Connect with us

Bomba

YILLAR GEÇMİŞ OLSA DA SIRRI ÇÖZÜLEMEYEN CİNAYETLER

Yayınlandı

on

 

Dünyada her sene birçok cinayet çözülemiyor.Ancak bazıları yıllar geçmiş olsa da gizemini korumaya devam ediyor.Öyle ki okuduğumuzda içimizi ürperten ve zaman zaman filmlere konu olan bu cinayetler hala konuşuluyor… İşte sır perdesi aralanamayan o cinayetler.

 

1- KUTUDAKİ ÇOÇUK
13b135043c20c87b687474703a2f2f692e68697a6c69726573696d2e636f6d2f6c30715a39702e6a7067

1957 yılının şubat ayında ABD’nin Philadelphia şehrinde 4 ile 6 yaşları arasında olduğu tahmin edilen bir çocuk cesedi battaniyeye sarılmış ve karton kutuya konuşmuş şekilde bulunur.Çocuğun üzerinde birçok yara izi vardı ve parmakları da kesilmişti.Çocuğun cinayetten önce temizlendiği ve saçlarının kesildiği ortaya çıktı.Ama çocuğun yüz ve ayak bölgesinde aynı zamanda oluştuğu ortaya çıkan yaralar vardı.Tüm soruşturmalara ve DNA araştırmalarına rağmen katil bulunamadı.

2-ÇOÇUK KRALİÇE JON BENET RAMSEY

jonbenet-ramsey

1990 doğumlu olan Jon Benet Ramsey çocuk güzellik yarışmasıyla tanınmış bir kızdı. Annesi Patsy Ramsey 26 Aralık 1996 günü sabah 05:45’te polisi arar ve evin alt katında 3 sayfalık bir fidye notu bulduğunu söyler.Bu notta küçük kızın hayatına karşılık babasından 118 bin dolar fidye istenmektedir. İşin ilginç tarafı sonradan ortaya çıkar.Fidye notunun yazıldığı kalem ve kağıt dışardan gelmemiştir,eve aittir.Polislerin gelmesi,evi aramak istemesi ile baba Ramsey evin mahzenine iner ve kızın cesedini eliyle koymuş gibi bulur.Küçük kız başına vurulmuş,kafatası çökmüş,elleri ve boynuna ip geçirilmiş boğulmuş süsü verilmiştir.Öldürülmeden önce de feci şekilde dövülmüş ve cinsel istismara maruz bırakılmıştır. Ramsey ailesi, şüpheli davranışları nedeniyle dikkat çeker.Çocuğun üzerindeki daha önceden de devam eden cinsel istismar bulgularını ve evde yazılan fidye mektubunu açıklayamazlar.Yalan testini reddederler.Cinayetin işlendiği evden de taşınırlar.El yazısı da annenin yazısına benzetilir ama testler kesin sonuç vermez.Aile kendini aklamak için kitap yazar ama hala daha ikna edici bulunmazlar.Olay kapanır. Ta ki 2006 yılında bir ilkokul öğretmeni olan John Karr pedofili suçundan yakalanana dek. Karr, ölümünün kaza olduğunu ve JonBenet’i sevdiğini söyler.Ancak John Karr’ın DNA ve el yazısı testi sonuçları uyuşmamış ve ifadeleri de çelişkili bulunmuştur.

image1903385x

2E2396F300000578-3305394-image-a-33_1446739711346

Olayın üzerinden 20 yıl geçmiş olmasına rağmen hala daha gizemini korumakta.Katil,çelişkili ifadeleriyle John Karr mı yoksa şüpheli davranışlarıyla dikkat çeken ailesi mi? Sizce?

 

3-KARINDEŞEN JACK

karindesen-jack-in-kimligi-belli-oldu-6460434_7080_m

1888 yılı Londrası… Karındeşen Jack 5 hayat kadını öldürdü.Jack’in imzası ise kurbanlarını önce boğması,sonrasında da boğzlarını kesmesiydi.Polise ve medyaya cinayetler sırasında birçok mektup gönderilmiştir.Ve bu mektuplardan biri ”Cehennemden”diye başlıyordu.Birçok film ve belgesele konu olan tarihin en meşhur ve gizemli seri katillerinden biri olan Jack  ilk cinayetlerini Londra’nın doğusundaki “East End” semtinin “Witechapel”mahallesinde işledi.

