sahneler… Soundtrackler kuvvetli. Sosyal mesaj ağırlıklı. Feminizm kokan, savaşın kötülüğünü bas bas bağırarak anlatan tatlı mı tatlı bir DC filmi. Puan vermem gerekirse 7.5 diyebilirim. Çünkü şöyle şeyler mevcut, Wonder Woman bir yumrukla adam uçurabilen ancak kılıç savurarak sadece kesik atabilen bir savaşçı. Bir insan ile böyle bir büyük gücün karşılaşmasında R-rated sahneler görmek isteyebilirdik. Logan filmi gibi. Çünkü bir güç dengesizliği mevcut, Tanrı gibi dövüşüyor ancak insan gibi yaralıyor. Bekleyeceğiz. The Dark Knight’tan daha iyi bir film gelmesini bekleyeceğiz. Yıllar geçse de asırlar geçse de…

-BURADAN SONRASI FİLMLE İLGİLİ AĞIR SPOILER İÇERİR-

Anıl’ın İncelemesi:

Wonder Woman DC sinema tarihine adını şimdiden altın harflerle yazdırdığı kesin. Çünkü Dark Knight gibi bir üçleme sonrası süper kahraman filmleri ne Marvel ne DC ne de bir başka büyük film yapım şirketi bu üçlemenin gölgesinde kalmaya mahkummuş hissi veriyordu. Marvel kendi evreni içinde kurduğu ve ilmek ilmek işlediği filmleriyle bu gölgeyi aşamasa dahi ona paralel bir gölge çıkararak bu durumdan kendini kurtarmıştı. DC’nin işi çok daha zordu çünkü hem Nolan’lı Batman üçlemesinden sonra beklentiler stratosfere çıkmış, hem de Marvel’ın oldukça gerisinden geliyordu. Tüm bu zorlu süreç Superman’i ortaya atarak başladı ve Batman ile Wonder Woman ise Superman’in yaptıklarının bir sonucu olarak olaylara katıldılar. Çok büyük beklentilerle gidilen ama aynı büyüklükte bir hayal kırıklığı ile sonlanan Batman v Superman: Dawn of Justice’den sonra bir şeyler değişmeliydi. Bu Flash’ın yaklaşık 4-5 yönetmeninin değişmesi ve Suicide Squad’ın Joker’e rağmen yine mırıldanmalarla aldığı yorumlar sonrası DCEU’nun bir format yemesi gerektiğine dair görüşler bile ortaya atıldı. Ancak bu olumsuzluklar bir yerde sonlanacaktı. İşte sonlandığı yeri gururla açıklayabiliriz: Wonder Woman solo filmi!

wwladdergif

Öncelikle Kutluhan’ın yorumlarından birkaçına katılmakla beraber bazılarına da katılmıyorum. Katıldığım noktalardan biri yönetmen ve görüntü yönetmeninin harika bir iş çıkardığı yönünde. Amazonların orijin hikayesi temelleri sağlam bir şekilde anlatıldığı gibi Zeus ve Ares arasında tıpkı Rönesans tabloları gibi anlatılan resimli betimlemeler muhteşemdi. Kendimi sonunda DC evreninde olduğumu daha filmin başından itibaren hissetmeye başladım. Zeus’un neden insanları yarattığını, Ares’in neden Zeus’a karşı çıktığını ve Amazonların neden yaratıldığını teker teker anlıyor ve filme, çizgi romanları okumayanlar için her detayı öğrenmiş bir şekilde başlıyoruz.

Süper kahramanın kökeninin anlatıldığı solo filmlerin ilerleme sıkıntısı çok fazla çekmediğini görürüz. Çünkü bildiğimiz konular dahi olsa bunları işleme yöntemleri ve oyunculuklar farklılaşabiliyor. Elbette bu Spider-Man ve Batman için geçerli değil. Son 20 yılda yeterince Thomas-Martha Wayne ve Ben Amca öldürüldü. Zaten artık bunlar işlenmeden filmlerde çoktan yaşanmış bir şekilde ilerleniyor. Wonder Woman ise kökenini sağlam bir şekilde aktarırken, olaylara dahil olan Steve Trevor ile maceraları başlıyor.

