Connect with us

Bomba

Yerli Geek İşleri – Anadolu Geeks #2 Onur Ünlü Filmleri

Yayınlandı

on

Takipçilerimiz hatırlayacaktır Türkiye’den çıkan geek işleri tanıttığım bu yazı dizisine bir hafta kadar önce Murat Menteş kitaplarından bahis açarak başlamıştım. Serimize Menteş’in de yakın arkadaşı olan ve Türk sinemasının en tuhaf adamlarından biri olarak anılan Onur Ünlü’nün filmleriyle devam edelim dedim.

Onur Ünlü gerçekten tuhaf bir adam. Para kazanmak, biraz da sektörde isim yapmak için Türk Televizyonlarının gayet leş işlerinden birkaçında bir müddet çalışmak zorunda kalıyor. Şu an ismini duyunca güldüğümüz birtakım yapımlara senaryo yazıyor. İlk filmi Polis ile o dönem yükselmekte olan “Türk Sanat Filmleri” trendine ucundan yetişip kendine sağlam bir izleyici kitlesi yaratıyor. Tam kendisinden uzun süre haber alınamamışken birden Burak Aksak ile Leyla ile Mecnun’u yapmaya başlıyor ve Türk televizyon yayıncılığı tarihine geçecek bir işi bizlerle buluşturuyor.

Tüm bunları yaparken bir de Ah Muhsin Ünlü kod adı ile şiirler yazıyor sevgili Ünlü. İlk baskılarını kendi imkanlarıyla yapıp daha sonra evinin balkonunda çürümeye terkettiği şiir kitabı Gidiyorum Bu* ilk başlarda şiir çevreleri tarafından anlaşılmaz bulunsa da sonradan kıymete biniyor, başarılı bulunuyor. Ah Muhsin Ünlü’nün şiirleri o kadar başarılı oluyor ki sosyal medya ikinci bir Can Yücel vakası ile karşılaşıyor adeta. İnsanlar gördükleri her güzel sözün altına Ah Muhsin Ünlü yazıp paylaşmaya başlıyor.

Ben bu yazıda Onur Ünlü’nün yazıp yönettiği birtakım yapımları tanıtmaya çalışacağım fakat bunu yaparken normal film yorumundan farklı bir teknik izlemem gerekiyor zira Ünlü’nün eserlerinde skala dur durak bilmeyecek ölçüde geniş. Çok Kitsch tv işlerinden tutun “Sanat Filmi” tabir edilen bol metaforlu filmlere kadar birçok şey var kendisinin kartelasında. Bu yüzden filmleri tanıttıktan sonra altına 3 kategorili bir notlama sistemi ile değerlendirme yapacağım. İlk kategori filmin genel değerlendirmesi, ikinci kategori filmin ne derece Geek unsurlar barındırdığının tespiti, üçüncü kategori sıradan izleyici için filmin anlaşılırlık oranı üzerine olacak. O zaman buyrun başlayalım efenim.

493

Polis ;

Haluk Bilginer ve Özgü Namal’ın başrollerini paylaştığı bu film Onur Ünlü sinemasının en saf örneklerinden biri. Film Türk sineması için gayet deneysel bir iş olmakla birlikte yapıldığı dönem yükselişte olan uzakdoğu sinemasına çok şey borçlu. Senelerdir bir mafya babası ile dalaşmakta olan cinayet masası komiseri Musa Rami’nin kanser olduğunu öğrendikten sonra hesaplarını kapatmak üzere hareketlenişi filmin temelini oluşturuyor. Hiç ummadığınız yerde çok sağlam diyaloglarla, çok acayip fakat çok da estetik kamera açılarıyla karşılaşabileceğiniz bu film özellikle Old Boy sevenlere tavsiyemizdir.