Aslında burası her türlü kötülüğün olduğu birçok ırktan milletin birlikte yaşadığı bir yerdi.Suç ve cinayetler çok olağan şeylerdi.Ancak 31 Ağustos 1888 gecesi işlenen cinayet diğerlerinden biraz farklıydı.Kurban, “Mary Nicholls” isimli bir kadındı ve boğazı kesilip delik deşik edilmişti.Mary’nin öldürülüşü ve katilin sessiz sedasız ortadan kayboluşu büyük bir paniğe yol açtı.Ardından 8 Eylül günü ikinci cinayet haberi geldi.İkinci kurban “Annie Chapman”ın da paramparça bulunmasıyla birlikte kamuoyunda büyük bir heyecana yol açtı.Ardından 3 kadının daha parçalanarak öldürülmesiyle ortak noktalarının ”hayat kadınları” olduğu anlaşıldı.Karındeşen katilin şapkalı,uzun paltolu biri olduğu,elinde bir çanta ile dolaştığı,kurbanlarından kestiği uzuvları bu çantaya koyduğu ve cesetleri muntazam bir şekilde kesip biçmesinden ”kasap” veya ”cerrah” olabileceği iddiaları yayıldı.Tüm yapılan araştırmalara rağmen Karındeşen Jack bulunamadı.Son Bilgi DNA uzmanı Dr. Jari Louhelainen‘den geldi.Kurbanlardan birinin cinayet mahalinde bulunan şalı üzerindeki DNA’nın o zamanki şüphelilerden biri olan Polonya Yahudisi Berber “Aaron Kominski” olduğunu şüpheye yer bırakmayacak biçimde kanıtlandığını söylemiş.

 

4-BLACK DAHLİA ( KARA YILDIZ ÇİÇEĞİ)

murder-elizabeth-short-black-dahlia

22 yaşındaki Elizabeth Short esrarengiz bir cinayete kurban gider.Lakabı Black Dahlia(Kara Yıldız Çiçeği). Bunun nedeni,keskin mavi bakışları ve sürekli simsiyah giydiği kıyafetleriydi.Zavallı kadının bedeni ortadan ikiye ayrılmıştı ve dudakları joker gibi kulaklarına kadar kesilmişti.Filmlere ve kitaplara konu olan bu cinayet bir türlü çözülemedi.

 

5-ZODYAK 

b_6184b2f574804e4ebe265a3fdb3eecbb

Zodyak,tüm zamanların en gizemli seri katili olarak hala gizemini korumakta.1960’ların sonu 1970’lerin başında Kaliforniya’da faaliyet gösteren seri katilin kimliği hala belirlenememiştir.Polis bu katili bulmak için 2500 suçluyu sorguladı.Zodyak medya organlarına sürekli şifrelenmiş mesajlar gönderiyordu.Günümüze kadar bu mesajlardan yalnızca bir tanesi çözüldü.Zodyakı yakalamaya en çok yaklaşılan an; taksi şoförü Paul Stine öldürüldükten hemen sonra polis telsizinde yapılan anonsta katilin zenci olduğuydu. O nedenle Zodiac’ın yanından geçen hatta onunla birkaç dakika konuşan 2 polis memuru ondan şüphelenmedi.Bu cinayetlerde yaklaşık olarak 35 kişinin öldüğü belirtiliyor olsa da sayı hala net değil.Soruşturması hala resmi olarak çözülemeyen Zodyak cinayetleri Hollywood filmlerinin de ilham kaynağı. 2007 ABD yapımı olan ”ZODİAC” seri katili yakalamaya sürecini anlatıyor. Şahsen benim de en sevdiğim filmlerden biri.İzleyiniz efendim 🙂

 

 

Okumaya Devam Et
yorum yapmak için tıkla!

Cevap Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bomba

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Yayınlandı

on

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider, oyuncak için ise o zamanlar evrenin sonsuzluğu gibi gelecek büyüklükte olan Toys ‘R’ Us’a doğru yola çıkardık. Space Jam oyuncakları, boyama kitaplarını, figürleri hala hatırlıyorum. Öyle güzeldi. Ancak Amerikan basınına göre oyuncak sektörünün eski büyük lideri, yeni nesil Amazon vb. sitelerle baş edemeyerek 1 hafta sonra iflasını açıklayacak.

Reuters ve Wall Street Journal iflas haberini ilk alanlar oldu. Raporlarına göre, oyuncak perakendecisi birkaç hafta içinde iflas başvurusunda bulunmak zorunda kalacağını açıklamışlar. Markanın ABD’deki 1,600 artı mağazasında yaklaşık 5 milyar dolar borcu olduğu söyleniyor.

Toys ‘R’ Us’ın da tarihin tozlu raflarında kaybolduğu bir hayata hazır mıyız geekler? Ben değilim. 