7eb7f33d42f7261c57d607cc0b494e374b0b78d7_hq_niooem

Sinema salonlarında ülkemiz ile ilgili en ufak şeyde AS BAYRAKLARI AS moduna giren bir millet olarak 1. Dünya Savaşında geçen bir süper kahraman filminde Türkiye’nin geçmemesi üzerdi. Neyse ki bu atlanmadı ve iki büyük Türk bayrağı savaş sırasında gösterildi. Dr. Poison ile General Ludendorff’un uyumları birazcık sırıtsa da, görevleri savaşı kendi lehlerine çevirmek olması açısından filmde hak ettikleri yerleri aldılar. Bu arada Ludendorff diye bir Alman gerçekten yaşamış. 1. Dünya Savaşı’nın ünlü komutanlarından Erich Von Ludendorff, Wonder Woman’da da işlenmiş oldu. Hatta söylemiş olduğu ünlü bir söz, yanlış hatırlamıyorsam filmde de kullanıldı. Şöyle ki:

“Barış diye kalıcı bir şey yoktur. Barış, sadece savaşlar arasındaki geçici dönemlerdir.”

Kutluhan’a katıldığım ve hak verdiğim bir başka nokta ise sosyal mesajların fazlalığı idi. Örneğin gezegenimiz üzerinde Almanlar hem 1 hem 2. Dünya Savaşlarından ötürü çok iyi anılmazlar. Almanların savaşlarda kötü olarak anılması Hitler’den önce de var olan bir detaydı ve savaş tanrısını bir Alman olarak düşündürtmeleri sıradan ama geçerli bir nedendi. Ancak asıl olay Ares’in bir İngiliz yani Sir Patrick’in çıkmasıyla herkes bir aydınlanma yaşadı. Vatanım Sensin izleyen varsa orada söylenen sözü hatırlatmak isterim;

“Bir denizde iki balık kavga ediyorsa oradan mutlaka bir İngiliz geçmiştir.”

Savaş Tanrısı’nın bir İngiliz olması metaforu en etkilendiğim noktalardan biriydi. Ludendorff’un amaçsızca aldığı ve Injustice serisinde alınan Kriptonit haplarına benzer bir şekilde güçlenmesi sağlayan gazın onu Ares sanmamızdan başka hiçbir işe yaramadı. Ayrıca bir şikayetim de Ares’in tanrısal forma girdiğinde hala bıyıklı bir şekilde kalmasıydı. Çizgi romanlarda maskenin altı tamamen siyahtır ve kırmızı gözleriyle görünen Ares’in Sir Patrick formundan çıkmasını çok bekledim ama olmadı. Bıyık, koskoca savaş tanrısını ciddiye almamı zorlaştırdı. Dövüşü ise beğendim. İşin içinde Diana Prince olunca o dövüşü beğenmemek mümkün mü? Doomsday ile savaşırken ki attığı mutluluk gülüşü hala kafamızın içinde kalplerimizi ısıtırken, Wonder Woman’ın Ares ile dövüşü beni tatmin etti. Is She With You ise çalması gereken yerlerde çaldı ve dünyanın en güzel ost’u olduğunu bir kez daha kanıtladı.

Easter Eggler:

  • Ares’in Wonder Woman’ı kendi tarafına çekmeye çalıştığı bir sahne vardı. Dünya’nın yeşillenerek ormana, ilk haline döndüğü bir formunu gösteriyordu. Bu betimlemenin bir benzerini Zod ile Superman arasında görmüştük. Kötüler, iyileri yanlarına çekmeye çalışırken bu tekniği kullanmaya alışmış gibi.
  • Diana’nın dondurma sahnesini hatırlıyorsunuzdur. Bu sahne önce çizgi romanlarda, sonra Justice League: War animasyonunda karşımıza çıkmıştı. Diana’nın dondurma sevdasını atlamaması çok sevimliydi.

wonder-woman-ice-cream-jim-lee-dc-comics

 

DA2GIfMUwAAXhIQ

 

  • Her ne kadar 2. Dünya Savaşı’ndan kalma bir sembol olsa bile çoğumuz rosie the riveter’ı biliriz. Hani şu kol kasını sıkan ev hanımı görseli? Heh evet bildiniz, işte o kareyi Diana’da aynı pozu kurşunlardan kendini korurken veriyor. Benzerlik çok fazla inanın ve buram buram feminizm kokusunu alabiliyorsunuz.