Film Nasıl: 7/10 diyebiliriz filme. Ünlü’nün ilk yönetmenlik deneyimi elbette acemilikler var fakat filmi kötü olarak tanımlamaya yetmez.
Ne Kadar Geek: 7/10 film adından da anlaşılacağı üzere polisiye merkezinden hareket ediyor. Geek altkültürüne ilgi duyan izleyicinin hoşuna gidecek pek çok şey var.
Ortalama Film İzleyicisi Ne Der: Polis yer yer metaforlara, yer yer tuhaf çekimlere tuhaf sekanslara kaçsa da genel olarak ortalama seyirciye “Ne olur burada” dedirtecek bir film değil.

Çocuk ;
Çocuklukları doksanların sonunda 2000’lerin başında geçmiş olanlar hatırlayacaktır TRT’nin öğle kuşağında yayınladığı aile filmlerini. Hani bir grup çocuk büyülü bir nesne, antik bir tılsım, değişik güçlere sahip bir hayvan falan bulur ne bileyim başka dünyalara gidip maceralar yaşardı. İşte Çocuk filmi buna benzer bir matematiğin rezil bir şekilde uygulanmaya çalışılmış hali. Filmde Hayko Cepkin var ve Hayko Cepkin verimli bir kötü adam rolü sunamıyor. Onur Ünlü’nün kariyerindeki en net fiyasko olabilir.

Film Nasıl: Yarım saattir ne anlatıyorum ben?
Ne Kadar Geek: Valla geek kültürüne hitap edecek şey var ama film gözleri yakacak kadar kötü.
Ortalama Film İzleyicisi Ne Der: Ortalama izleyicimiz sekiz yaşının altındaysa sevebilir.

2451

Güneşin Oğlu ;

Onur Ünlü’nün en eğlenceli sinema filmi. Bir ay kadar kısa bir süre içinde senaryosu yazılan çekimleri yapılan bu film Haluk Bilginer, Bülent Emin Yarar, Özgü Namal, Serkan Keskin, Köksal Engür, Görkem Yeltan, Ahmet Kural, Hümeyra gibi isimleri kadrosunda barındırıyor. Yönetmen tarafından “fantastik mavra” olarak adlandırılan film çok eğlenceli vakit vaat ediyor.

Film Nasıl: 8/10
Ne Kadar Geek: 9/10 Ölüp başka bedenlerde dirilen adamlar, antik Mısır inançları, güneş tutulması anında ortaya çıkan kozmik güçler falan diyorum.
Ortalama İzleyici Ne Der: Valla ortalama izleyici de çok güzel gülüp eğlenir filmde zira filmde de söylendiği gibi “yapılan saçmalığın büyüklüğü izleyici sayısıyla doğru orantılıdır”

12011

Beş Şehir ;

Size Onur Ünlü’nün film kartelası çok geniştir demiştik. Kendisinin en neşeli, en eğlenceli filminden sonra en dram, en üzücü filmini tanıtmak gerekiyor tam da bu çeşitlilik yüzünden. Beş Şehir aslında söylem olarak Güneşin Oğlu’ndan çok farklı bir şey söylemiyor. Her ikisi de ölüm teması etrafında dönüp duran filmler fakat Beş Şehir bunu temanın ağırlığına yaraşır bir ciddiyetle yapıyor. İzleyeni üzüp boğazlara düğüm üzerine düğüm atıyor.

Film Nasıl: 10/10
Ne Kadar Geek: Aslına bakarsanız pek değil.
Ortalama İzleyici Ne Der: Hikayenin oradan oraya zıplaması klasik olay örgüsüne alışmış izleyiciye biraz zor gelebilir fakat anlatılan öyküler arasındaki bağlar anlaşıldıkça zevkli bir seyir yaşayacaktır izleyici

27387

Leyla ile Mecnun/Ben de Özledim ;

Zannediyorum çok açıklama yapmaya gerek yok. Leyla ile Mecnun Türkiye’de televizyon yayıncılığı değiştirdi kolay kolay aşılamayacak bir çıta oldu. Devamında gelen Ben de Özledim o efsaneyi aşmamış olsa da 13 bölüm boyunca o efsanenin anısını çok güzel yaşattı.