Okumaya Devam Et

Bomba

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Yayınlandı

on

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol sayıda ilk kez Ben Urich’in anlatımıyla yapmadık açılışı. Onun yerine giriş sayfalarımızı Frank Castle, Punisher, suç ile ilgili görüşleri ile kapladı. Karakterin güzel bir özetiydi bu konuşması aslına bakarsanız. Kısaca kahramanların sağlamaya çalıştığı adaletin hiçbir zaman işe yaramamasından dem vurdu.

5. Sayıya bir giriş yaparsak,  ilk hikaye arkı 4. sayı ile bitmiş sanmıştım. Hem bitmiş gibi göründüğünden, hem de artık bitsin istememden olsun gerek. Görünen o ki Diamondback’in bir de kaçış planı varmış. Sayı beli kırılmış Iron Fist’in Night Nurse’ün mekanında uyanması akabinde artık bir teşekkür amaçlı binayı satın almasıyla açıldı. Buralardaki konuşmalar sayının geneli gibi çok güzel yazılmıştı, özellikle Danny’nin ”Vücudum bir tapınak” tarzı sözleri karakterin olması gerektiği halini iyi yansıttı. İsterdik ki dizide de bu yönü biraz daha ön plana çıksın. Punisher ile aynı polis aracında taşınan Diamondback çenesi ile Punisher’ı yormaya, hatta irrite etmeye çalışıyor. Ona ölen karısından dahi bahsediyor ve başarıyor da. Bu sırada ekibi ise 4 kişi bir çatıda görüyoruz tek kelime ile harika panellerdi. Marquez’in çizimleri yine harika, yine harika.  Ekibin burada gelecek hamlelerini planlamalarını ve birlikte hareket etmelerini okumak şahaneydi. Özellikle Danny’nin Matt’e;

“Çok fazla boks referansı kullanıyorsun, ünlü bir boksör falan mısın?”

sorusu güldürdü cidden. Sayının son anlarına doğru bir ikili diyalog da yine Danny-Matt ikilisinden geliyor. Danny’nin Matt’e neden maske taktığını sorduğunda geçen konuşmalar da çok iyi yazılmıştı. Evet yıllardır süper kahraman filmlerinde, dizilerinde izlediğimiz, gördüğümüz nedenlerden çok da farklı bir şey sunmadı bu diyalog belki ama Anad dönemi başladığından beri kimliğini koruyan Daredevil ve onun Danny ile ilişkisi için önemli bir gelişim noktası oluşturur cinstendi.

Sayının finali ise şok eden cinstendi Black Cat evine gidiyor ve onu bekleyen Diamondback ile karşılaşıyor. Kısa bir ikili konuşmanın ardından Diamondback Cat’e kurşunları yağdırıyor. Kedi bu sefer dört ayak üzerine düşer mi bilinmez. Matt’in silah seslerini duyması ile sayı perdesini kapıyor. Dediğim gibi, sayıda aksiyon belki azdı, ama okuması zevk veren unsurlarda ilk sırada bile gelmez aksiyon benim için. Özellikle bir ekip serisinde ekibin dinamikleridir önemli olan. Hala okumuyorsanız, okumadıysanız, Bendis’in kaleminden çıkan harika diyalogları, etkileşimleri ve Marquez’in ortaya döktüğü sanatı kaçırıyorsunuz. Şimdilik benim Defenders #5 için söyleyeceklerim bu kadar.

Gelecek sayı ve sayılarda görüşmek üzere!

Okumaya Devam Et

Bomba

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Yayınlandı

on

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en iyi dizi adaylarından birini yazabilecek olsam hangisini yazardım diye sordum. Verdiğim cevap için ise düşünmem gerekmedi! Peter Morgan tarafından yaratılan The Crown kuşkusuz bu yıl televizyonlarda – aslında bir Netflix yapımı – çıkan en iyi eserlerden biri. Netflix’in en pahalı işlerinden biri olan bu yapımın tahmini bütçesi tam 156 milyon dolar. Dizinin konusu ise Oscar’lı film The King’s Speech’te de izlediğimiz kekeme kral IV.George’un ölümünden sonra Elizabeth’in tahta çıkışı ve ardından gelişen tarihi olayları kapsıyor. Dizi konusu bakımından tarihi ve tarihi yapımları sevenler için bir elmas niteliğinde. Bir belgesel tadında tabi ki değil fakat bunu beklememiz de yersiz olurdu. Özellikle bazı bölümlerin sonlarında o bölümde ele alınan herhangi bir konunun gerçekte ne zaman vuku bulduğu, sonuçları ve sonrasında neler olduğu gibi bilgiler de yer alıyor.