Wonder-Woman-Movie-Rosie-Riveter

  • Wonder Woman çizgi romanlarında Themyscira’nın en önemli savaşçılarndan biri olan Artemis yer alır. Filmde ise Artemis’i canlandıran kişi boksör Ann Wolfe oldu. Küçük Diana’nın hayran hayran izlediği, büyük Diana’nın ise Antiope’yi yere sermeden hemen önce dövüştüğü kişi dersem sahnelerini hatırlarsınız.
  • Said Tahmaoui’nin hayat verdiği Sameer karakteri’nin Blackhawk pilotlarının kurucusu olabileceği teorisi ortalarda dolanmaya başladı. Blackhawks, 2. Dünya Savaşında yer alan bir pilot grubu. Bunların kurucusunun Sameer olabileceği söyleniyor ki, oyuncu Said’de aynı fikirde olduğunu şu tweeti ile gösterdi:

  • Dr. Poison’ı merak eden varsa diye bir özet geçelim. Çizgi romanlardaki kostümüne yaklaştıkları ancak orada erkek burada kadın olarak aktarıldığını belirtelim. Dr. Poison / Dr. Maru, ilk kez 1942’s Sensation Comics # 2’de görünen Wonder Woman’ın ilk çizgi roman düşmanlarından biridir. Diana, Steve ve Etta gibi William Moulton Marston ve Harry G. Peter tarafından yaratılmıştır.

images

 

  • Rebirth şu sıralar en popüler olay. Rebirth’ün açılışı ile Wonder Woman’ın açılışında DÜNYA’NIN GÜZELLİĞİ tiradı birbirine oldukça benziyordu.

dc-universe-rebirth-earth

  • Godkiller, Wonder Woman ile değil daha çok Deathstroke ile anılan bir kılıçtır. DC Wikia’dan alıntılayarak kılıcı bir anlatalım:

“Tanrı Hephaestus, Deathstroke’u, Olympus’un yaşayan düşmanı Lapetus’u öldürmesi için bir sözleşme teklif etti. Kılıcın pek çok harika özelliği var, ancak birincil direktifi ölümsüzlerin öldürülmesi. Bir dereceye kadar, fiziksel formunu değiştirme yeteneğine ve kendi bilincine de sahiptir.”

Tanrı öldürme özelliğini korumasıyla birlikte Ares üzerinde hiçbir işe yaramaması filmi basitlikten kurtarmıştı. Wonder Woman’ın solo gücüyle Ares’in tozunu bırakmaması sevdiğim en güzel yanlardan biriydi.

İncelememiz burada sonlanıyor. Umarım keyifle okumuşunuzdur. Olumlu, olumsuz tüm yorumlarınızı bizlere aktarmanızı bekliyoruz.

Görüşmek üzere!

Bomba

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Yayınlandı

on

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider, oyuncak için ise o zamanlar evrenin sonsuzluğu gibi gelecek büyüklükte olan Toys ‘R’ Us’a doğru yola çıkardık. Space Jam oyuncakları, boyama kitaplarını, figürleri hala hatırlıyorum. Öyle güzeldi. Ancak Amerikan basınına göre oyuncak sektörünün eski büyük lideri, yeni nesil Amazon vb. sitelerle baş edemeyerek 1 hafta sonra iflasını açıklayacak.

Reuters ve Wall Street Journal iflas haberini ilk alanlar oldu. Raporlarına göre, oyuncak perakendecisi birkaç hafta içinde iflas başvurusunda bulunmak zorunda kalacağını açıklamışlar. Markanın ABD’deki 1,600 artı mağazasında yaklaşık 5 milyar dolar borcu olduğu söyleniyor.

Toys ‘R’ Us’ın da tarihin tozlu raflarında kaybolduğu bir hayata hazır mıyız geekler? Ben değilim. 

Okumaya Devam Et

Bomba

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Yayınlandı

on

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol sayıda ilk kez Ben Urich’in anlatımıyla yapmadık açılışı. Onun yerine giriş sayfalarımızı Frank Castle, Punisher, suç ile ilgili görüşleri ile kapladı. Karakterin güzel bir özetiydi bu konuşması aslına bakarsanız. Kısaca kahramanların sağlamaya çalıştığı adaletin hiçbir zaman işe yaramamasından dem vurdu.