Dizi Nasıl: 10/10
Ne Kadar Geek: Kireçburnu Çakalları zannediyorum dünyayı MCU’daki Avengers’tan daha fazla kurtarmıştır. Yüzüklerin Efendisi’nden tut Gta Vice City’e kadar sektörün her alanına gönderme yaptıklarını da hesaba katarsak dizi baya geek.
Ortalama İzleyici Ne Der: Çok güler, çok ağlar…

Şubat ;

Leyla ile Mecnun sayesinde kazandığı maddi ve manevi birikimi tekrar deneysel işlerde kullanan Ünlü, Şubat ile bu ülkede pek görünmeyen bir şey yaptı. İzlememişler için söyleyeyim Şubat bir süper kahraman orijin hikayesi ve bu orijin hikayesinin içinde İstanbul’un yer altında yaşayan insanlar var. Dizide Musa Uzunlar, Sermet Yeşil, Nadir Sarıbacak, Özkan Uğur her bölüm tabiri caizse birbirlerine oyunculuk fırlatıyorlar. Mest olmamak elde değil. Şu sıralar Gotham’da sevilesi kalabilen tek şey olan karanlık, tekinsiz şehir atmosferi Şubat’ta zirvelere çıkmış durumda.

Dizi Nasıl: 9/10
Ne Kadar Geek: Süper kahraman orijin hikayesi dedim daha ne diyeyim.
Ortalama İzleyici Ne Der: “Gotham’dan, Supernatural’dan iyi dizi yapabiliyormuşuz madem neden hala bize Yaprak Dökümü izletiyorlar” der bence.

Beşinci Boyut (şaka değil)

Yukarıda da demiştik Onur Ünlü meslek hayatının başında pek gurur duymayacağı bazı işlere bulaşıyor. Bu işlerin başında 5. Boyut ekibinde senarist olarak yer alması geliyordur sanırım. internet üzerinde bu bilgi pek yer almasa da zamanında kendisi de bu gerçeği kabul etmişti. Kesin bilgi yani yayabiliriz.

Dizi Nasıl: Fantastik (valla dizinin başında öyle diyordu hatırlayan hatırlar)
Ne Kadar Geek: Hacı fantastik diyorum. Melek var şeytan var. CW yapınca tamam güzel STV yapınca Auuvv ?!
Ortalama İzleyici Ne Der: “Sorgu meleğimi mi lan o? Holly Şirk!”

Celal Tan Ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi 

Onur Ünlü yapımları içerisinde Beşinci Boyut ve Çocuk’tan sonra açık ara en kötü eser. Yönetmenlik gayet iyi, oyuncular tanıdığımız bildiğimiz sevdiğimiz isimler, senaryo hiç fena değil ama filmde bir olmamışlık var. Senelerdir çözemedim gitti

Film Nasıl: 6/10 (kusura bakmayın Onur Ünlü’nün en kötü sinema filmi bile Türkiye’deki bir çok popüler filmden iyi)
Ne Kadar Geek: Pek değil.
Ortalama İzleyici Ne Der: Bu bakımdan da film ne İsa’ya yaranabiliyor ne Musa’ya “sanat filmi” isteyen de çok keyif almıyor seyirlik film isteyen de.

64958

Sen Aydınlatırsın Geceyi ;

Onur Ünlü filmografisinin en farklı filmi Onur Ünlü sinemasının olgunluk dönemi eseri. Süper kahramanlarla dolu bir Ege köyünde geçen varoluşsal mevzulara dokunan bir film. Ali Atay, Ahmet Mümtaz Taylan, Demet Evgar, Nadir Sarıbacak, Serkan Keskin gibi her biri kendini ispatlamış oyuncularla dolu film. Üzerine fazla bir şey söylemek yersiz.