Dizinin başrollerini Kraliçe 2. Elizabeth rolünde Claire Foy, eşi, Edinburgh Dükü Philip rolünde Doctor Who severlerin yakından tanıdığı Matt Smith, kraliçenin kardeşi Margaret rolünde güzelliğiyle izleyeni ekranlara kilitlemeyi başaran Vanessa Kirby ve son olarak Winston Churchill rolünde ise 2 Oscar adaylığı bulunan John Lithgow var. Üstteki görselden de görebileceğiniz gibi casting çok ama çok başarılı. Karakterlerin tarihteki gerçek halleri ile inanılmaz bir benzerlik sağlanmış. Dizinin o devasa bütçesinin nerelerde kullanıldığını hakkında koymuş olduğum görsellere baktığınızda fikir edinebilirsiniz diye düşünüyorum. İzlediğinizde ise kendi gözlerinizle görürsünüz. Çünkü prodüksiyon tek kelimeyle harika. Örnek vermek gerekirse kostüm departmanı ortaya çok ince bir işçilik koymuş.

Kostümler dışında kullanılan set, dekorlar muazzam, 20.yüzyıl İngiltere’sini hissedebiliyorsunuz. İç mekan tasarımları kraliyet ailesine yakışır cinsten görkemli, dış mekan çekimlerini izlerken ise kendimi sık sık ”Oha, bu kadar insanı nasıl toplamış da bu sahneleri çekmişler” derken buldum. Özellikle Elizabeth’in siyasi nedenlerden dolayı birçok ülkeyi gezmesi gerektiğinde, buralarda çekilmiş sahneler sizin, olayın içine girmenizi kolaylaştırıyor.

Dizinin müziklerinin başında Rupert Gregson-Williams var. O da çok başarılı bir iş çıkarmış. Özellikle ”Duck Shoot” parçasını dinlemekten sıkılmadım henüz. Tema müziğini ise Rupert değil, Hans Zimmer yapmış! Kendisini övmek için ayrı yazı yazarım ben, o kadar ünlü ve sektörde her iyi işin altında adını görebileceğiniz biri. Meraklısına araştırmayı öneririm, bakarsınız sizin de sevdiğiniz bir filmin, melodisinin yaratıcısıdır.

Dizinin değinmediğim noktalarından biri ise, dizinin ne kadar akıcı olduğu, 50 dakika – 1 saatlik bir dizi için inanılmaz derecede akıcı. Kendinizi üç dört bölümü ard arda izlerken buluyorsunuz. Bu süreye sahip diziler için bende bunu başarabilen son dizi sanırım Breaking Bad idi.

Biraz daha detaylı bir şekilde konuya değinmek gerekirse, merak etmeyin dizi, siyasete en ince ayrıntısına kadar girmektense, bir kitap olarak düşünürsek, onun sadece kapağını, iç çizimlerini ve belli kesitlerini alıntılıyor. Odak noktamız daha çok 2.Elizabeth. Onun yükselişini, bir Kraliçe ve aynı zamanda bir eş, bir anne olarak yaşadığı zorlukları görüyoruz. Siyaseti bilmiyor, okula gitmemiş, herhangi bir alanda eğitim almamış, çocukluk yıllarında sadece ülkenin yasaları, İngiliz Klisesi hakkında öğretiler görmüş ve dolayısıyla olduğu noktada zorluk çekiyor.

Claire Foy sergilediği performansla hem Taç’ın (Crown) hem de rolün altından kalkmış. Hazır bir oyuncunun performansına değinmişken, oyunculuklardan bahsedeyim. Dizi diğer çoğu alanda olduğu gibi oyunculuklar konusunda da sizi etkiliyor. Hatta yeri geliyor tüyleriniz diken diken bir şekilde ekrana bakarken buluyorsunuz kendinizi. Başta dizinin castını saymıştım. Tekrar saymama ya da tek tek değinmeme gerek yok zira hepsi iyi derecesinde performanslar sergiliyorlar ancak 2 kişi oldukça ön plana çıkıyor. Biri zaten ana karakterimize hayat veren Claire Foy. İlk sezonu bitirdiğinizde, bir kez daha ilk bölümü izleyip, daha sonra son bölüme bir göz atmanızı istiyorum. Karakterin yaşadığı değişimi nokta atışı diyebileceğimiz şekilde, eksiksiz gösteriyor. Diğer kişi ise Winston Churchill rolündeki John Lithgow. Dönem veya karakterler hakkında herhangi bir belgeseli ya da Youtube’dan birkaç videoyu izlerseniz görürsünüz. John Lithgow’un kullandığı beden dili, yürüyüşü, mimikleri, sanki gerçekten O’ymuş gibi hissettiriyor. Zaten her iki oyuncu da rolleri ile oyunculuk dallarındaki adaylıklara sahip. Claire Foy, ”En iyi kadın oyuncu” dalında, John Lithgow ise ”En iyi yardımcı erkek oyuncu” dalında aday. Yazı boyunca amma övdün, hiç mi kötü, olumsuz etken, faktör yok diye düşünmüş olabilirsiniz. Ama inanın yoklar. Dizinin Emmy ödüllerinde tam 11 adaylığı var.