5. Sayıya bir giriş yaparsak,  ilk hikaye arkı 4. sayı ile bitmiş sanmıştım. Hem bitmiş gibi göründüğünden, hem de artık bitsin istememden olsun gerek. Görünen o ki Diamondback’in bir de kaçış planı varmış. Sayı beli kırılmış Iron Fist’in Night Nurse’ün mekanında uyanması akabinde artık bir teşekkür amaçlı binayı satın almasıyla açıldı. Buralardaki konuşmalar sayının geneli gibi çok güzel yazılmıştı, özellikle Danny’nin ”Vücudum bir tapınak” tarzı sözleri karakterin olması gerektiği halini iyi yansıttı. İsterdik ki dizide de bu yönü biraz daha ön plana çıksın. Punisher ile aynı polis aracında taşınan Diamondback çenesi ile Punisher’ı yormaya, hatta irrite etmeye çalışıyor. Ona ölen karısından dahi bahsediyor ve başarıyor da. Bu sırada ekibi ise 4 kişi bir çatıda görüyoruz tek kelime ile harika panellerdi. Marquez’in çizimleri yine harika, yine harika.  Ekibin burada gelecek hamlelerini planlamalarını ve birlikte hareket etmelerini okumak şahaneydi. Özellikle Danny’nin Matt’e;

“Çok fazla boks referansı kullanıyorsun, ünlü bir boksör falan mısın?”

sorusu güldürdü cidden. Sayının son anlarına doğru bir ikili diyalog da yine Danny-Matt ikilisinden geliyor. Danny’nin Matt’e neden maske taktığını sorduğunda geçen konuşmalar da çok iyi yazılmıştı. Evet yıllardır süper kahraman filmlerinde, dizilerinde izlediğimiz, gördüğümüz nedenlerden çok da farklı bir şey sunmadı bu diyalog belki ama Anad dönemi başladığından beri kimliğini koruyan Daredevil ve onun Danny ile ilişkisi için önemli bir gelişim noktası oluşturur cinstendi.

Sayının finali ise şok eden cinstendi Black Cat evine gidiyor ve onu bekleyen Diamondback ile karşılaşıyor. Kısa bir ikili konuşmanın ardından Diamondback Cat’e kurşunları yağdırıyor. Kedi bu sefer dört ayak üzerine düşer mi bilinmez. Matt’in silah seslerini duyması ile sayı perdesini kapıyor. Dediğim gibi, sayıda aksiyon belki azdı, ama okuması zevk veren unsurlarda ilk sırada bile gelmez aksiyon benim için. Özellikle bir ekip serisinde ekibin dinamikleridir önemli olan. Hala okumuyorsanız, okumadıysanız, Bendis’in kaleminden çıkan harika diyalogları, etkileşimleri ve Marquez’in ortaya döktüğü sanatı kaçırıyorsunuz. Şimdilik benim Defenders #5 için söyleyeceklerim bu kadar.

Gelecek sayı ve sayılarda görüşmek üzere!

Okumaya Devam Et

Bomba

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Yayınlandı

on

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en iyi dizi adaylarından birini yazabilecek olsam hangisini yazardım diye sordum. Verdiğim cevap için ise düşünmem gerekmedi! Peter Morgan tarafından yaratılan The Crown kuşkusuz bu yıl televizyonlarda – aslında bir Netflix yapımı – çıkan en iyi eserlerden biri. Netflix’in en pahalı işlerinden biri olan bu yapımın tahmini bütçesi tam 156 milyon dolar. Dizinin konusu ise Oscar’lı film The King’s Speech’te de izlediğimiz kekeme kral IV.George’un ölümünden sonra Elizabeth’in tahta çıkışı ve ardından gelişen tarihi olayları kapsıyor. Dizi konusu bakımından tarihi ve tarihi yapımları sevenler için bir elmas niteliğinde. Bir belgesel tadında tabi ki değil fakat bunu beklememiz de yersiz olurdu. Özellikle bazı bölümlerin sonlarında o bölümde ele alınan herhangi bir konunun gerçekte ne zaman vuku bulduğu, sonuçları ve sonrasında neler olduğu gibi bilgiler de yer alıyor.