Film Nasıl: 10/10
Ne Kadar Geek: Yukarıda da bahsettiğim gibi film süperkahramanlarla dolu bir köyde geçiyor. Duvarlardan geçebilen adamlar, ölmeyen insanlar falan.
Ortalama İzleyici Ne Der: Açık konuşayım Sen Aydınlatırsın Geceyi zor bir film. Ben filmin başına oturayım film bana hiç metafon falan kasmadan hikaye anlatsın diyenler için pek uygun değil.

İtirazım var ;

Nefis bir film. Onur Ünlü zamanında katıldığı Afrika Dahil isimli programda “Lisede aklıma bir fikir gelmişti. Boş zamanlarında dedektiflik yapan bir imam. Sonra gördüm ki benden önce Chesterton akıl edip Peder Brown’ın Maceraları’nı yazmış” demişti. O zamanlar kendisinin katıldığı her programı, verdiği her ropörtajı sıkı sıkıya takip eden biri olarak çok net hatırlıyorum. Bu programdan seneler sonra İtirazım Var filmini yapması ise keyifli keyifli gülümsetti. Çocukluk hayallerini unutmayan insanlar güzeldir. Film Onur Ünlü’nün en ticari filmi olabilir. Diğer filmlerine nazaran baya büyük prodüksiyonlarla işe kalkışılmış fakat Onur Ünlü yine filme kendi imzasını atmayı becermiş

Film Nasıl: 9/10
Ne Kadar Geek: Müthiş bir polisiye macera filmi. Sherlock esintileri Had safhada
Sıradan İzleyici Ne Der: Ünlü’nün diğer filmlerinin aksine hiç teklemeden keyifle seyreder.

Bomba

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Yayınlandı

on

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider, oyuncak için ise o zamanlar evrenin sonsuzluğu gibi gelecek büyüklükte olan Toys ‘R’ Us’a doğru yola çıkardık. Space Jam oyuncakları, boyama kitaplarını, figürleri hala hatırlıyorum. Öyle güzeldi. Ancak Amerikan basınına göre oyuncak sektörünün eski büyük lideri, yeni nesil Amazon vb. sitelerle baş edemeyerek 1 hafta sonra iflasını açıklayacak.

Reuters ve Wall Street Journal iflas haberini ilk alanlar oldu. Raporlarına göre, oyuncak perakendecisi birkaç hafta içinde iflas başvurusunda bulunmak zorunda kalacağını açıklamışlar. Markanın ABD’deki 1,600 artı mağazasında yaklaşık 5 milyar dolar borcu olduğu söyleniyor.

Toys ‘R’ Us’ın da tarihin tozlu raflarında kaybolduğu bir hayata hazır mıyız geekler? Ben değilim. 

Okumaya Devam Et

Bomba

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Yayınlandı

on

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol sayıda ilk kez Ben Urich’in anlatımıyla yapmadık açılışı. Onun yerine giriş sayfalarımızı Frank Castle, Punisher, suç ile ilgili görüşleri ile kapladı. Karakterin güzel bir özetiydi bu konuşması aslına bakarsanız. Kısaca kahramanların sağlamaya çalıştığı adaletin hiçbir zaman işe yaramamasından dem vurdu.

5. Sayıya bir giriş yaparsak,  ilk hikaye arkı 4. sayı ile bitmiş sanmıştım. Hem bitmiş gibi göründüğünden, hem de artık bitsin istememden olsun gerek. Görünen o ki Diamondback’in bir de kaçış planı varmış. Sayı beli kırılmış Iron Fist’in Night Nurse’ün mekanında uyanması akabinde artık bir teşekkür amaçlı binayı satın almasıyla açıldı. Buralardaki konuşmalar sayının geneli gibi çok güzel yazılmıştı, özellikle Danny’nin ”Vücudum bir tapınak” tarzı sözleri karakterin olması gerektiği halini iyi yansıttı. İsterdik ki dizide de bu yönü biraz daha ön plana çıksın. Punisher ile aynı polis aracında taşınan Diamondback çenesi ile Punisher’ı yormaya, hatta irrite etmeye çalışıyor. Ona ölen karısından dahi bahsediyor ve başarıyor da. Bu sırada ekibi ise 4 kişi bir çatıda görüyoruz tek kelime ile harika panellerdi. Marquez’in çizimleri yine harika, yine harika.  Ekibin burada gelecek hamlelerini planlamalarını ve birlikte hareket etmelerini okumak şahaneydi. Özellikle Danny’nin Matt’e;