Bu adaylıkların en önemlilerinden bazıları:

  • En İyi Drama Dizisi
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Yönetmenlik
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Casting
  • En İyi Müzik Kompozisyonu
  • Bir Drama Dizisinde En İyi Senaryo

Dizi Golden Globe (Altın Küre) ödül töreninde ise En Drama Dizisi ve Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini evine götürdü. Sırada Emmy ödülleri var. Ben yapımın törenden en az birkaç ödül ile ayrılmasını istiyorum ve ümit ediyorum.

Diziyi hala izlememişseniz inanın bu yılın en iyi dizilerinden birini kaçırıyorsunuz. The Crown, çok kaliteli bir yapım ve her ayrıntısını incelemeniz, hayranlıkla döneme tanıklık etmeniz için sizleri bekliyor.

 

Okumaya Devam Et

Facebook

Bombalamasyon

Genel1 gün ago

Bir Stephen King Uyarlaması: “IT” Film İncelemesi

Kaliteli filmlerin ülkemize geç gelişinden ya da hiç gelmeyişinden muzdaribiz. Geç gelmeyenler ise popüler filmler oluyor. Yani sinemada Imax kalitesiyle,...

Bomba4 gün ago

Çocukluğumuz Bir Bir Eriyor: Toys ‘R’ Us İflasını Açıklamak Üzere!

Geek olmamızın belki de ilk meydana çıktığı yıllardı. O yıllar bakkallar fasikül halinde Spider-Man sayıları satar, lunapark için Tatilya’ya gider,...

Bomba4 gün ago

Çizgi Roman: The Defenders #5 İncelemesi

Defenders 5.sayı geldi çattı. Ben de arkada Defenders soundtrack’ini açtım okudum. Şansıma aksiyon çok yoktu. Aksiyonu az ama eğlencesi bol...

Bomba6 gün ago

Emmy Ödül Törenine Saatler Kala, Bir En İyi Dizi Adayı: The Crown

Zaman zaman dizi dünyasının Oscar’ı diye de hitap edilen Emmy ödül törenine saatler kalmışken, kendime izlemiş olduğum dram dalında en...

Bomba2 hafta ago

Jeneriği ile Akıllara Kazınmış 15+2 Efsane Televizyon Dizisi!

Bir dizinin en önemli öğesi jeneriğidir. Bu cümlemi direkt kıran bir dizi var Ray Donovan. Jenerik kullanmıyor. Sert bir mizacı...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones: Kitaplarda Hala Hayatta Olan Karakterler!

George R.R. Martin acımadan karakter öldüren bir yazar olabilir fakat öyle karakterler var ki dizi yapımcıları öldürse de sevimli yazarımız...

Bomba3 hafta ago

Inhumans Imax İncelemesi, İlk İzlenim

İlk önce film olması planlanan, daha sonra diziye evrilen Inhumans’ın ilk 2 bölümü Imax sinemalarda gösterime girdi. Amerika’da ABC kanalının...

Bomba3 hafta ago

Beyaz Perde’de Boy Göstermiş Can Alıcı 11 Kadın!

Daha önce en efsane kötü karakterler videosu ile karşınıza çıkmıştık. Şimdi ise iyisiyle, kötüsüyle, çılgınıyla, tatlısıyla, kurbanlık koyun gibi insan...

Bomba3 hafta ago

Game of Thrones’u Neden Bu Kadar Çok Seviyoruz? Nedir bu Game of Thrones Manyaklığı?

Manyak, kelimesi burada kötü anlama gelmemektedir. Ülkemizde tatlı kişilere manyak tepkisini veririz. Ve bu ülke, kalıbımı basarım ki Game of...

Bomba4 hafta ago

Game of Thrones 7.Sezon Finali “The Dragon and the Wolf” İncelemesi ve Akılda Kalanlar

“Karlar yağdığında ve ak rüzgarlar estiğinde yalnız kurt ölür ama sürü yaşamayı sürdürür.” SPOILER Dizinin asıl müziği en hafif halinde...

Bomba