Dizinin başrollerini Kraliçe 2. Elizabeth rolünde Claire Foy, eşi, Edinburgh Dükü Philip rolünde Doctor Who severlerin yakından tanıdığı Matt Smith, kraliçenin kardeşi Margaret rolünde güzelliğiyle izleyeni ekranlara kilitlemeyi başaran Vanessa Kirby ve son olarak Winston Churchill rolünde ise 2 Oscar adaylığı bulunan John Lithgow var. Üstteki görselden de görebileceğiniz gibi casting çok ama çok başarılı. Karakterlerin tarihteki gerçek halleri ile inanılmaz bir benzerlik sağlanmış. Dizinin o devasa bütçesinin nerelerde kullanıldığını hakkında koymuş olduğum görsellere baktığınızda fikir edinebilirsiniz diye düşünüyorum. İzlediğinizde ise kendi gözlerinizle görürsünüz. Çünkü prodüksiyon tek kelimeyle harika. Örnek vermek gerekirse kostüm departmanı ortaya çok ince bir işçilik koymuş.

Kostümler dışında kullanılan set, dekorlar muazzam, 20.yüzyıl İngiltere’sini hissedebiliyorsunuz. İç mekan tasarımları kraliyet ailesine yakışır cinsten görkemli, dış mekan çekimlerini izlerken ise kendimi sık sık ”Oha, bu kadar insanı nasıl toplamış da bu sahneleri çekmişler” derken buldum. Özellikle Elizabeth’in siyasi nedenlerden dolayı birçok ülkeyi gezmesi gerektiğinde, buralarda çekilmiş sahneler sizin, olayın içine girmenizi kolaylaştırıyor.

Dizinin müziklerinin başında Rupert Gregson-Williams var. O da çok başarılı bir iş çıkarmış. Özellikle ”Duck Shoot” parçasını dinlemekten sıkılmadım henüz. Tema müziğini ise Rupert değil, Hans Zimmer yapmış! Kendisini övmek için ayrı yazı yazarım ben, o kadar ünlü ve sektörde her iyi işin altında adını görebileceğiniz biri. Meraklısına araştırmayı öneririm, bakarsınız sizin de sevdiğiniz bir filmin, melodisinin yaratıcısıdır.

Dizinin değinmediğim noktalarından biri ise, dizinin ne kadar akıcı olduğu, 50 dakika – 1 saatlik bir dizi için inanılmaz derecede akıcı. Kendinizi üç dört bölümü ard arda izlerken buluyorsunuz. Bu süreye sahip diziler için bende bunu başarabilen son dizi sanırım Breaking Bad idi.

Biraz daha detaylı bir şekilde konuya değinmek gerekirse, merak etmeyin dizi, siyasete en ince ayrıntısına kadar girmektense, bir kitap olarak düşünürsek, onun sadece kapağını, iç çizimlerini ve belli kesitlerini alıntılıyor. Odak noktamız daha çok 2.Elizabeth. Onun yükselişini, bir Kraliçe ve aynı zamanda bir eş, bir anne olarak yaşadığı zorlukları görüyoruz. Siyaseti bilmiyor, okula gitmemiş, herhangi bir alanda eğitim almamış, çocukluk yıllarında sadece ülkenin yasaları, İngiliz Klisesi hakkında öğretiler görmüş ve dolayısıyla olduğu noktada zorluk çekiyor.