“Çok fazla boks referansı kullanıyorsun, ünlü bir boksör falan mısın?”

sorusu güldürdü cidden. Sayının son anlarına doğru bir ikili diyalog da yine Danny-Matt ikilisinden geliyor. Danny’nin Matt’e neden maske taktığını sorduğunda geçen konuşmalar da çok iyi yazılmıştı. Evet yıllardır süper kahraman filmlerinde, dizilerinde izlediğimiz, gördüğümüz nedenlerden çok da farklı bir şey sunmadı bu diyalog belki ama Anad dönemi başladığından beri kimliğini koruyan Daredevil ve onun Danny ile ilişkisi için önemli bir gelişim noktası oluşturur cinstendi.

Sayının finali ise şok eden cinstendi Black Cat evine gidiyor ve onu bekleyen Diamondback ile karşılaşıyor. Kısa bir ikili konuşmanın ardından Diamondback Cat’e kurşunları yağdırıyor. Kedi bu sefer dört ayak üzerine düşer mi bilinmez. Matt’in silah seslerini duyması ile sayı perdesini kapıyor. Dediğim gibi, sayıda aksiyon belki azdı, ama okuması zevk veren unsurlarda ilk sırada bile gelmez aksiyon benim için. Özellikle bir ekip serisinde ekibin dinamikleridir önemli olan. Hala okumuyorsanız, okumadıysanız, Bendis’in kaleminden çıkan harika diyalogları, etkileşimleri ve Marquez’in ortaya döktüğü sanatı kaçırıyorsunuz. Şimdilik benim Defenders #5 için söyleyeceklerim bu kadar.

Gelecek sayı ve sayılarda görüşmek üzere!

Okumaya Devam Et

Bomba

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Yayınlandı

on

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en iyi dizi adaylarından birini yazabilecek olsam hangisini yazardım diye sordum. Verdiğim cevap için ise düşünmem gerekmedi! Peter Morgan tarafından yaratılan The Crown kuşkusuz bu yıl televizyonlarda – aslında bir Netflix yapımı – çıkan en iyi eserlerden biri. Netflix’in en pahalı işlerinden biri olan bu yapımın tahmini bütçesi tam 156 milyon dolar. Dizinin konusu ise Oscar’lı film The King’s Speech’te de izlediğimiz kekeme kral IV.George’un ölümünden sonra Elizabeth’in tahta çıkışı ve ardından gelişen tarihi olayları kapsıyor. Dizi konusu bakımından tarihi ve tarihi yapımları sevenler için bir elmas niteliğinde. Bir belgesel tadında tabi ki değil fakat bunu beklememiz de yersiz olurdu. Özellikle bazı bölümlerin sonlarında o bölümde ele alınan herhangi bir konunun gerçekte ne zaman vuku bulduğu, sonuçları ve sonrasında neler olduğu gibi bilgiler de yer alıyor.