Claire Foy sergilediği performansla hem Taç’ın (Crown) hem de rolün altından kalkmış. Hazır bir oyuncunun performansına değinmişken, oyunculuklardan bahsedeyim. Dizi diğer çoğu alanda olduğu gibi oyunculuklar konusunda da sizi etkiliyor. Hatta yeri geliyor tüyleriniz diken diken bir şekilde ekrana bakarken buluyorsunuz kendinizi. Başta dizinin castını saymıştım. Tekrar saymama ya da tek tek değinmeme gerek yok zira hepsi iyi derecesinde performanslar sergiliyorlar ancak 2 kişi oldukça ön plana çıkıyor. Biri zaten ana karakterimize hayat veren Claire Foy. İlk sezonu bitirdiğinizde, bir kez daha ilk bölümü izleyip, daha sonra son bölüme bir göz atmanızı istiyorum. Karakterin yaşadığı değişimi nokta atışı diyebileceğimiz şekilde, eksiksiz gösteriyor. Diğer kişi ise Winston Churchill rolündeki John Lithgow. Dönem veya karakterler hakkında herhangi bir belgeseli ya da Youtube’dan birkaç videoyu izlerseniz görürsünüz. John Lithgow’un kullandığı beden dili, yürüyüşü, mimikleri, sanki gerçekten O’ymuş gibi hissettiriyor. Zaten her iki oyuncu da rolleri ile oyunculuk dallarındaki adaylıklara sahip. Claire Foy, ”En iyi kadın oyuncu” dalında, John Lithgow ise ”En iyi yardımcı erkek oyuncu” dalında aday. Yazı boyunca amma övdün, hiç mi kötü, olumsuz etken, faktör yok diye düşünmüş olabilirsiniz. Ama inanın yoklar. Dizinin Emmy ödüllerinde tam 11 adaylığı var.

Bu adaylıkların en önemlilerinden bazıları:

  • En İyi Drama Dizisi
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yönetmenlik
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Casting
  • En İyi Müzik Kompozisyonu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Senaryo

Dizi Golden Globe (Altın Küre) ödül töreninde ise En Drama Dizisi ve Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini evine götürdü. Sırada Emmy ödülleri var. Ben yapımın törenden en az birkaç ödül ile ayrılmasını istiyorum ve ümit ediyorum.

Diziyi hala izlememişseniz inanın bu yılın en iyi dizilerinden birini kaçırıyorsunuz. The Crown, çok kaliteli bir yapım ve her ayrıntısını incelemeniz, hayranlıkla döneme tanıklık etmeniz için sizleri bekliyor.

 

Okumaya Devam Et

Facebook

Bombalamasyon

Genel2 gün ago

Bir Stephen King Uyarlaması: “IT” Film İncelemesi

Kaliteli filmlerin ülkemize geç gelişinden ya da hiç gelmeyişinden muzdaribiz. Geç gelmeyenler ise popüler filmler oluyor. Yani sinemada Imax kalitesiyle,...

Bomba5 gün ago

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider,...

Bomba5 gün ago

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol...

Bomba1 hafta ago

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en...

Bomba2 hafta ago

Jeneriği ile Akıllara Kazınmış 15+2 Efsane Televizyon Dizisi!

Bir dizinin en önemli öğesi jeneriğidir. Bu cümlemi direkt kıran bir dizi var Ray Donovan. Jenerik kullanmıyor. Sert bir mizacı...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones: Kitaplarda Hala Hayatta Olan Karakterler!

George R.R. Martin acımadan karakter öldüren bir yazar olabilir fakat öyle karakterler var ki dizi yapımcıları öldürse de sevimli yazarımız...

Bomba3 hafta ago

Inhumans Imax İncelemesi, İlk İzlenim

İlk önce film olması planlanan, daha sonra diziye evrilen Inhumans’ın ilk 2 bölümü Imax sinemalarda gösterime girdi. Amerika’da ABC kanalının...

Bomba3 hafta ago

Beyaz Perde’de Boy Göstermiş Can Alıcı 11 Kadın!

Daha önce en efsane kötü karakterler videosu ile karşınıza çıkmıştık. Şimdi ise iyisiyle, kötüsüyle, çılgınıyla, tatlısıyla, kurbanlık koyun gibi insan...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones’u Neden Bu Kadar Çok Seviyoruz? Nedir bu Game of Thrones Manyaklığı?

Manyak, kelimesi burada kötü anlama gelmemektedir. Ülkemizde tatlı kişilere manyak tepkisini veririz. Ve bu ülke, kalıbımı basarım ki Game of...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones 7.Sezon Finali “The Dragon and the Wolf” İncelemesi ve Akılda Kalanlar

“Karlar yağdığında ve ak rüzgarlar estiğinde yalnız kurt ölür ama sürü yaşamayı sürdürür.” SPOILER Dizinin asıl müziği en hafif halinde...

Bomba