Dizinin başrollerini Kraliçe 2. Elizabeth rolünde Claire Foy, eşi, Edinburgh Dükü Philip rolünde Doctor Who severlerin yakından tanıdığı Matt Smith, kraliçenin kardeşi Margaret rolünde güzelliğiyle izleyeni ekranlara kilitlemeyi başaran Vanessa Kirby ve son olarak Winston Churchill rolünde ise 2 Oscar adaylığı bulunan John Lithgow var. Üstteki görselden de görebileceğiniz gibi casting çok ama çok başarılı. Karakterlerin tarihteki gerçek halleri ile inanılmaz bir benzerlik sağlanmış. Dizinin o devasa bütçesinin nerelerde kullanıldığını hakkında koymuş olduğum görsellere baktığınızda fikir edinebilirsiniz diye düşünüyorum. İzlediğinizde ise kendi gözlerinizle görürsünüz. Çünkü prodüksiyon tek kelimeyle harika. Örnek vermek gerekirse kostüm departmanı ortaya çok ince bir işçilik koymuş.

Kostümler dışında kullanılan set, dekorlar muazzam, 20.yüzyıl İngiltere’sini hissedebiliyorsunuz. İç mekan tasarımları kraliyet ailesine yakışır cinsten görkemli, dış mekan çekimlerini izlerken ise kendimi sık sık ”Oha, bu kadar insanı nasıl toplamış da bu sahneleri çekmişler” derken buldum. Özellikle Elizabeth’in siyasi nedenlerden dolayı birçok ülkeyi gezmesi gerektiğinde, buralarda çekilmiş sahneler sizin, olayın içine girmenizi kolaylaştırıyor.

Dizinin müziklerinin başında Rupert Gregson-Williams var. O da çok başarılı bir iş çıkarmış. Özellikle ”Duck Shoot” parçasını dinlemekten sıkılmadım henüz. Tema müziğini ise Rupert değil, Hans Zimmer yapmış! Kendisini övmek için ayrı yazı yazarım ben, o kadar ünlü ve sektörde her iyi işin altında adını görebileceğiniz biri. Meraklısına araştırmayı öneririm, bakarsınız sizin de sevdiğiniz bir filmin, melodisinin yaratıcısıdır.

Dizinin değinmediğim noktalarından biri ise, dizinin ne kadar akıcı olduğu, 50 dakika – 1 saatlik bir dizi için inanılmaz derecede akıcı. Kendinizi üç dört bölümü ard arda izlerken buluyorsunuz. Bu süreye sahip diziler için bende bunu başarabilen son dizi sanırım Breaking Bad idi.

Biraz daha detaylı bir şekilde konuya değinmek gerekirse, merak etmeyin dizi, siyasete en ince ayrıntısına kadar girmektense, bir kitap olarak düşünürsek, onun sadece kapağını, iç çizimlerini ve belli kesitlerini alıntılıyor. Odak noktamız daha çok 2.Elizabeth. Onun yükselişini, bir Kraliçe ve aynı zamanda bir eş, bir anne olarak yaşadığı zorlukları görüyoruz. Siyaseti bilmiyor, okula gitmemiş, herhangi bir alanda eğitim almamış, çocukluk yıllarında sadece ülkenin yasaları, İngiliz Klisesi hakkında öğretiler görmüş ve dolayısıyla olduğu noktada zorluk çekiyor.

Claire Foy sergilediği performansla hem Taç’ın (Crown) hem de rolün altından kalkmış. Hazır bir oyuncunun performansına değinmişken, oyunculuklardan bahsedeyim. Dizi diğer çoğu alanda olduğu gibi oyunculuklar konusunda da sizi etkiliyor. Hatta yeri geliyor tüyleriniz diken diken bir şekilde ekrana bakarken buluyorsunuz kendinizi. Başta dizinin castını saymıştım. Tekrar saymama ya da tek tek değinmeme gerek yok zira hepsi iyi derecesinde performanslar sergiliyorlar ancak 2 kişi oldukça ön plana çıkıyor. Biri zaten ana karakterimize hayat veren Claire Foy. İlk sezonu bitirdiğinizde, bir kez daha ilk bölümü izleyip, daha sonra son bölüme bir göz atmanızı istiyorum. Karakterin yaşadığı değişimi nokta atışı diyebileceğimiz şekilde, eksiksiz gösteriyor. Diğer kişi ise Winston Churchill rolündeki John Lithgow. Dönem veya karakterler hakkında herhangi bir belgeseli ya da Youtube’dan birkaç videoyu izlerseniz görürsünüz. John Lithgow’un kullandığı beden dili, yürüyüşü, mimikleri, sanki gerçekten O’ymuş gibi hissettiriyor. Zaten her iki oyuncu da rolleri ile oyunculuk dallarındaki adaylıklara sahip. Claire Foy, ”En iyi kadın oyuncu” dalında, John Lithgow ise ”En iyi yardımcı erkek oyuncu” dalında aday. Yazı boyunca amma övdün, hiç mi kötü, olumsuz etken, faktör yok diye düşünmüş olabilirsiniz. Ama inanın yoklar. Dizinin Emmy ödüllerinde tam 11 adaylığı var.

Bu adaylıkların en önemlilerinden bazıları:

  • En İyi Drama Dizisi
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yönetmenlik
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Casting
  • En İyi Müzik Kompozisyonu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Senaryo

Dizi Golden Globe (Altın Küre) ödül töreninde ise En Drama Dizisi ve Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini evine götürdü. Sırada Emmy ödülleri var. Ben yapımın törenden en az birkaç ödül ile ayrılmasını istiyorum ve ümit ediyorum.

Diziyi hala izlememişseniz inanın bu yılın en iyi dizilerinden birini kaçırıyorsunuz. The Crown, çok kaliteli bir yapım ve her ayrıntısını incelemeniz, hayranlıkla döneme tanıklık etmeniz için sizleri bekliyor.

 

Okumaya Devam Et

Facebook

Bombalamasyon

Genel3 gün ago

Bir Stephen King Uyarlaması: “IT” Film İncelemesi

Kaliteli filmlerin ülkemize geç gelişinden ya da hiç gelmeyişinden muzdaribiz. Geç gelmeyenler ise popüler filmler oluyor. Yani sinemada Imax kalitesiyle,...

Bomba6 gün ago

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider,...

Bomba6 gün ago

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol...

Bomba1 hafta ago

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en...

Bomba2 hafta ago

Jeneriği ile Akıllara Kazınmış 15+2 Efsane Televizyon Dizisi!

Bir dizinin en önemli öğesi jeneriğidir. Bu cümlemi direkt kıran bir dizi var Ray Donovan. Jenerik kullanmıyor. Sert bir mizacı...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones: Kitaplarda Hala Hayatta Olan Karakterler!

George R.R. Martin acımadan karakter öldüren bir yazar olabilir fakat öyle karakterler var ki dizi yapımcıları öldürse de sevimli yazarımız...

Bomba3 hafta ago

Inhumans Imax İncelemesi, İlk İzlenim

İlk önce film olması planlanan, daha sonra diziye evrilen Inhumans’ın ilk 2 bölümü Imax sinemalarda gösterime girdi. Amerika’da ABC kanalının...

Bomba3 hafta ago

Beyaz Perde’de Boy Göstermiş Can Alıcı 11 Kadın!

Daha önce en efsane kötü karakterler videosu ile karşınıza çıkmıştık. Şimdi ise iyisiyle, kötüsüyle, çılgınıyla, tatlısıyla, kurbanlık koyun gibi insan...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones’u Neden Bu Kadar Çok Seviyoruz? Nedir bu Game of Thrones Manyaklığı?

Manyak, kelimesi burada kötü anlama gelmemektedir. Ülkemizde tatlı kişilere manyak tepkisini veririz. Ve bu ülke, kalıbımı basarım ki Game of...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones 7.Sezon Finali “The Dragon and the Wolf” İncelemesi ve Akılda Kalanlar

“Karlar yağdığında ve ak rüzgarlar estiğinde yalnız kurt ölür ama sürü yaşamayı sürdürür.” SPOILER Dizinin asıl müziği en hafif halinde...

Bomba